Hasta çocuk
Velitrae’de, asilzade olmayan bir ailede Gaius Octavius doğdu. Ömrü boyunca hasta olacaktı — ve odadaki herkesten uzun yaşayacaktı.
Caesar tacı istediği için öldürüldü. Augustus, istemediğini söyleyerek her şeyi aldı — ve elli yıl bir rol oynadı.
Augustus (MÖ 63 – MS 14), Roma’nın ilk imparatoru — ama kendine asla “imparator” ya da “kral” demedi. Bir cumhuriyeti yıkmadan içini boşalttı ve iki yüzyıl sürecek bir barış kurdu. Bu, tacı reddederek nasıl kral olunacağının hikâyesi. Ve bu sayfada okuyucu kahraman değil: kandırılan.
Ankara’da, Ulus’ta, Hacı Bayram Camii’nin hemen yanında bir duvar var. Üstünde, iki bin yıldır, bir adamın kendi hayatını kendi ağzından anlattığı metin yazılı — Latince ve Yunanca. Bugün dünyada bu metnin en eksiksiz kopyası orada, Roma’da bile değil. Adı Res Gestae Divi Augusti: “Tanrısal Augustus’un Yaptıkları”. Ölmeden önce yazdı ve imparatorluğun her yerinde kopyalanmasını emretti.
Ankara · Ulus · Hacı Bayram Camii’nin yanındaki duvar. İki bin yıldır bir adam kendi hayatını kendi ağzından anlatıyor. Burada söylenene değil — olana bakacaksın.
“Nüfuz bakımından herkesin üstündeydim. Ama resmî yetki bakımından, görevde bana meslektaş olanlardan fazlasına sahip değildim.”
Cumhuriyet’i kendi denetimimden Senato’nun ve Roma halkının yetkisine devrettim.
Nüfuz bakımından herkesin üstündeydim; ama resmî yetkim meslektaşlarımdan fazla değildi.
Devleti kral ya da diktatör olarak değil, princeps — "birinci vatandaş" — olarak yönettim.
Bana sunulan diktatörlüğü kabul etmedim.
Tapınakları onardım, oyunlar verdim, halka tahıl ve para dağıttım — cömertliğimle.
MÖ 63’te, Velitrae adlı taşra kasabasında Gaius Octavius doğdu. Ailesi asilzade değildi; babası ailede Senato’ya giren ilk kişiydi. Ve çocuk hastaydı — ömrü boyunca. Suetonius’un tarifi neredeyse acıklıdır: solunum problemleri, deri hastalıkları, mesane taşları. Soğuğa dayanamazdı, sıcağa dayanamazdı, cereyandan korkardı. Hayatı boyunca defalarca ölümün eşiğine geldi. Şimdi listeye bakın.
| Kim | Nasıl gitti | Yaş |
|---|---|---|
| Julius Caesar | 23 bıçak | 55 |
| Cicero | Kellesi forumda sergilendi | 63 |
| Brutus | İntihar | 43 |
| Cassius | İntihar | 42 |
| Marcus Antonius | İntihar | 53 |
| Kleopatra | İntihar | 39 |
| Octavius (Augustus) | Yatağında, uykusunda | 75 |
Roma’nın en güçlü, en sağlam, en ölümcül adamlarının hepsi öldürüldü. Hasta çocuk yatağında öldü.
18 yaşındaydı ve Apollonia’da — bugünkü Arnavutluk kıyısında — okuyordu. İlk haber geldi: Caesar öldürüldü. Sonra ikincisi, çok daha tehlikelisi: Caesar vasiyetinde onu evlat edinmiş ve mirasının dörtte üçünü ona bırakmıştı. Ailesi dehşete düştü ve hepsi aynı şeyi söyledi: kabul etme. Mantıkları kusursuzdu — Caesar’ın adını almak, Caesar’ın düşmanlarını almaktı. Roma’da altmış adam vardı, elleri hâlâ kanlıydı.
Karşısında Marcus Antonius: konsül, Caesar’ın sağ kolu, orduların sevgilisi, 20 yaş büyük. Octavius’un elinde ne vardı? On sekiz yaş, kronik astım ve bir kasaba soyadı. Kabul etti. Ve tarihteki en zeki ilk hamlesini yaptı: o günden itibaren kendine Gaius Julius Caesar demeye başladı.
Tarihsel not · "Octavianus" ismini biz uydurduk — modern tarihçiler karışmasın diye. Kendisi o ismi hayatında bir kez bile kullanmadı. Ordusu yoktu, parası yoktu, itibarı yoktu. Bir İSMİ vardı — ve sermayesi buydu.
Roma’ya geldi. Antonius onu kapıda karşıladı ve güldü — Caesar’ın parasını elinde tutuyor, bir çocuğa hesap vermeye niyeti yoktu. Caesar vasiyetinde her Roma vatandaşına 300 sesterce bırakmıştı; Antonius ödemiyordu. Octavianus kendi malını sattı ve parayı kendi cebinden ödedi. Bir gecede, Antonius’un hazinesi Octavianus’un itibarına dönüştü. Adam siyasete başlamamıştı bile ve zaten hepsinden iyiydi.
Anahtarı çevir. Kalabalığın tepkisine bak — değişen tek şey bir isim.
Kim bu? Sarraf torunu, hasta bir delikanlı. Kalabalık omuz silker.
Cicero — Roma’nın en büyük hatibi, Cumhuriyet’in son gerçek savunucusu — bir plan yaptı: çocuğu Antonius’a karşı kullan, sonra at. Antonius’a karşı hayatının konuşmalarını yaptı (Philippica’lar). Aynı anda Octavianus’u Senato’da destekledi. Ve bir mektupta bir espri yaptı.
Latince cümledeki altı çizili kelimeye dokun. Octavianus’un gördüğü şeyi kendi parmağınla gör.
Laudandum adulescentem, ornandum, .
Cicero, Roma’nın en zeki adamı, herkesin duyacağı bir yerde açık açık şunu söyledi: bu çocuğu şişireceğiz, sonra ondan kurtulacağız. Espri güzeldi; Roma güldü. Octavianus da duydu.
Tarihsel not · MÖ 43 Aralık: İkinci Triumvirlik kuruldu ve bir proscriptio listesi hazırlandı. Antonius’un tek şartı vardı — Cicero. Octavianus iki gün direndi, sonra imzaladı. Cicero’nun kellesi ve Philippica’ları yazan elleri forumdaki kürsüye çivilendi. Esprisi doğruydu; sadece özneyi yanlış seçmişti.
Şimdiye kadar bu hikâyeyi okurken muhtemelen Octavianus’u sevdiniz: zeki, cesur, ezilen taraf. Durun. MÖ 43 Aralık’ta Octavianus, Antonius ve Lepidus İkinci Triumvirlik’i kurdu ve Sulla’nın icadını dirilttiler: proscriptio.
Bu liste bitmeyecek gibi hissettirecek — çünkü asıl mesele bu. Cevap: 2.300 kişi.
Adı listede olan herkes yasal olarak öldürülebilirdi ve malı öldürene kalırdı. İnsanlar komşularını, oğullar babalarını, köleler efendilerini ihbar etti.
Caesar bunu YAPMAMIŞTI — herkesi affetmişti, ve onu öldüren şey de tam olarak buydu. Evlatlık oğlu dersini almıştı: merhamet öldürür.
MÖ 42, Philippi — Caesar’ın katilleriyle hesaplaşma. Antonius muhteşem savaştı. Octavianus çadırında hastaydı; düşmanları yıllarca “savaş boyunca bir bataklıkta saklandı” dedi. Muhtemelen abartıydı, ama şu değil: Octavianus kötü bir generaldi. Cesur değildi, saha içgüdüsü yoktu, kılıçla arası yoktu. Ve çoğu insanın aksine ne kendini kandırdı ne telafi etmeye çalıştı. Ne olmadığını kabul etti — ve o boşluğu dolduracak adamı buldu.
Marcus Vipsanius Agrippa. Octavianus’un okul arkadaşı, yaşıtı ve muhtemelen Roma tarihinin en yetenekli askerî mühendisi. Donanmayı sıfırdan kurdu, yeni bir savaş aleti icat etti (harpax — mancınıkla fırlatılan kancalı halat), Naulochus’u kazandı, Actium’u kazandı, Roma’nın su kemerlerini yaptı, kanalizasyonunu yeniledi, Pantheon’un ilk hâlini dikti. Yani Augustus’un bütün zaferleri Agrippa’nındı.
Ve asıl mesele: Agrippa hiçbir zaman ihanet etmedi. Bir kez bile. Ordu onu seviyordu; istese herhangi bir an gücü alabilirdi, kimse durduramazdı. Almadı. Çünkü Octavianus onu asla tehdit görmedi, kıskanmadı, küçültmedi. Tam tersi: kızını ona verdi, vârisi ilan etti, ağır hastalandığında yüzüğünü ona uzattı — yani “ben ölürsem devlet senin.” Roma tarihi üstünü kıskanan generallerle dolu, ve bir tane bile Agrippa yok.
Augustus’un dehası savaş kazanmak değildi. Agrippa’yı bulmak ve elli yıl boyunca onu kaybetmemekti. Bunu yapabilmek için bir şeye ihtiyacınız var ve o zekâ değil: kendi hakkındaki gerçeği kaldırabilmek. Caesar bunu yapamazdı; her şeyin merkezi olmak zorundaydı. Augustus, merkezde olmayı değil, merkezi kurmayı istiyordu.
İkinci sütun: Maecenas. Savaşmazdı, yönetmezdi, resmî hiçbir görevi yoktu. Kültür bakanıydı — o unvan icat edilmeden 1900 yıl önce. Octavianus’un problemi meşruiyetti: kasabalı, sarraf torunu, hasta bir çocuk, katliamla iktidara gelmiş. Bunu nasıl güzelleştirirsiniz? Bir kanunla değil — bir destanla.
Maecenas, Vergilius’a Aeneis’i sipariş etti. Ve Vergilius’un Aeneas’ı kimdir? Görevine sadık, dindar, kendi mutluluğunu devlet için feda eden, kaderi Roma’yı kurmak olan adam — yani Augustus’un idealize edilmiş portresi, mitolojik geçmişe yerleştirilmiş. Vergilius öldüğünde eseri bitirememişti ve yakılmasını istedi; Augustus emri iptal etti ve yayınlattı. Latin edebiyatının en büyük eseri, bir siyasi kampanyanın parçasıydı — ve o kadar iyi yazılmıştı ki iki bin yıl sonra hâlâ okuyoruz. Caesar kendi propagandasını kendi yazdı; Augustus ona Vergilius’u yazdırdı.
Üçlü’nün üçüncüsünü hatırlıyor musunuz? Lepidus? Kimse hatırlamıyor, ve sebebi bu sahne. MÖ 36’da Sicilya’yı kapmaya kalktı; Octavianus tek başına, silahsız, onun kampına yürüdü ve askerlerine konuştu. Askerler saf değiştirdi. Octavianus onu öldürmedi — bütün unvanlarını aldı, sadece Pontifex Maximus’u bıraktı (ömür boyu, iptal edilemez) ve ev hapsine gönderdi. Lepidus orada 24 yıl yaşadı ve unutuldu. Çok Augustusçu bir çözüm: merhametli değil, zalim de değil — silme. Adamı öldürseydi şehit olurdu; yaşattı ve hiçliğe çevirdi.
Sonunda iki adam kaldı: Batı’da Octavianus, Doğu’da Antonius. Ve korkunç bir problem vardı: Roma iç savaştan bıkmıştı. Antonius’a savaş ilan etmek “hadi bir tur daha” demekti; kimse gelmezdi. Çözüm, modern siyasetin doğum belgesidir.
Octavianus’un problemi: Roma iç savaştan bıkmıştı. Çözümü modern siyasetin doğum belgesiydi.
Aynı savaş. Aynı Antonius. Aynı Actium. Değişen tek şey: hangi çerçeveden bakıldığı.
MÖ 31, Actium. Agrippa kazandı. (Tabii ki Agrippa kazandı.)
Önceki yazıyı okuyanlar için, tüylerinizi diken diken edecek bir sahne. İskenderiye’yi aldıktan sonra Octavianus Büyük İskender’in mezarını görmek istedi.
İskender’in bir heykelinin önünde durdu ve AĞLADI — çünkü geç kalmıştı, çünkü İskender onun yaşındayken dünyayı fethetmişti, çünkü kendini yetersiz hissediyordu.
İskender’in lahdini açtırdı, baktı, altın bir taç koydu, çiçek serpti. Ptolemaios’ların mezarlarını görmek ister misiniz diye soranlara: "Ben bir kral görmeye geldim, ceset görmeye değil."
Caesar İskender OLMAK istiyordu. Augustus, İskender’e taç TAKAN adamdı.
Tarihsel not · Cassius Dio, Augustus’un dokunurken kazara İskender’in burnunu kırdığını yazar. Muhtemelen dedikodu — ama muhteşem bir dedikodu.
Caesarion 17 yaşındaydı. Kleopatra’nın Julius Caesar’dan olan oğlu — yani Caesar’ın tek biyolojik oğlu. Octavianus’un bütün iktidarı "Caesar’ın oğlu" olmasına dayanıyordu; ama o evlatlıktı, kâğıt üstündeydi. Ortada gerçek bir Caesar oğlu vardı ve o Octavianus değildi. Kleopatra çocuğu Hindistan’a kaçırmaya çalıştı; yakalandı, kandırılıp geri getirildi. Octavianus danışmanı Areios Didymos’a sordu ne yapmalı diye. Areios, Homeros’a nazire yaparak bir kelime oyunu yaptı: "Çok Caesar olması iyi değildir." — danışman Areios Didymos, Homeros’a nazire yaparak ("çok kral olması iyi değildir").
Caesarion öldürüldü. Octavianus, hayatını borçlu olduğu adamın tek gerçek oğlunu, o adamın adını kullanabilmek için öldürdü. Cicero’nun kelime oyunu bir adamı öldürmüştü. Areios’un kelime oyunu bir hanedanı bitirdi. Bu hikâyede espriler siler.
MÖ 27, 13 Ocak. Octavianus Senato’ya girdi. Otuz altı yaşındaydı; bütün rakipleri ölmüştü, bütün lejyonlar onundu, Mısır’ın hazinesi cebindeydi. Ona hayır diyebilecek tek bir insan yoktu. Ve ayağa kalkıp her şeyi geri verdi. Salon dondu. Ve sonra senatörler — çoğu onun tarafından atanmış — dehşete kapıldı: o giderse ne olacaktı? Yeni bir iç savaş, yeni bir Philippi. Barış sadece dört yıldır vardı ve bu adam yüzünden vardı. Yalvardılar.
Caesar’ın Rubicon’unu hatırlıyor musun? Bu, onun kasıtlı tersi. Orada seçim dünyayı değiştirdi. Burada…
MÖ 27, 13 Ocak. Sen bir senatörsün. Otuz altı yaşındaki Octavianus ayağa kalktı ve her şeyi — bütün yetkilerini, eyaletlerini, ordularını — Senato’ya geri verdi. "Cumhuriyet yeniden kuruldu," dedi. Salon dondu. Sıra sende. Ne yaparsın?
Ona yeni bir isim verdiler: Augustus — “yüce, kutsanmış”, o güne kadar yalnız tapınaklar için kullanılan bir kelime. Ama dikkat: yaptığı şey numara değildi. Yetkileri gerçekten bıraktı, yasalar gerçekti, Senato toplanıyordu, konsüller seçiliyordu. Adam Cumhuriyet’i yıkmadı — içine yerleşti. Kendine kral demedi (rex Caesar’ı öldüren kelimeydi), diktatör demedi (MÖ 22’de teklif edilince dizlerinin üstüne çöküp togasını yırtarak reddetti). Kendine princeps — “birinci vatandaş” — dedi.
Caesar tacı istedi ve 23 bıçak yedi.
Augustus tacı iterek her şeyi aldı ve tanrı ilan edildi.
Numara neredeydi? Augustus eyaletleri ikiye ayırdı: sakin, barışçıl olanlar Senato’nun; sınırdaki, tehlikeli olanlar — “oralarda düzeni sağlamak gerekiyordu, ne yazık ki” — kendisinin. Bilin bakalım lejyonlar hangi eyaletlerdeydi?
Şimdi dürüst olalım: işe yaradı. Pax Romana onunla başladı ve iki yüzyıl sürdü. Akdeniz havzası tarihinde ilk kez tek bir hukuk ve tek bir para altında yaşadı; insanlar İspanya’dan Suriye’ye korsan korkusu olmadan seyahat etti.
Janus Tapınağı’nın kapıları yalnızca Roma hiçbir yerde savaşmazken kapatılırdı.
İşe yaradı: Pax Romana onunla başladı ve iki yüzyıl sürdü.
Augustus ahlakı yasalaştırdı. Lex Julia: zinayı suç hâline getirdi (o güne kadar aile meselesiydi), evlenmeyeni cezalandırdı, çocuksuzu mirastan mahrum etti. Augustus, Roma’yı yasayla yeniden aile kurmaya zorladı. Ve tek bir biyolojik çocuğu vardı: Julia. Zeki, esprili ve babasının anlattığına göre inatçı. Onu üç kez evlendirdi ve hiçbirinde ona sorulmadı:
MÖ 2’de Augustus, kendi kızını, kendi yazdığı zina yasasıyla — halka açık, isim isim — suçladı. Julia, Pandateria adasına sürüldü: şarap yasak, erkek yüzü yasak, ziyaretçi yasak. Babası onu bir daha hiç görmedi. Augustus öldükten sonra Tiberius nafakasını kesti; Julia açlıktan öldü.
Kızına ve iki torununa "üç yaram" derdi. Bir keresinde: "Keşke hiç evlenmemiş ve çocuksuz ölmüş olsaydım."
Suçlama gerçek miydi? Bilinmiyor. Julia’nın "sevgilileri" denen adamların hemen hepsi tahtta hak iddia edebilecek ailelerdendi — yani muhtemelen bir zina davası değil, bir darbe temizliğiydi. Adam bütün imparatorluğa aile değerlerini dayattı ve o yasanın ilk büyük kurbanı kendi kızı oldu.
Ve şimdi hayatının gerçek trajedisi. Augustus bir hanedan kurmak istedi — ve ölüm, seçtiği her adamı sırayla yedi. Beş vâris. Hepsi genç. Hepsi o hayattayken.
Geriye kalan tek kişi: Tiberius — istemediği adam.
kaydırınca teker teker sönen sürüm yüklenirbasementonfire.comMS 9. Augustus 71 yaşında. Germania’da valisi Varus’un güvendiği bir danışman vardı: Arminius. Arminius — Germen reisinin oğlu, Roma’da rehin büyütülmüş, vatandaş yapılmış, şövalye rütbesi verilmiş, Roma ordusunda subay. Latince konuşuyordu. Varus ona kardeş gibi güveniyordu. Üç gün sürdü: yağmur, çamur, daralan patikalar, dört yandan ok. XVII., XVIII. ve XIX. lejyonlar yok edildi. Varus kılıcının üstüne atladı; ele geçen subaylar Germen sunaklarında kurban edildi.
Suetonius’a göre Augustus aylarca sakalını ve saçını kesmedi, kapılara kafasını vurdu, geceleri sarayda bağırarak dolaştı. Genişlemeyi o gün durdurdu; Roma bir daha kalıcı olarak Ren’in ötesine geçmedi.
Roma lejyon numaralarını geri dönüştürürdü — bir lejyon yok olsa numarası yeniden kullanılırdı. Bu üçü hariç.
Roma’da lejyon numaraları geri dönüştürülürdü; bir lejyon yok olsa numarası yeniden kullanılırdı. XVII, XVIII ve XIX bir daha asla kullanılmadı — imparatorluğun sonuna kadar boş kaldı. Bazı anıtlar taştan olmaz. Bazıları boşluktan olur.
Velitrae’de, asilzade olmayan bir ailede Gaius Octavius doğdu. Ömrü boyunca hasta olacaktı — ve odadaki herkesten uzun yaşayacaktı.
Apollonia’da bir haber: Caesar öldürüldü. Sonra ikincisi: seni evlat edindi. 18 yaşındaki çocuk kabul etti ve kendine "Caesar" demeye başladı.
İkinci Triumvirlik + proscriptio. 2.300 isim. En sonunda: Cicero — bir zamanlar "bu çocuğu şişirip atarız" diyen adam.
Agrippa savaşı kazandı, Octavianus çadırında hastaydı. Ve ne olmadığını kabul etme dehasını gösterdi.
Savaşı Antonius’a değil, Kleopatra’ya açtı — modern siyasetin doğum belgesi. Agrippa kazandı.
Her şeyi Senato’ya "geri verdi", onlar da yalvarıp geri aldırdı. Yeni bir isim: Augustus. Cumhuriyet’i yıkmadı — içine yerleşti.
Zinayı suç yapan yasayı kendi kızı Julia’ya uyguladı; onu bir adaya sürdü ve bir daha görmedi.
Teutoburg’da üç lejyon yok oldu. XVII, XVIII, XIX numaraları bir daha asla kullanılmadı.
"Oyun bitti, alkışlayın." Yatağında, uykusunda öldü. Bir ay sonra tanrı ilan edildi.
Augustus’un kurduğu makamın son sahibi Konstantinopolis surlarında öldü. Ve şehri alan padişah kendine "Kayser-i Rûm" dedi.
MS 14, 19 Ağustos, Nola — babasının öldüğü oda. Augustus 75 yaşındaydı ve ölüyordu — odayı seçmişti: babasının öldüğü oda. Elli yedi yıl önce Apollonia’da bir haber almış hasta bir çocuktu; şimdi Akdeniz’in tamamı onun kurduğu sistemle yönetiliyordu ve kimse başka bir dünya hatırlamıyordu. Son gününde bir ayna istedi, saçını taratmayı ve çökmüş yanaklarını düzeltmeyi emretti. Sonra arkadaşlarını çağırıp sordu:
“Rolümü hayat oyununda iyi oynadım mı sizce?”
Onayladılar. Ve Augustus, Roma komedilerinde oyun bittiğinde aktörlerin seyirciye söylediği kapanış repliğini söyledi:
Roma komedilerinde oyun bitince aktörlerin seyirciye söylediği kapanış repliği. Elli yıl "ben sıradan bir vatandaşım, yetkim yok, sadece nüfuzum var" diyen adam, ölmeden birkaç saat önce açıkça "bu bir oyundu" dedi. Tarihte hiç kimse kendi hilesini bu kadar zarif bir cümleyle itiraf etmedi.
"Livia, evliliğimizi unutma. Hoşça kal." — 51 yıllık eşine, son kelimeleri. Bir ay sonra Senato onu tanrı ilan etti: Divus Augustus. Bir senatör ruhunun göğe yükseldiğini gördüğüne yemin etti. (Livia ona büyük bir para ödedi. Bu da kayıtlarda.)
İki adam. Aynı aile. Aynı isim. Aynı imkânsız hedef: Roma’yı tek bir insanın etrafında yeniden kurmak. Ama ölürken söyledikleri her şeyi anlatır.
Riski seven, hızı seven adam. Beş yıl sonra bir salonun zemininde, kendi affettiği adamların bıçakları altında öldü.
Elli yıl bekledi, oynadı, reddetti, ısrar ettirdi. Yatağında, uykusunda, yetmiş beş yaşında öldü ve tanrı ilan edildi.
Roma tacı isteyen adamı öldürdü; istemiyormuş gibi yapan adama tanrılık verdi ve iki yüzyıl barış içinde yaşadı. Caesar bir unvan oldu — Kaiser, Çar, Kayser-i Rûm. Augustus bir ay oldu — Ağustos. Biri hükmetmenin adı, diğeri senenin en sıcak ayı.
Ama asıl mesele: Augustus’un kurduğu sistem — princeps fikri, hiçbir şeyin resmen değişmediği ama her şeyin değiştiği düzen — Roma’yı 400 yıl daha, Doğu’da 1400 yıl daha yaşattı. 1453’te Konstantinopolis’in surlarında ölen son imparator, Augustus’un kurduğu makamın son sahibiydi. Ve o surları aşan adam kendine bir unvan seçti: Kayser-i Rûm.
Augustus MÖ 27’de Senato’ya girip "her şeyi geri veriyorum" dedi. Bu neydi?