Korsanlar
Genç bir Romalı, korsanların istediği fidyeyi az bulup yükseltir. Serbest kalınca döner ve hepsini çarmıha gerdirir — ama acı çekmesinler diye önce boğazlarını kestirir.
Onu en çok seven adamlardan biri öldürdü. Ve onu öldürenler, kurtarmaya çalıştıkları şeyi kendi elleriyle gömdüler.
Gaius Julius Caesar (MÖ 100–44), Roma Cumhuriyeti’ni bitiren ve adı iki bin yıl boyunca “hükmeden” anlamına gelen komutan ve diktatördür. Bu, onun nasıl yükseldiğinin değil, onu neyin öldürdüğünün hikâyesi — ve cevabın, tahmin ettiğinizden çok daha rahatsız edici olduğunun.
MÖ 75 civarı. Ege’de, Farmakusa açıklarında bir grup Kilikyalı korsan bir gemi bastı. İçinden 25 yaşında bir Romalı çıktı. Korsanlar fidyeyi konuştu: yirmi talent — bir adamın ömrü boyunca göremeyeceği kadar gümüş. Genç Romalı güldü. Yirmi mi? Kendisinin kim olduğunu biliyorlar mıydı? Elli isteyeceklerdi. Elliden aşağısı hakaretti.
Sonraki 38 gün, esaret tarihinin en tuhaf günleridir. Genç adam korsanların arasında şiir yazdı, yazdıklarını onlara zorla okudu, beğenmeyenlere “cahil barbar” dedi, uyumak istediğinde susmalarını emretti — ve sustular. Ve neredeyse her gün gülümseyerek aynı şeyi söyledi: serbest kaldığımda geri gelip hepinizi çarmıha gereceğim. Korsanlar kahkahayı bastı. Ne tatlı çocuk.
Kaydır. Talent, antik dünyanın en büyük para birimiydi — bir talent yaklaşık 26 kilo gümüş.
Bu adam riski senin gibi hesaplamıyordu. Serbest kalınca döndü, korsanların hepsini yakaladı ve söz verdiği gibi çarmıha gerdi — ama önce, acı çekmesinler diye boğazlarını kestirdi. Onlara ısınmıştı.
Geriye saralım. Caesar, MÖ 100 civarında doğdu. Ailesi — gens Julia — asilzadeydi, hatta tanrıça Venüs’ün soyundan geldiğini iddia ediyordu. Kâğıt üstünde muhteşem; pratikte parasız, güçsüz, yakın kuşaklarında konsül çıkaramamış orta hâlli bir hanedan. On altısındayken babası bir sabah ayakkabısını giyerken düştü ve öldü. Caesar ailenin reisi oldu.
Ve tam o sıralarda Roma, Sulla adında bir adamın eline geçti. Sulla’nın “proscriptio” denen bir icadı vardı: forumda asılan bir liste. Adınız listedeyse yasal olarak öldürülebilirdiniz, malınız da sizi öldürene kalırdı. Bürokratikleştirilmiş cinayet. Caesar’ın halası Marius’un karısıydı; kendi karısı Cornelia ise Sulla’nın bir başka baş düşmanı Cinna’nın kızıydı. Yani Caesar yanlış ailenin içinde, yanlış kadınla evli, yanlış zamanda duruyordu.
Sulla ona basit bir emir gönderdi: karını boşa. Roma’nın en güçlü adamı, on sekiz yaşında bir çocuğa. Bunu yapmamak intihardı; kabul eden herkes hayatta kaldı. Caesar reddetti — rahipliğini, karısının drahomasını, mirasını kaybetti ve kaçtı. Sabin dağlarında, sıtma içinde, her gece saklandığı yeri değiştirerek dolaştı; Sulla’nın adamlarına yakalandı, rüşvetle kurtuldu. Sonunda Vesta rahibeleri ve akrabaları araya girdi. Sulla homurdanarak affetti ve — rivayete göre — şunu söyledi:
“İstediğinizi alın. Ama bilin ki bu kadar uğruna savaştığınız çocuğun içinde bir sürü Marius var.”
Sulla haklıydı. Ve tarih boyunca hiç kimse kendi ölüm fermanını bu kadar isabetli yazmamıştır.
İskender’in bir portresinin karşısında Caesar’ın gözyaşlarına boğulduğu meşhur sahneyi çoğumuz biliriz: İskender onun yaşındayken çoktan dünyanın yarısını fethetmişti, o ise hâlâ kayda değer hiçbir şey yapmamıştı. Bu sahne, Caesar’ın bir hırs tarafından değil, bir saat tarafından yönetildiğini anlatır. Geç kalmıştı ve bunu biliyordu; sonraki yirmi yılda yaptığı hiçbir şeyi, o aceleyi hesaba katmadan anlayamazsınız.
Tarihsel not · Ama sahnenin ayrıntıları kaynaklara göre değişir. Suetonius bunu Gades’teki Herkül tapınağında, bir İskender heykeli önünde ve Caesar kvestörken (~31 yaşında) anlatır — üstelik ağlamaz, derin bir iç çeker. Plutarkhos ise İskender hakkında bir kitap okurken ve yıllar sonra (~39 yaşında) ağladığını yazar; onun anlatımında Gades de heykel de yoktur. “39 yaşında hiçbir şey değildi” ifadesi yalnızca Plutarkhos’un yerleştirmesinde doğrudur. İki bin yıldır tek bir sahne diye andığımız şey, aslında iki farklı hikâyedir.
Kesin olan şu: bu adam borç içindeydi. Kamu görevine başlamadan önce 1.300 talent — bugünkü parayla milyonlarca dolar — borcu olduğu söylenir. Roma’nın en zengin adamı Crassus onun 830 talentine kefil olmuştu, çünkü Caesar’ın borcu o kadar büyüktü ki artık Crassus’un problemiydi.
MÖ 63. Roma’nın en yüksek dinî makamı — Pontifex Maximus, ömür boyu — boşaldı. Caesar aday oldu. Rakipleri Roma’nın en kıdemli, en saygın devlet adamlarıydı; Caesar 37 yaşındaydı ve zaten batmıştı. Yine de seçimi satın almaya çalıştı — elinde olmayan parayla. Kaybederse sadece iflas etmeyecek, Roma’yı terk etmek zorunda kalacaktı. Seçim sabahı annesi Aurelia onu kapıya kadar geçirdi. Caesar döndü:
“Anne, bugün beni ya pontifex maximus olarak görürsün ya da sürgünde.”
Kazandı.
MÖ 60’ta Caesar, Roma tarihinin en pahalı el sıkışmasını yaptı. Bir masaya üç adam oturdu; üçünün de ihtiyacı olan şeye yalnızca biri sahipti. Anlaşma basitti: üçü birlikte Cumhuriyet’i yönetecekti. Senato’nun haberi bile olmadı.
Düğümlere dokun. Üçünün de ihtiyacı olan şeye yalnızca biri sahipti.
Kamu görevine başlamadan önce 1.300 talent borcu olduğu söylenir (Plutarkhos). Crassus 830 talentine kefil oldu.
Caesar mührü sağlamlaştırmak için kızı Julia’yı (17) Pompeius’la (47) evlendirdi — damat, kayınpederinden 6 yaş büyüktü. Sonra ikisi birbirine gerçekten âşık oldu. Bu evlilik, tüm dünyayı bir arada tutan iki ipten biriydi.
Konsüllüğünden sonra Caesar, valilik olarak Galya’yı aldı — bugünkü Fransa, Belçika, İsviçre’nin bir kısmı. Sekiz yıl kaldı. Geri döndüğünde Galya diye bir yer kalmamıştı; Roma vardı. Ve burada gerçekten modern olan şey şu: Caesar bu savaşın raporunu kendisi yazdı, üçüncü tekil şahısla — “Caesar şunu emretti”, “Caesar durumu değerlendirdi”. Bu numara bir katliamı bir rapora dönüştürür; tarafsız görünür, değildir. Adam kendi efsanesini, yaşarken, gerçek zamanlı olarak inşa etti. İki bin yıl sonra hâlâ onun versiyonunu okuyoruz.
Yılları kaydır. Roma’ya geçen her bölge kızıla boyanır. Zafer ve dehşet, aynı ekranda.
Caesar, göç eden Helvetii’yi durdurmakla işe başladı; ardından Germen kralı Ariovistus’u Galya’dan sürdü. Sefer, bir savunma savaşı olarak sunuldu.
Bu, Roma’nın yükselişindeki en karanlık bölümlerden biridir — ve Cumhuriyet’in kendi generalini denetleyemez hâle geldiğinin ilk açık kanıtı. Roma’nın bütün hikâyesini okursanız, bu sekiz yılın nasıl bir dönüm noktası olduğunu görürsünüz.
MÖ 55’te Germen kabileleri Ren’i geçip Galya’yı taciz ediyordu. Caesar bir mesaj göndermek istedi. Tekneyle geçebilirdi — bir günde olurdu. Bunun yerine akıntılı, derin bir nehrin üzerine bir köprü inşa etti; on günde bitti. Bu bir askerî hamle değil, bir gösteriydi. Ve işe yaradı.
Kazıklar dik değil, eğik çakılıyordu — su ne kadar sertleşirse yapı o kadar sıkışsın diye. On günde bitti.
Ordusuyla köprüden geçti, 18 gün Germen topraklarında dolaştı, kimse savaşmaya cesaret edemedi, geri döndü — ve köprüyü söktü. Mesaj şuydu: ne zaman istersem gelirim, ve bu benim için bu kadar kolay.
Tarihsel not · YAYGIN HATA: “Caesar köprüyü yaktı” denir. Hiçbir antik kaynak bunu söylemez. Caesar “rescidit” yazar — kesip söktü. Fark önemlidir: yakmak geri dönüşü olmayan bir panik imasıdır; sökmek ise “ne zaman istersem yenisini kurarım” demektir.
MÖ 52. Galyalılar sonunda birleşti; başlarında Vercingetorix vardı — genç, zeki ve Caesar’ın gerçekten çekindiği tek Galyalı. Vercingetorix, Alesia adlı tepe kalesine 80.000 askerle çekildi. Caesar kaleyi kuşattı ve çevresine bir sur ördü. Sonra bir haber aldı: bütün Galya, onu kurtarmak için toplanıyordu. Normal bir general geri çekilirdi.
Ertesi gün Vercingetorix en iyi zırhını giyip kaleden çıktı, silahlarını Caesar’ın ayaklarına bıraktı ve sessizce oturdu. Caesar onu zincirledi ve altı yıl bir hücrede canlı tuttu — öldürmek için değil, Roma’daki zafer alayında sokaklarda sürüklemek için. Caesar merhametli bir adam olarak ünlenecekti. Bunu okurken hatırlayın.
Caesar Galya’da savaşırken, dünyayı bir arada tutan iki ip, on iki ay içinde koptu. İkinci sahne 2.3’teki diyagram geri döner — ve bu sefer parçalanır.
Dünyayı bir arada tutan iki bağ, on iki ay içinde koptu.
Julia doğum sırasında öldü. Bebek de birkaç gün sonra gitti. Caesar kızını, Pompeius’la arasındaki tek insani bağı kaybetti.
Crassus Carrhae’de Partlara yakalandı; ordusu imha edildi, kendisi öldürüldü. Üçlü’yü ayakta tutan para gitti.
Geriye iki adam kaldı, aralarında hiçbir şey yoktu ve ikisi de ikinci olmayı bilmiyordu.
MÖ 49, Ocak. Senato Caesar’a bir ültimatom gönderdi: ordunu dağıt ve tek başına Roma’ya dön. Önündeki matematik acımasızdı. Rubicon, İtalya’nın kuzeyinde önemsiz bir dereydi; üzerinden atlayabilirdiniz. Ama yasal olarak bir çizgiydi: bir general ordusuyla o dereyi geçemezdi. Geçerse artık general değil, düşmandı.
İki yol var. Sen ne yapardın? Seçiminden sonra ne olacağını öğreneceksin — ve kaç okurun seninle aynı seçimi yaptığını.
Latincesini biliyorsunuz: alea iacta est. Ama Caesar muhtemelen Yunanca söyledi ve muhtemelen Antik Yunan’ın komedya şairi Menandros’tan alıntıydı: “zar atılsın.” Adam dünyayı ateşe verirken bile edebiyat referansı yapıyordu. Ve şunu net söyleyelim: karşı taraf da aynı adamdı. Pompeius da tam olarak aynı sebeple savaştı. Cumhuriyet, iki adamın da geri adım atamayacağı bir sistem üretmişti; sistem çoktan ölüydü, Caesar sadece cesedin nerede olduğunu gösterdi.
Caesar İtalya’yı 60 günde, neredeyse kan dökmeden aldı. Pompeius Yunanistan’a kaçtı. İspanya’ya, Pompeius’un ordusunun üzerine yürürken Caesar’ın cümlesi şuydu: “Lidersiz bir orduyla savaşmaya gidiyorum ki sonra ordusuz bir liderle savaşabileyim.” MÖ 48, Pharsalus. Pompeius’un adamları Caesar’ınkinin iki katıydı ve süvarisi çok daha güçlüydü. Caesar o gün bir orduyu değil, bir kuşağın kibrini yendi.
Pompeius’un süvarisi Caesar’ınkinin yedi katıydı. Caesar arkaya gizli bir dördüncü hat kurdu — ve tuhaf bir emir verdi.
Tarihsel not · “Yüze nişan alın” emri Caesar’ın kendi metninde YOKTUR. Emri de, gerekçesini de Plutarkhos aktarır (Caesar 45) — ve gerekçeyi Caesar’ın kendi sözü olarak verir: karşıdaki süvari Roma’nın en zengin ailelerinin genç oğullarıydı; ölmekten değil, çirkinleşmekten korkuyorlardı.
Pompeius Mısır’a kaçtı. Genç kral XIII. Ptolemaios’un danışmanları basit bir hesap yaptı: kazanan Caesar’dı, Pompeius’u ona hediye ederlerse memnun olurdu. Pompeius sahile çıkarken, karısı gemiden izlerken, kendi eski subaylarından biri onu bıçakladı. Cinayet küçük bir kayıkta işlendi. Septimius arkadan kılıçla vurdu; centurio Salvius ve komutan Achillas hançerlerini sapladı. Pompeius togasını yüzüne çekip sessizce öldü. Karısı Cornelia her şeyi gemiden izledi.
Günler sonra Caesar İskenderiye’ye vardı. Mısırlılar hediyelerini sundular: bir sepetin içinde Pompeius’un başı ve mühür yüzüğü. Caesar’a kesik baş ve mühür yüzüğü sunuldu. Kaynaklar bir ayrımı korur: Caesar başı görünce dehşetle yüzünü çevirdi — ağlaması yüzüğü aldığında geldi. Numara mıydı, gerçek miydi — kimse bilmiyor, ve bu belirsizlik Caesar’ı anlamanın anahtarı. İkisi aynı anda doğru olabilirdi: adam yirmi yıl damadıydı, ortağıydı, arkadaşıydı; sonra düşmanıydı; ve Caesar onu kendisi yenmek istiyordu, bir grup saray danışmanı değil.
İç savaşı kazandıktan sonra Caesar herkesi şaşırtan bir şey yaptı. Sulla kazandığında listeler asmıştı; Roma’da kazanan taraf kaybedenleri öldürürdü, bu bir kural gibiydi. Caesar’ın merhameti bir ruh hali değil, ilan edilmiş bir politikaydı; kendi sözleriyle “yeni bir fetih yöntemi”. Sulla kazandığında forumda ölüm listeleri asmıştı. Caesar hiç proscriptio ilan etmedi.
Pharsalus’ta karşı safta savaştı. Caesar askerlerine özellikle onu sağ yakalamalarını emretti.
Pompeius’un donanma komutanıydı, Caesar’ın gemilerine saldırdı. Affedildi, sonra praetor yapıldı.
Pharsalus’tan sonra aylarca bekletildi, sonra bağışlandı.
Afrika’da Pompeiusçulara komuta etti. Cicero’nun savunmasını dinleyen Caesar duygulandı ve beraat ettirdi.
Senato’nun toplu ricası üzerine affedildi. Cicero bunun üzerine Pro Marcello’yu söyledi.
Bu, insanlık tarihinin en cömert davranışlarından biri gibi görünüyor. Ve bir tuzaktı. Birini affetmek için önce onu öldürebilecek konumda olmanız gerekir. Merhamet, gücün en saf gösterisidir — çünkü kararın tamamen size ait olduğunu ilan eder. Caesar bir senatörü affettiğinde ona şunu söylemiş oluyordu: yaşıyorsun çünkü ben izin verdim. Bir cumhuriyette bu felakettir: cumhuriyetin bütün mantığı, hiç kimsenin bir başkasının hayatına sahip olmamasıydı. Caesar herkesi affederek Roma’nın tüm seçkinlerini kendisine borçlu hâle getirdi — ve borçlu olmak, eşit olmamaktır.
Tarihsel not · Dolaşımdaki “Cicero, bu adamın merhameti zulümden daha korkutucu dedi” alıntısı bu haliyle hiçbir antik metinde YOKTUR. Gerçek olan, alıntıdan daha iyi: Cicero aynı merhameti alenen övüp gizlice “sinsi” diye adlandırıyordu.
Ve şimdi asıl mesele: Affedilmek bir Romalı aristokrat için katlanılabilir bir şey değildi: bağışlanan adam her sabah hayatını bir başkasının keyfine borçlu olduğunu hatırlıyordu. Bu, dignitas’ın ölümüydü — Caesar’ın Rubicon’u geçmesine sebep olan şeyin tam olarak aynısı. (Not: bu yorum modern akademide standarttır ama tartışmasız değil; David Konstan gibi isimler kaynakların bunu yeterince desteklemediğini savunur.)
Caesar, herkese kendi kâbusunu yaşattı ve buna nezaket dedi.
Caesar’ın diktatörlüğü hakkında az konuşulan gerçek: iyi bir yöneticiydi. Sadece dört yılda —
Rahipler siyasi çıkar için ay ekleyip çıkarıyordu; takvim mevsimlerden yaklaşık iki ay sapmıştı. Caesar İskenderiyeli gökbilimci Sosigenes’i getirtti ve güneş yılına dayalı yeni bir takvim yaptırdı. Düzeltmek için MÖ 46’yı 445 gün yaptı — tarihin en uzun yılı. Bu takvim, küçük bir düzeltmeyle hâlâ duvarınızda asılı.
Po’nun kuzeyindeki Galyalılara tam Roma vatandaşlığı verdi. Senato’yu 900 kişiye çıkardı ve içine taşralıları, askerleri, azatlı oğullarını soktu. Roma seçkinleri bundan nefret etti; “Senato’ya giden yolu soran Galyalı” hicivleri dolaştı. Ve bu politika, imparatorluğun yüzyıllarca ayakta kalmasının sebeplerinden biri oldu.
Ekonomi çökmüştü. Caesar borçları tamamen silmedi (radikal tabanı bunu istiyordu), ama ödenmiş faizleri anaparadan düşürdü ve mülk değerlemesini savaş öncesine sabitledi. Suetonius bununla borcun yaklaşık dörtte birinin silindiğini yazar. Herkes kısmen memnun oldu; yani kimse memnun olmadı; yani muhtemelen doğru karardı.
80.000 vatandaşı denizaşırı kolonilere yerleştirdi — Roma’nın bir zamanlar yerle bir ettiği iki şehri, Korint’i ve Kartaca’yı yeniden kurarak. (Kartaca’nın fiilen iskânı onun ölümünden sonraya sarktı.)
Gazileri yerleştirirken Roma’nın bir zamanlar yerle bir ettiği bir şehri de yeniden kurdu: Kartaca. Ve planları hayatından çok daha uzundu:
Tarihsel not · Suetonius, Divus Iulius 44. (Popüler listelerde geçen “Tiber’in yatağını değiştirmek” maddesi Suetonius’ta yoktur.)
Adam yüzyıl ölçeğinde düşünüyordu. Etrafındaki herkes seçim döngüsü ölçeğinde düşünüyordu. Sorun tam olarak buydu.
MÖ 44, Şubat. Senato Caesar’a yeni bir unvan verdi: dictator perpetuo — ömür boyu diktatör. Roma’da diktatörlük yasal bir makamdı — ama altı ayla sınırlıydı. Acil durum freniydi; bütün mantığı geçici olmasındaydı. “Ömür boyu diktatör” ifadesi, kelimenin kendisini yok ediyordu. Ve rex — kral — 450 yıldır küfürdü.
15 Şubat, Lupercalia bayramı. Forum tıklım tıklım. Marcus Antonius elinde bir diadem — kraliyet tacı — ile Caesar’a yaklaştı ve sundu. Caesar reddetti; kalabalık coştu. Kesin olan bu kadar. Ama gerisinde, kaynaklar birbirini hiç tutmuyor:
Sayı vermez. Ama tekrarlılık bildiren kip kullanır: “Sen diademi koyup duruyordun, halk iniltiyle; o reddediyordu, alkışlarla.” Ve suçlar: “Diademi yerden almadın — evden getirdin.”
İKİ kez. İlk sunuşta önceden ayarlanmış cılız bir alkış; Caesar reddedince herkes alkışladı. İkincisinde yine aynı.
“saepius” — birkaç kez, tekrar tekrar. Sayı yok.
TEK sunum. Ve Antonius diademi Caesar’ın başına bağlar.
Bambaşka bir sahne: taç önce ayaklarının dibine bırakılır, sonra komplocu Cassius diademi Caesar’ın kucağına koyar, sonra Antonius başına koyar; Caesar tacı kapıp kalabalığa fırlatır.
Tarihsel not · “Antonius tacı üç kez sundu” cümlesi hiçbir antik kaynakta yoktur. Üç rakamı Shakespeare’den gelir (Julius Caesar, I.ii — Casca’nın anlattığı sahne). İki bin yıldır tarih diye okuduğumuz şeyin bir kısmı, aslında bir oyun.
Ve Caesar reddi resmî devlet takvimine (fasti) yazdırdı. Bu, sahnenin bir anket olarak kullanıldığının en somut kanıtıdır: cevap “hayır”dı. Ama Caesar’ı mahveden şey cevap değil, sorunun sorulmuş olmasıydı. O gün forumda duran her senatör aynı sonucu çıkardı: bu adam tacı istiyor. Ve bir dahaki sefere sormayacak. Bir ay kalmıştı.
Kâhin Spurinna, Caesar’a bir uyarı vermişti: Mart’ın İdus’undan (ayın 15’i) sakın. O sabah her şey onu durdurmaya çalıştı — ve her uyarı teker teker etkisiz kaldı.
Kâhin, Caesar’ı Mart’ın İdus’unu geçmeyecek bir tehlikeye karşı uyarmıştı. 15 Mart sabahı Caesar onu görünce şaka yaptı: “İdus geldi.” Spurinna cevap verdi: “Evet. Ama geçmedi.”
Karısı o gece kâbus gördü. Sabah gitmemesi için yalvardı. Caesar önce kabul etti.
Sonra bir senatör geldi ve onu ikna etti: bir kadının rüyası yüzünden Senato ertelenir miydi? O senatörün adı Decimus Brutus’tu — Caesar’ın en yakın subaylarından biri, vasiyetinde ikinci derece varis, doğacak çocuğuna vasi. Komplonun içindeydi.
Yolda Knidoslu bir Yunan, komplonun bütün detaylarını yazdığı bir ruloyu Caesar’a tutuşturdu ve “hemen, kendin oku” diye ısrar etti. Caesar okuyamadı; kalabalık eline onlarca dilekçe tutuşturuyordu. Rulo, açılmamış hâlde, öldüğünde hâlâ elindeydi.
Rulo, Caesar’ın elinde, açılmamış hâlde kaldı. Öldüğünde hâlâ elindeydi.
Senato o gün Forum’da değil, Pompeius Tiyatrosu’na bağlı kuryada toplanıyordu. Yani Caesar, on altı yıl önce kızıyla evlendirdiği, sonra uğruna dünyayı savaşa soktuğu, sonra bir sepette başını gördüğü adamın — Pompeius’un — kendi heykelinin dibinde öldü.
Tillius Cimber, sürgündeki kardeşi için dilekçe verme bahanesiyle yaklaştı ve Caesar’ın togasını iki omzundan çekti. İşaret buydu. İlk vuran Casca oldu. Beceriksizce. Caesar döndü ve kolunu yakaladı — kaynaklara göre elindeki yazı kalemiyle (stylus) Casca’nın kolunu deldi. Sonra hepsi birden geldi. Bu bir suikast değil, bir sürü davranışıydı. Herkesin bıçağını sokması gerekiyordu, çünkü hepsi ortak olmalıydı, çünkü hiçbiri tek başına sorumlu olmak istemiyordu. Kalabalıkta birbirlerini de yaraladılar: Marcus Brutus elinden yaralandı.
Her işarete dokun: kim vurdu — ve Caesar onu affetmiş miydi?
dokunulabilir sürüm kaydırınca yüklenirbasementonfire.comHekim Antistius cesedi inceledi (tarihe geçen ilk otopsi raporu) ve şunu buldu: 23 yaradan yalnızca biri ölümcüldü. İkincisi. Göğse. Diğer yirmi ikisi Caesar’ı öldürmedi. Bu detay çok şey anlatıyor: bu bir suikast değil, bir sürü davranışıydı. Herkesin bıçağını sokması gerekiyordu, çünkü hepsi ortak olmalıydı, çünkü hiçbiri tek başına sorumlu olmak istemiyordu.
Plutarkhos ise şunu yazar: Caesar direniyordu, bıçakları savuşturuyordu, dövüşüyordu. Sonra Brutus’u gördü. Ve dövüşmeyi bıraktı; togasını başının üstüne çekti. (Düzgün düşmek için eteklerini topladığı ayrıntısı Plutarkhos’a değil, Suetonius’a aittir — ölürken bile pozisyonunun nasıl görüneceğini düşünüyordu.)
Komplocular kendilerine Liberatores — Kurtarıcılar — diyorlardı. Cinayetten sonra kanlı hançerlerle sokağa çıktılar, “Özgürlük!” diye bağırdılar ve halkın onları omuzlarda taşımasını beklediler. Roma halkı korkuyla kapılarını kilitledi. Suikastçıların bir sonraki adım için planı yoktu; Caesar’ın ölümünün kendiliğinden Cumhuriyet’i geri getireceğini sanıyorlardı. Ama Cumhuriyet zaten ölüydü. Caesar onu öldürmemişti — cesedin üstüne oturmuştu.
Cenazede Caesar’ın kanlı togasını halka gösterdi. Vasiyet okundu: Caesar her Roma vatandaşına 300 sesterce, Tiber kıyısındaki özel bahçelerini de halka park olarak bırakmıştı. Kalabalık çıldırdı ve suikastçıların evlerini yakmaya gitti.
Caesar’ın 18 yaşındaki mirasçısı ortaya çıktı. Dikkat: “üvey torun” değil — kız kardeşinin torunuydu (great-nephew) ve vasiyetle evlat edinilmişti. Kimse onu ciddiye almadı. Ciddiye almayanların hepsi öldü.
Antonius’a karşı Philippica’ları yazdı. Antonius’un adamları onu yakaladı; kellesi ve elleri Rostra’da sergilendi. Antonius’un karısı Fulvia, Cicero’nun dilini saç iğnesiyle deldi.
MÖ 42’de Brutus ve Cassius yenildi; ikisi de intihar etti. Cassius, Caesar’ı öldürdüğü aynı hançerle.
Tarihsel not · Suetonius şunu yazar: suikastçılardan hiçbiri üç yıldan fazla yaşamadı, hiçbiri doğal ölümle ölmedi, çoğu Caesar’ı öldürdükleri hançerle intihar etti. Cümle muhteşem — ve olgusal olarak yanlış. Cassius Parmensis on dört yıl daha yaşadı; Velleius onu “katillerin sonuncusu” diye anar. Suetonius’un tablosu, gerçekten hızla ölen bir çekirdekten yapılmış ahlaki bir genellemedir: ilahi adalet şeması. Ama çekirdek gerçek: Trebonius MÖ 43, Decimus MÖ 43, Cassius ve Brutus MÖ 42.
İç savaş on üç yıl daha sürdü; Actium’da bitti. Kazanan Octavianus, Augustus adını aldı ve Roma’nın ilk imparatoru oldu. Cumhuriyet, geri gelmemek üzere gitti.
Genç bir Romalı, korsanların istediği fidyeyi az bulup yükseltir. Serbest kalınca döner ve hepsini çarmıha gerdirir — ama acı çekmesinler diye önce boğazlarını kestirir.
Roma’nın en güçlü adamı, on sekiz yaşındaki bir çocuğa karısını boşamasını emreder. Çocuk reddeder ve kaçar. Sulla affederken uyarır: “Bu çocukta bir sürü Marius var.”
Batmış hâldeyken Roma’nın en yüksek dinî makamına aday olur. Seçim sabahı annesine: “Bugün beni ya pontifex maximus olarak görürsün ya da sürgünde.” Kazanır.
Crassus’un parası, Pompeius’un şöhreti, Caesar’ın masayı kurabilmesi. Senato’nun haberi bile olmaz.
Sekiz yıl. Geri döndüğünde Galya diye bir yer kalmamıştır. Ve Caesar bu savaşın raporunu kendisi yazar — üçüncü tekil şahısla.
Aynı anda hem kuşatan hem kuşatılan olur: iç hat 11 mil, dış hat 14 mil. Kazanmanın matematiksel yolu yoktur. Kazanır.
Tek lejyonla, Cumhuriyet’in emrindeki yüz binlere karşı, bir dereyi geçer. “Zar atıldı.”
Bir orduyu değil, bir kuşağın kibrini yener: mızrakları genç soyluların yüzlerine doğrultturur. Pompeius Mısır’a kaçar ve bir sepetin içinde geri döner.
Kazanır ve kimseyi öldürmez. Takvimi düzeltir, Senato’yu 900’e çıkarır, gazileri yerleştirir. Sonra “ömür boyu diktatör” olur.
23 bıçak. Yalnızca ikincisi öldürücü. Bıçakları tutan ellerin çoğu, onun affettiği ya da terfi ettirdiği ellerdi.
Brutus ve Cassius intihar eder. Cumhuriyet geri gelmez. Caesar’ın evlatlık oğlu Augustus adını alıp ilk imparator olur.
Bir aile adı, Kaiser ve Çar olarak Avrupa’da yürümeye devam eder. Ve Konstantiniyye’yi alan padişah, Roma’nın varisi olduğunu ilan eder.
Şimdi durup şunu düşünün. Altmıştan fazla adam, bir cumhuriyeti bir adamın gölgesinden kurtarmak için onu bıçakladı. Sonuç: Cumhuriyet öldü, kalıcı olarak; suikastçılar öldü, hepsi; ve Caesar’ın evlatlık oğlu, Caesar’ın asla resmen alamadığı gücü aldı. Ama asıl mesele bu değil. Asıl mesele, o adamın adında.
Her düğüme dokun. Bir aile lakabının unvana, sonra üç imparatorluğun tacına dönüşmesi.
Bir adamın soyadı; iki bin yıl boyunca, üç kıtada, birbirini tanımayan onlarca dilde, tek bir anlama geldi: hükmeden. Onu öldürdüler. Adını, sildikleri şeye çevirdiler.
Aynı adın izini bugün de taşıyorsunuz: Temmuz (July) Caesar’ın, Ağustos (August) Augustus’un adını taşır. Ve Kayseri şehrinin adı da aynı kökten gelir.
Zar atıldı. Ve hâlâ dönüyor.
O adın son durağı, bu toprakların tam ortasındadır: Konstantiniyye’yi alan Fatih Sultan Mehmed’in seçtiği unvan, Türklerin tarihinde Kayser-i Rûm olarak geçer — Roma’nın Sezar’ı. Onu 15 Mart’ta, bir salonun zemininde, togasının altında bıçaklayan adamlar bunu bilse muhtemelen anlamazlardı. O gülerdi.
Alesia’da Caesar aynı anda hem kuşatan hem kuşatılan taraf oldu. Bunu nasıl başardı?