Gönderi
Diyojen (Sinoplu Diogenes), MÖ 4. yüzyılda yaşamış, Kinik (Sinik) okulun en uç örneğiydi. Felsefesi tek bir fikre dayanıyordu: insanı asıl özgür kılan şey, hiçbir şeye ihtiyaç duymamaktır. Bu inancı o kadar ciddiye almıştı ki neredeyse hiçbir şeyi yoktu — bir asa, bir torba, bir hırka. Atina'da bir fıçının (aslında büyük bir seramik küpün) içinde yaşıyordu. Elinde tek kâse vardı; bir gün bir çocuğun avuçlarıyla su içtiğini görünce "bir çocuk beni sadelikte geçti" deyip kâseyi de fırlatıp attı.
Bir gün, o dönemin bilinen dünyasının en güçlü adamı Büyük İskender Korint'e geldi. Herkes onu görmeye, önünde eğilmeye koşuyordu — ama Diyojen umursamadı, gelip onu ziyaret etme zahmetine bile girmedi. Bunun üzerine İskender, merakına yenilip filozofu kendi ayağına gitti. Diyojen'i bir meydanda, güneşin altında sırtüstü uzanmış dinlenirken buldu.
İskender üstünde dikildi ve dünyanın en cazip teklifini yaptı: "Benden ne dilersen iste." İmparatorluğun kapıları açıktı — altın, mevki, ne isterse.
Diyojen gözlerini kısarak ona baktı ve sadece şunu söyledi:
"Gölge etme, başka ihsan istemem." (Yani: "Biraz kenara çekil de güneşimi kapatma.")
Etraftaki herkes dondu kaldı. Dünyayı fetheden adama "şu an benim için yapabileceğin en değerli şey, çekilip güneşimi engellememendir" demişti. İskender'in elindeki tüm güç, bir anda hiçbir şeye ihtiyacı olmayan bir adamın karşısında anlamını yitirmişti.
Ama hikâyenin asıl çarpıcı yanı İskender'in tepkisi. Etrafındakiler bu küstah ihtiyarla alay edip gülerken, İskender ciddileşti ve şöyle dedi:
"İskender olmasaydım, Diyojen olmak isterdim."
İşin güzelliği burada: Tüm dünyaya sahip olan adam, hiçbir şeye sahip olmayan adama imreniyordu. Çünkü Diyojen'in sahip olduğu tek şey — hiçbir şeye muhtaç olmamanın getirdiği o mutlak özgürlük — İskender'in bütün ordularıyla bile fethedemeyeceği tek şeydi.
K
Kaan Çoban@kaancoban · 12g
Kaan Çoban Diyojen (Sinoplu Diogenes), MÖ 4. yüzyılda yaşamış, Kinik (Sinik) okulun en uç örneğiydi. Felsefesi tek bir fikre dayanıyordu: insanı asıl özgür kılan şey, hiçbir şeye ihtiyaç duymamaktır. Bu inancı o kadar ciddiye almıştı ki neredeyse hiçbir şeyi yoktu — bir asa, bir torba, bir hırka. Atina'da bir fıçının (aslında büyük bir seramik küpün) içinde yaşıyordu. Elinde tek kâse vardı; bir gün bir çocuğun avuçlarıyla su içtiğini görünce "bir çocuk beni sadelikte geçti" deyip kâseyi de fırlatıp attı. Bir gün, o dönemin bilinen dünyasının en güçlü adamı Büyük İskender Korint'e geldi. Herkes onu görmeye, önünde eğilmeye koşuyordu — ama Diyojen umursamadı, gelip onu ziyaret etme zahmetine bile girmedi. Bunun üzerine İskender, merakına yenilip filozofu kendi ayağına gitti. Diyojen'i bir meydanda, güneşin altında sırtüstü uzanmış dinlenirken buldu. İskender üstünde dikildi ve dünyanın en cazip teklifini yaptı: "Benden ne dilersen iste." İmparatorluğun kapıları açıktı — altın, mevki, ne isterse. Diyojen gözlerini kısarak ona baktı ve sadece şunu söyledi: "Gölge etme, başka ihsan istemem." (Yani: "Biraz kenara çekil de güneşimi kapatma.") Etraftaki herkes dondu kaldı. Dünyayı fetheden adama "şu an benim için yapabileceğin en değerli şey, çekilip güneşimi engellememendir" demişti. İskender'in elindeki tüm güç, bir anda hiçbir şeye ihtiyacı olmayan bir adamın karşısında anlamını yitirmişti. Ama hikâyenin asıl çarpıcı yanı İskender'in tepkisi. Etrafındakiler bu küstah ihtiyarla alay edip gülerken, İskender ciddileşti ve şöyle dedi: "İskender olmasaydım, Diyojen olmak isterdim." İşin güzelliği burada: Tüm dünyaya sahip olan adam, hiçbir şeye sahip olmayan adama imreniyordu. Çünkü Diyojen'in sahip olduğu tek şey — hiçbir şeye muhtaç olmamanın getirdiği o mutlak özgürlük — İskender'in bütün ordularıyla bile fethedemeyeceği tek şeydi.
Henüz yorum yok
Yorum yapmak için giriş yap