Kartaca

Kartaca

PUNİK AKDENİZ

Bir şehir savaş alanında yenildiği için değil, barış içinde yeniden zenginleştiği için yıkıldı. Hakkında bildiklerimizin neredeyse tamamı da onu yıkanların kaleminden geliyor.

KAYDIR

Kartaca, Fenike kenti Sur'dan gelen yerleşimcilerin Kuzey Afrika kıyısında kurduğu, Batı Akdeniz'in en güçlü deniz gücü hâline gelen bir kenttir. Geleneğe göre MÖ 814'te kuruldu; bu tarihi veren Timaios olaydan yaklaşık beş yüzyıl sonra yaşamıştır. Kazılar uzun süre daha geç bir tarih gösterdi; radyokarbon ölçümleri ise en eski buluntuları MÖ 9. yüzyılın son çeyreğine çıkardı. Kent Roma ile üç Pön Savaşı'nda çarpıştı ve MÖ 146'da yerle bir edildi.

  • Askerî liman doğal bir koy değil, kazılarak açılmış yapay bir havuzdu; Appianos 220 gemi alacak tersanelerden söz eder
  • Polybios, Alpler’i aşan filleri Rhône’da sayar: 37 tane. Trebia’dan sonraki kışı, onun anlatımıyla, bir tanesi dışında hiçbiri çıkaramadı
  • Tophet küplerinden binlerce yanmış bebek kemiği çıktı; bunların kurban edilmiş çocuklar mı yoksa erken ölen bebeklerin gömüsü mü olduğu hâlâ tartışılıyor
  • Kartaca’nın kendi edebiyatı yok oldu: kenti anlatan her metin Yunanca ya da Latince, çoğu da olaydan yüzyıllar sonra yazıldı
Yayın: · Güncelleme: · 17 düzeltme

Kartaca denince akla önce Hannibal ve Alpler'i aşan filleri gelir. Ama o sefer ne Kartaca'nın başlangıcıydı ne de en ilginç yanı. Bu kent limanını anakarayı kazarak açtı, yöneticilerini seçimle işbaşına getirdi, yirmi sekiz ciltlik bir tarım kitabı yazdı — ve Roma ile yüz yirmi yıl içinde üç kez savaştı.

Kent MÖ 146'da yıkıldığında kütüphaneleri de gitti. Bugün Kartaca hakkında okuduğumuz her cümle Yunanca ya da Latince yazılmış bir metinden geliyor; çoğu olaydan yüzyıllar sonra, bir kısmı da kenti yerle bir eden tarafın dilinde. Bu yazı boyunca her iddianın altında aynı soru duracak: bunu kim, ne zaman, hangi tarafta yazdı?

KURULUŞ

Kartaca’yı kim kurdu?

Kartaca, Fenike kenti Sur'dan gelen yerleşimcilerin Kuzey Afrika kıyısında kurduğu bir kolonidir. Fenikece adı Qart-hadašt, yani "Yeni Şehir"di. Geleneksel kuruluş tarihi MÖ 814; ama bu sayıyı veren, olaydan yaklaşık beş yüzyıl sonra yaşamış Sicilyalı Yunan tarihçi Tauromenionlu Timaios'tur. Kartacalıların kendi kuruluş anlatısı elimizde yok.

"Yeni Şehir" adı, kentin komşusu Utica'ya göre genç olduğunu söyler; Utica'nın adının da Sami dillerinde "eski olmak" anlamına gelen bir kökten geldiği düşünülür. Ana kentle bağ uzun sürdü: Diodoros, Kartacalıların kamu gelirlerinin onda birini ana kentlerinin tanrısına — Yunanca metinde Herakles, Punik adıyla Melqart — gönderme âdetinde olduklarını, ama zenginleştikçe bu payı kıstıklarını yazar. Sur MÖ 585-573 arasında Babil kralı II. Nebukadnezar'ın kuşatmasına on üç yıl dayandı; ada kent askerî olarak alınamadı, sonunda anlaşmayla Babil'e bağlandı. Yine de Fenike'deki üstünlüğünü yitirdi ve batıdaki kolonilere destek gönderemez oldu; önderlik 6. yüzyıl içinde Kartaca'ya geçti.

Kuruluş anlatısının bilinen biçimi Sur prensesi Elissa'yı anlatır. Kardeşi kral Pygmalion, sakladığı altın için onun kocası Akerbas'ı öldürür; Akerbas aynı zamanda Melqart'ın rahibidir. Elissa gemilerle kaçar, Afrika kıyısında bir öküz derisinin kaplayabileceği kadar toprak için pazarlık eder, sonra deriyi olabilecek en ince şeritlere kestirip istediğinden çok daha geniş bir alan elde eder. Iustinus, yerin Byrsa adını buradan aldığını yazar. Ama hikâye büyük olasılıkla addan geriye doğru kurulmuştur: býrsa Yunancada zaten "öküz derisi" demektir, oysa dilbilimciler adı Fenikecede "kale" anlamına gelen sözcüğe bağlar. Anlatıyı bize ulaştıran kitap da olaya uzak: Iustinus, Augustus döneminde yazan Pompeius Trogus'un kayıp eserinin Latince özetidir ve Iustinus'un hangi yüzyılda yaşadığı bile tartışmalıdır. En ayrıntılı kuruluş anlatımız bile Kartacalıların kaleminden çıkmamıştır.

Vergilius'un Aeneis'i apayrı bir iş yapar: Truvalı Aeneas'ı Kartaca kıyısına düşürür, kraliçe Dido'ya âşık edip sonra terk ettirir. Bu bir kayıt değil, edebiyattır — üstelik takvime sığmaz. Eratosthenes'in hesabında Truva'nın düşüşü MÖ 1184'e, Kartaca'nın kuruluşu MÖ 814'e konur; arada yaklaşık 370 yıl vardır. Vergilius bu boşluğu görmezden gelir; niyeti Roma ile Kartaca arasındaki düşmanlığa mitolojik bir başlangıç yazmaktır.

Peki MÖ 814 (kimi hesapta 813) doğru mu? Antik yazarlar bile anlaşamaz: Iustinus kenti Roma'dan yetmiş iki yıl önceye, yani MÖ 825 dolayına koyar. Arkeoloji ise uzun süre daha geç bir tarih gösterdi: en alt tabakalardaki Yunan çanak çömleğinin takvimi yerleşimi MÖ 8. yüzyılın ortasına koyuyordu. Sonra aynı tabakalardan çıkan hayvan kemiklerine radyokarbon uygulandı ve en eski buluntular 9. yüzyılın son çeyreğine çıktı. Bu, Timaios'un tarihini kanıtlamaz — kazı bir kentin kuruluş gününü değil, bugüne kadar bulunabilmiş en eski izini verir — ama artık onunla çelişmiyor.

YÖNETİM

Kartaca nasıl yönetiliyordu?

Kartaca'yı bir kral değil, seçilmiş yöneticiler yönetiyordu: yılda bir seçilen iki sufet, ömür boyu görev yaptığı düşünülen bir yaşlılar meclisi ve komutanlardan hesap soran 104'ler kurulu. Anlaşmazlıkta son söz halk meclisine geçerdi. Aristoteles bu düzeni över, makamların parayla alınmasını kusur sayar. Ayrıntılar bulanık: kurumları neredeyse yalnızca Yunan ve Romalı yazarlardan biliyoruz.

Sufet sözcüğü Fenike dilinde "yargıç" demek; Kartacalıların kendi dilindeki yazıtlarda šptm biçiminde geçiyor. İki sufet birlikte göreve gelir, meclisi toplar, davalara bakardı. Livius, Kartaca senatosunu toplayanların sufetler olduğunu ve yetkilerinin konsüllüğe denk düştüğünü yazar (Roma Tarihi 30.7). Ama asıl ağırlık, üyelerinin ömür boyu görevde kaldığı kabul edilen yaşlılar meclisindeydi: savaş ilanı, komutana takviye gönderilmesi ve barış şartları orada görüşülüyordu. Yunan ve Romalı yazarların sufetlerden "kral" diye söz etmesi kafa karıştırır. Atinalı hatip Isokrates, Kartacalıların evde oligarşiyle ama sefere çıkınca kralla yönetildiğini söyler; buradaki kral, babadan oğula geçen bir taht değil, ordunun başındaki adamın tek başına kullandığı yetki gibi görünüyor.

Aristoteles, MÖ 4. yüzyılda yazdığı Politika'nın ikinci kitabında Kartaca anayasasını Sparta ve Girit'le birlikte ele alır ve iyi kurulmuş örneklerden sayar; en güçlü kanıtı halkın düzene bağlı kalması, yani ciddi bir ayaklanma çıkmamış olmasıdır. Övgü orada biter. Aynı bölümde düzenin aristokrasiden oligarşiye kaydığını söyler: en büyük makamlar parayla satın alınmakta, yöneticiden liyakatin yanında servet de beklenmekte, üstelik bir kişi birçok makamı birden tutabilmektedir. Aristoteles'e göre böyle bir yasa serveti erdemin önüne geçirir. Ayaklanma konusunda da yalnızca kendi dönemi için haklıydı: ölümünden yaklaşık seksen yıl sonra paralı askerler ve Libyalı tebaa ayaklandı, Polybios üç yıl dört ay süren o savaşın bilinen bütün savaşları acımasızlıkta geride bıraktığını yazar.

Polybios iki cumhuriyeti doğrudan karşılaştırır. Ona göre Kartaca anayasası başlangıçta iyi kurulmuştu; ama Hannibal savaşları sırasında Kartaca'da tartışmalarda son sözü halk söylüyor, Roma'da ise senato hâlâ belirleyici kalıyordu. Polybios bunu Kartaca'nın zirvesini geçmiş, Roma'nın tam olgunlukta olması diye okur. Bunu yazan kişi tarafsız bir gözlemci değil: Polybios Roma'ya getirilen Akha tutsaklarından biriydi ve kendi anlattığına göre öteki tutsaklar taşra kentlerine dağıtılırken Aemilius Paullus'un oğulları onun Roma'da kalması için izin aldı (Tarihler 31.23). O oğullardan biri, MÖ 146'da Kartaca'yı yıkacak olan Scipio Aemilianus'tu.

Buna karşılık kurumların hepsini yabancı yazarlardan bilmiyoruz: sufet, "büyükler" ve halk meclisi Kartaca yazıtlarında kendi adlarıyla geçiyor, hatta yazıtlar Aristoteles'in saydığı beşli kurulları değil on ve otuz kişilik komisyonları anıyor. Yine de ayrıntı sorduğumuzda kaynaklar çatallanıyor: komutanları yargılayan kurulu Iustinus yüz kişi, Aristoteles yüz dört kişi sayar.

EKONOMİ

Kartaca’nın zenginliği neye dayanıyordu?

Kartaca'nın zenginliği tek bir kaynağa değil, dönemden döneme değişen bir ağa dayanıyordu: deniz ticareti, boyunduruğu altındaki halklardan alınan haraç, limanlarda toplanan gümrük, kent çevresindeki bahçelerle tahıl tarlaları ve murex salyangozundan çıkarılan mor boya. İspanya'nın gümüş madenleri bu ağa en sonda, Sicilya ile Sardinya elden çıktıktan sonra katıldı.

Ticaret ağı Kuzey Afrika'dan İber Yarımadası'na, oradan Sicilya, Sardinya, Korsika, Malta ve Kıbrıs'a uzanıyordu; metal, gıda, köle ve pahalı dokuma alınıp satılıyordu. Ama kente giren para yalnız alışverişten gelmiyordu. Bir de toprak vardı: Kartacalılar kentin çevresini küçük kanallarla sulanan bir bahçe kuşağına çevirmiş, meyve ağacı, asma, zeytin ve sebze dikmiş, surların ötesinde tahıl tarlalarına yayılmışlardı. Fenike dünyasının en tanınan ürünü olan mor boya ise murex denen bir deniz salyangozundan çıkıyordu; bu boyayla renklendirilmiş kumaş Akdeniz'in en çok aranan mallarındandı.

Gümüş bu tablonun en geç eklenen parçası. İspanya Kartacalılar için zaten bilinen bir gümüş kaynağıydı, ama madenlerin doğrudan denetimi ancak Sicilya ile Sardinya elden çıktıktan sonra geldi: Hamilkar Barkas MÖ 237'de İber Yarımadası'na yürüdü — sebeplerden biri Roma'ya ödenecek savaş tazminatıydı — ve damadı Hasdrubal MÖ 228 dolayında madenlerin yanı başına yeni bir Kart-hadašt kurdu; Romalıların Carthago Nova, Yeni Kartaca dediği yer. Oranın ne kadar zengin olduğunu, tuhaf biçimde, Roma ele geçirdikten sonra ölçebiliyoruz: Strabon, Polybios'tan aktararak madenlerde 40.000 işçinin çalıştığını ve Roma hazinesine günde 25.000 drahmi girdiğini yazar. Bu rakamın Roma'nın işlettiği madenlere ait olduğunu akılda tutmak gerek — Kartaca kenti madenleri yalnızca yirmi yıl kadar elinde tuttu, Scipio MÖ 209'da aldı.

Kartaca'nın toprakla ilişkisinin en somut kanıtı bir kitap. Kartacalı Magon'un 28 ciltlik bir ziraat eseri vardı; yaşadığı dönem bilinmiyor, büyük ihtimalle MÖ 2. yüzyıl. Plinius, Roma senatosunun Kartaca'yı aldıktan sonra kentin kütüphanelerini Afrika'nın yerel krallarına dağıttığını, yalnız bu eseri ayırıp Latinceye çevrilmesine karar verdiğini ve işi Punik dilini bilen Decimus Silanus'a verdiğini yazar. Columella da Magon'u tarımın babası sayar. Kitabın kendisi bugün kayıp; yalnızca Romalı yazarların alıntılarından biliniyor.

Bu kadar parası olan bir kent askerini de satın alabilirdi. Polybios, Roma'nın neden kazandığını açıklarken iki tarafı tam buradan ayırır: ona göre Kartaca'nın kullandığı birlikler yabancı ve paralıdır, Roma'nınkiler kendi toprağının yerlisi ve vatandaştır (Tarihler 6.52). Bu cümleyi okurken yazarın kimin evinde yaşadığını hatırlamakta fayda var.

LİMAN

Kartaca’nın limanları doğal mıydı?

Hayır. Kartacalılar anakarayı kazarak, antik Akdeniz'in en dikkat çekici yapay liman komplekslerinden birini açtılar. Öndeki dikdörtgen havuz ticari limandı: Akdeniz'in dört bir yanından gelen tüccar gemilerine hizmet veriyordu. Hemen arkasında, dışarıdan görünmeyen dairesel askerî liman vardı; ikisi dar bir kanalla birbirine bağlanıyordu.

O ünlü sayı Appianos'tan geliyor. MÖ 149'daki Kartaca'yı anlatırken iç limandaki tersanelerin 220 gemi alabildiğini yazar; ortadaki adada amiralin evi vardır, oradan borazancı işaret verir, amiral hem denizi hem limanı görür — ama dışarıdan bakan içeride ne olduğunu göremez. Metinde "gözetleme kulesi" geçmez; kule yorumu, adanın ortasındaki kalıntıdan çıkan modern bir okumadır. Kazı kalıntılarından hesaplanan kızak sayısı ise 160-170 dolayında, yani Appianos'un verdiği sayının altında.

Bir de kronoloji sorunu var. Bu havuz Kartaca'nın deniz hâkimiyetini kurduğu yer değil: kazılara göre dairesel havuz ve ortasındaki ada bugünkü hâlini MÖ 200-150 arasında, yani Roma'nın Kartaca donanmasını on gemiye indirmesinden sonra aldı. Yani gördüğümüz şey bir imparatorluğun zirvesi değil, elinde kalanı saklamaya çalışan bir şehrin eseri. Kartaca'nın asıl güç çağındaki limanının yeri henüz kesin olarak saptanamadı.

Havadan görünüm: üstte, ortasındaki büyük adanın çevresinde halka gibi dönen bir havuz; adanın toprak yüzeyinde seyrek ağaçlar ve kalıntılar. Altında adası olmayan, kıvrık ve uzunca ikinci bir havuz; aralarında evler ve bir yol. Çevre beyaz alçak evler ve ağaçlarla kaplı, sağda taş setli deniz kıyısı.
Kartaca limanlarının bugünkü hâli (Salammbô, Tunus). Dairesel havuz doğal değil — kazılarak açıldı; ortasındaki adada tersane ve amiralin evi vardı.Citizen59 · CC BY 3.0
GEMİLER · SU ALTINDAN KANIT

Kartaca’nın savaş gemilerinden geriye ne kaldı?

Kartaca'nın gemilerini metinlerden değil, denizin dibinden öğreniyoruz. 1971'de Sicilya açıklarında bulunan Marsala Punik Batığı'nın kerestelerinde yüzden fazla boyalı ve kazılı Punik işaret var: hangi parçanın nereye gireceğini gösteren montaj işaretleri. Egadi Adaları'ndaki savaş alanından çıkarılan yirmi yedi tunç mahmuz ise o gün batan gemilerin beklenenden küçük olduğunu söylüyor.

Batık, Honor Frost'un yönettiği uluslararası bir sualtı ekibi tarafından Sicilya'nın batı kıyısı açıklarında rastlantıyla bulundu. Sonraki yedi yıl kazı, koruma ve birleştirmeyle geçti. Gövde ince ve hızlı olacak biçimde yapılmıştı, içinde safra taşından başka neredeyse yük yoktu; yazı, seramik ve karbon tarihlemesi MÖ 3. yüzyılın ortasını verdi. Geminin boyu 25 ile 35 metre arasında tahmin ediliyor.

Asıl bilgi kerestelerin üzerindeydi. Yazıt uzmanı William Johnstone, kerestelerdeki yüzden fazla boyanmış ve kazınmış işareti tek tek izledi; bunların Fenike-Punik alfabesine ait olduğunu ve gemi ustalarına gövdeyi hangi sırayla birleştireceklerini gösterdiğini saptadı. Yani parçalar önceden hazırlanıp işaretlenmiş, sonra yerine oturtulmuştu.

Bu ayrıntı, Roma donanmasının doğuşu hakkındaki ünlü hikâyeyi de sarsıyor. Polybios'a göre Romalılar karaya oturan bir Kartaca gemisini ele geçirmiş ve bütün filolarını onun kalıbına göre kurmuştu, çünkü beş sıralı gemi İtalya'da hiç kullanılmamıştı (Tarihler 1.20). Ama Polybios bu olaydan yüz yılı aşkın süre sonra ve açıkça Roma tarafında yazdı. Üstelik Diodoros, ilk beş sıralı gemileri MÖ 399'da Roma'nın müttefiki Syrakusai'de tiran Dionysios'un yaptırdığını anlatır — yani Romalıların bu gemileri hiç görmemiş olması zor. Bir öneriye göre kopyaladıkları şey tasarım değil, Marsala batığında izi görünen ön üretim yöntemiydi.

Peki bu gemiler neye benziyordu? Yaygın tarife göre üç sıralı gemide (trireme) kürekçiler üç katta oturur ve her küreği bir kişi çeker; beş sıralı gemide (quinquereme) kürekçiler yine üç kattadır ama iki katta her küreği iki kişi çeker. İki tarif de tartışmalı; tarihçi John Lazenby beş sıralı geminin tam olarak ne olduğunu bile bilmediğimizi yazar.

Egadi Adaları buraya ölçü getirdi. 2004'te balıkçıların bulduğu bir tunç mahmuza Sicilya'da el konuldu; bu rastlantı, MÖ 241'deki son deniz savaşının alanını arayan sistemli bir sualtı taramasını başlattı. 2024 sezonunun sonunda çıkarılmış mahmuz sayısı 27'ydi. Kartaca yapımı Egadi 3 mahmuzu 184,5 kilogram, Roma yapımı Egadi 1 mahmuzu 167,8 kilogram. Karşılaştırma için: İsrail açıklarında 1980'de bulunan ve dört ya da beş sıralı bir gemiye bağlanan Athlit mahmuzu 465 kilogram. Her mahmuz tek bir geminin burnuna göre döküldüğü için bu ölçüler doğrudan gemi ölçüsü demek — ve Egadi'den çıkanların hepsi birbirine yakın, hepsi beş sıralı bir gemi için fazla küçük.

Ama bu, "Kartaca gemileri küçüktü" demeye yetmiyor. Mahmuzların çoğu Roma yapımı; üstelik Polybios, Kartaca filosunun hangi sınıf gemilerden kurulduğunu hiç yazmaz. Mahmuzları inceleyen Mark Davies başka açıklamalar da sıralar: belki o gün birkaç sınıf gemi birlikte savaştı, belki fırtına en çok küçük tekneleri batırdı, belki değerli büyük gemiler sonradan kurtarıldı, belki büyüklerin mahmuzları henüz bulunmadı.

SAVAŞIN NEDENİ

Birinci Pön Savaşı nasıl başladı?

Tarihin en uzun süren rekabetlerinden biri olan Roma-Kartaca savaşlarının büyük imparatorluk hedeflerinin sonucu olarak başladığı düşünülür. Polybios'un anlattığı süreç çok daha dağınık: Akdeniz'in kaderini değiştirecek Birinci Pön Savaşı, Sicilya'daki yerel bir krizin kontrolden çıkmasıyla başladı.

"Mamertinler" adıyla bilinen paralı asker topluluğu Messana'yı ele geçirdi. Polybios'a göre sıkışınca ardışık olarak değil, ikiye bölünerek yardım istediler: bir grup Kartaca'ya, bir grup Roma'ya başvurdu. Kartacalılar önce davrandı ve kente yerleşti; Roma yine de asker soktu.

Roma daha önce İtalya dışına ordu çıkarmamıştı; Polybios kitabına tam da buradan başlar ve Sicilya'yı İtalya dışında ayak bastıkları ilk ülke diye tanımlar. Ama Roma'nın büyük bir profesyonel orduyla çarpışması yeni değildi: on beş yıl kadar önce Kral Pirus, Roma'yı yenmenin bile ne kadar pahalıya mal olabileceğini kendi ordusunu tüketerek göstermişti.

Kararın nasıl alındığını da Polybios yazar; ve anlattığı şey karşılıklı blöf değil. Senato karar veremeyince iş halk meclisine kaldı; halk, savaştan çıkacak yağmanın beklentisiyle müdahaleye oy verdi. Romalıların korkusu şuydu: Kartaca Sicilya'nın da efendisi olursa, İtalya'yı her yandan kuşatan bir komşuya dönüşecekti.

I. PÖN SAVAŞI · SONU

Birinci Pön Savaşı nasıl bitti?

Denizde bitti. Roma savaşa neredeyse hiç savaş gemisi olmadan girdi, sıfırdan filo kurdu ve MÖ 241'de Egadi Adaları açıklarında son Kartaca filosunu dağıttı. Kartaca Sicilya'yı boşalttı ve on yılda 3.200 talent ödemeyi kabul etti. Bunu ayrıntılı anlatan tek kaynak, Roma yanlısı bir Yunan: Polybios.

Polybios'a göre Roma savaşa tek bir savaş gemisiyle bile girmemiş, askerlerini Tarentum, Lokroi, Elea ve Napoli'den ödünç aldığı kadırgalarla Sicilya'ya geçirmişti. Sonra karaya oturan bir Kartaca gemisini kalıp olarak kullanıp yüz ağır savaş gemisi ile yirmi hafif gemi yaptılar; kürekçileri denize hiç çıkarmadan, karada sıralara oturtup çalıştırdılar. Deneyim açığını bir aletle kapattılar: pruvadaki direğe asılı, ucunda sivri bir demir bulunan köprü düşman güvertesine iniyor, iki gemiyi kenetliyor, deniz savaşını kara dövüşüne çeviriyordu. Adı sonradan "kuzgun" kaldı; MÖ 260'ta Mylae'de işe yaradı.

Bu sahneyi ihtiyatla okumak gerek. Roma'nın müttefiki Siraküza ağır savaş gemisinin mucidi sayılır; yani Roma'nın çevresinde gemi yapmayı bilenler vardı. Egadi savaş alanından çıkarılan mahmuzların ölçüleri de batan gemilerin Polybios'un söylediği sınıftan küçük olduğuna işaret ediyor. Kuzgunu ise Polybios MÖ 256'daki Ecnomus'tan sonra bir daha hiç anmaz — savaşın son deniz muharebesini anlatırken adını bile geçirmez.

MÖ 256'da Ecnomus'ta kazanan Roma Afrika'ya çıktı. Regulus Tunis'i aldı ve barış şartlarını o kadar ağır dayattı ki Polybios'a göre Kartacalı elçiler dinlemeye bile katlanamadı. Kartaca o sırada Yunanistan'dan paralı asker devşiriyordu; gelenlerin arasında Sparta terbiyesinden geçmiş Ksanthippos adında biri vardı. Kartacalı generallerin kaçındığı düz ovada savaşmayı önerdi, ordunun başına geçirildi ve MÖ 255'te 12.000 piyade, 4.000 atlı ve neredeyse yüz fille Roma ordusunu yok etti. Regulus esir düştü. Buradaki filler işe yaradı; Hannibal'ın yaklaşık kırk yıl sonra Alpler'e süreceği filler aynı şansı bulamayacaktı.

Asıl kayıp savaşlarda değil, fırtınalardaydı. Afrika'dan dönen filo Camarina açıklarında yakalandı: 364 gemiden yalnız 80'i kurtuldu. Polybios denizde tek seferde bundan büyük bir felaket bilmediğini yazar. İki yıl sonra başka bir fırtına 150'den fazla gemi aldı. MÖ 249'da Drepana'da 93 Roma gemisi mürettebatıyla ele geçirildi. Bu yıllarda Hamilkar Barkas — Hannibal'ın babası — önce Herkte'ye, sonra Eryx dağına yerleşip Romalıları yıllarca yıprattı.

Roma hazinesi boştu; son filoyu varlıklı vatandaşlar, işler yolunda giderse geri ödenmek üzere kendi paralarıyla yaptırdı. MÖ 241'de Egadi Adaları açıklarında Kartaca filosu erzak yüklü, mürettebatı acemiydi: 50 gemi battı, 70'i mürettebatıyla ele geçirildi. Barış metni önce yirmi yılda 2.200 talent öngörüyordu; Roma halkı reddetti, gönderdiği kurul süreyi yarıya indirdi, bin talent ekledi ve Sicilya ile İtalya arasındaki bütün adaların boşaltılmasını istedi. Polybios bu savaşı bildiği en uzun ve en büyük savaş sayar; kesintisiz yirmi dört yıl sürdüğünü yazar.

Koyu lacivert duvarlı bir sergi salonunda tunç bir gemi mahmuzunun yakın çekimi: yer yer yeşil patinalı yüzey, üst üste üç yatay bıçak ve yuvarlak delikler. Arkada açık renk bir kaide üzerinde ikinci bir mahmuz, duvarda küçük bir ekran.
Egadi Adaları savaşından (MÖ 241) ya da öncesinden kalma bir tunç savaş gemisi mahmuzu; 2010’da 80 metre derinden çıkarıldı. Üzerinde tek satır Punik yazıt var, okunuşu tartışmalı. Replika değil, özgün bir buluntu.Sb2s3 · CC BY-SA 4.0
FİLLER

Filler gerçekten işe yaradı mı?

Hannibal'ın Alpler'i fillerle geçişi, askerî tarihin en çok resmedilen sahnelerinden biridir. Filler atları ve askerleri korkutmak için kullanılan bir şok silahıydı; ama Romalılar onları ilk kez Hannibal'ın karşısında görmedi. MÖ 280'de Herakleia'da Kral Pirus'un fillerine karşı savaşmışlardı, Birinci Pön Savaşı'nda da Kartaca fillerini tanıdılar. Polybios'a göre fillerin Afrika'da Roma saflarını yardığı haberi yayılınca Romalılar bu hayvanlardan öyle korktu ki Sicilya'da iki yıl boyunca düz arazide düşmanın karşısına çıkmaya yanaşmadı; MÖ 250'de Panormus'ta ise Romalı komutan Caecilius fillerin hepsini ele geçirdi.

Trebia'da işe de yaradılar — ama sık tekrarlanan biçimde değil. Roma süvarisini geri süren Kartaca süvarisiydi; filler Roma piyadesinin iki kanadına önden yüklendi ve kanatları nehre doğru sürdü. Polybios, nehir kıyısında kaçanların çoğunu fillerin ve süvarinin öldürdüğünü yazar.

Sonları hızlı oldu. Polybios Rhône'u geçerken 37 fil sayar; İspanya'dan kaçının yola çıktığını kaynaklar vermez. Trebia'nın hemen ardından gelen yağmur ve karda, onun anlatımıyla, bir tanesi dışında bütün filler telef oldu. Livius da soğuğun fillerin neredeyse hepsini yok ettiğini yazar, ama iki bölüm sonra Trebia'dan yedi filin sağ çıktığını ve onların Apeninler'deki fırtınada öldüğünü anlatır. Ayrıntıda kaynaklar çelişiyor; ortak nokta şu: Alpler'i aşan filler tek bir kışı çıkaramadı. Hannibal ertesi ilkbahar Arno bataklıklarını sağ kalan tek filin sırtında geçti ve bir gözünü orada kaybetti — ama ne Polybios ne Livius bu file ad verir.

Hannibal'ın fil hikâyesi orada bitmedi. Kartaca MÖ 215'te ona kırk fil daha yolladı; MÖ 211'de Capua'ya otuz üç fille yürüdü; kardeşi Hasdrubal MÖ 207'de Alpler'i yine fillerle aştı; Zama'da (MÖ 202) önünde seksenden fazla fil vardı. Yani Alp geçişi bir lojistik fiyaskoydu — fil silahından vazgeçiş değil.

Tablo: yandan görülen büyük gri bir fil hortumunu havaya kaldırmış; sırtında kırmızı sorguçlu miğferli, zırhlı, sarı pelerinli, elinde mızrak tutan bir adam. Filin altında ve önünde miğferli askerler, sağ önde ellerini yere uzatmış diz çökmüş bir adam; solda sırtında biri oturan ikinci bir fil. Arkada kayalık dağ yamaçları, bulutlu gökyüzü ve ufukta turuncu bir ışık.
Hannibal’ın Alpler’i fillerle aşışı — Nicolas Poussin’e atfedilen ~1625 tablosu. Temsilî: olaydan yaklaşık 1.800 yıl sonra hayal edildi. Polybios’a göre gerçeği daha acıdır — Trebia’dan sonraki kışta bir tanesi dışında hepsi öldü.Poussin’e atfedilen · kamu malı
II. PÖN SAVAŞI · MÖ 218-201

Hannibal neden kazanamadı?

Savaşları kazandı, savaşı kazanamadı. MÖ 217'de Trasimenus'ta, 216'da Cannae'de Roma ordularını yok etti; Roma yine barış görüşmedi. Planı İtalya'yı Roma'dan koparmaktı: güney büyük ölçüde koptu, ama orta İtalya ve Latin kolonileri kopmadı, kopanları da koruyamadı.

MÖ 217'de Trasimenus Gölü kıyısında Hannibal, sisli bir sabahta dar bir geçide giren Roma ordusunu önden, arkadan ve yandan aynı anda vurdu; Polybios'a göre Romalılar yürüyüş düzeninde, ne olduğunu anlayamadan doğrandı. Ertesi yıl Cannae'de merkeze Kelt ve İspanyol birliklerini dışa doğru bombeli bir yay gibi dizdi. Onlar geri çekilince Romalılar içeri daldı ve kanatlardaki Afrikalı ağır piyade iki yandan kapandı. Ama kuşatmayı kapatan piyade değil süvariydi: Hasdrubal, nehir kıyısında Roma süvarisini dağıttıktan sonra lejyonlara arkadan yüklendi. Polybios sonucu açıkça yazar — Kartaca'yı kazandıran şey sayıca üstün süvarisiydi.

Hannibal, Trebia'dan sonra da Trasimenus'tan sonra da esir aldığı müttefik İtalyalıları fidyesiz salıverdi; Polybios'un aktardığına göre onlarla değil, İtalya'nın özgürlüğü için Romalılarla savaştığını söylüyordu. Plan buydu: Roma'yı müttefiklerinden ayırmak. Kısmen tuttu. Livius Cannae'den sonra kopanları sayarken Pentri dışındaki bütün Samnitleri, Bruttium ve Lucania halklarını, Apulia'nın bir bölümünü, Tarentum, Croton ve Locri gibi güney kentlerini sıralar; aynı yıl Campania'nın en büyük kenti Capua da taraf değiştirdi. Ama orta İtalya ve Latin kolonileri yerinde kaldı. Roma ise barışı konuşmayı bile reddetti: Cannae'den sonra esir takasını görüşmeye gelen Kartacalı Carthalo, şehre sokulmadan geri çevrildi.

Roma'nın cevabı meydan savaşından kaçınmak oldu. Daha Cannae yaşanmadan, Trasimenus'un hemen ardından Quintus Fabius Maximus diktatör seçilmişti — Roma'da diktatörlük, süresi sınırlı bir olağanüstü hâl görevidir, bugünkü anlamıyla ilgisi yoktur. Fabius orduyu riske atmadı; Hannibal'ı izledi, yağmacılarını avladı, meydan savaşına girmedi. Başta korkaklıkla suçlandı, ama Polybios zamanla herkese bu yolun en akıllıcası olduğunu kabul ettirdiğini yazar. Bu arada Hannibal kendi tarafına geçenleri koruyamadı: MÖ 212'de Siraküza, 211'de Capua düştü. Capua'nın yetmiş önde gelen senatörü öldürüldü, üç yüz Campanialı soylu hapse atıldı, kentin geri kalan halkı köle olarak satıldı.

MÖ 207'de kardeşi Hasdrubal İspanya'dan yardıma geldi. Hannibal'a yolladığı mektup Romalıların eline geçti; konsül Gaius Claudius Nero ordusunun bir bölümüyle gizlice kuzeye yürüdü ve Hasdrubal'ı Metaurus'ta yendi. Nero kesik başı Hannibal'ın nöbetçilerinin önüne attırdı. Roma artık savaşı Hannibal'ın bulunmadığı yerlerde kazanıyordu: Publius Cornelius Scipio MÖ 209'da Yeni Kartaca'yı aldı, 206'da İspanya'yı Kartaca'dan temizledi, 204'te Afrika'ya geçti. Kartaca Hannibal'ı İtalya'dan geri çağırdı ve MÖ 202'de Zama'da yenildi. Şartlar ağırdı: on savaş gemisi dışında bütün donanma ve bütün filler teslim, elli yılda 10.000 talent — ve Afrika dışında hiçbir halkla, Afrika içinde de Roma'ya sormadan hiçbir halkla savaş yok.

TOPHET

Kartacalılar gerçekten kendi çocuklarını kurban etti mi?

Çoğu uzman bugün evet diyor, ama tartışma kapanmadı. Kartaca'da Tophet denen alanda, içinde yakılmış bebek kemikleri bulunan binlerce küp var. Bir grup araştırmacı bunların tanrılara sunulmuş çocuklar olduğunu savunuyor; bir başka grup ise doğumdan hemen önce ya da sonra ölen bebeklerin gömüldüğü bir mezarlık olduğunu. İki taraf da aynı kemiklere bakıyor.

Tophet, Kartaca'nın Salammbô semtindeki bir adak alanı. MÖ 8. yüzyıldan şehrin yıkıldığı MÖ 146'ya kadar kullanıldı: bir tabaka dolunca üstü toprakla örtülüp yenisine geçilmiş. Sık anılan 20.000 küp rakamı kazıda sayılmış değil — Lawrence Stager ile Samuel Wolff, kazdıkları alandaki küp yoğunluğunu tüm alana oranlayıp bu tahmini yaptı ve tahmin yalnız MÖ 400-200 arasını kapsıyor. İçi ayrıntılı incelenen küp sayısı ise 348. Adı da Kartacalılardan gelmiyor: "Tophet" İbranice Kutsal Kitap'ta Kudüs yakınındaki bir yerin adı; bu alanlara adı arkeologlar taktı. Kartaca'ya özgü de değil: ilki 1919'da Sicilya açıklarındaki Motya'da bulundu, bugün Sicilya, Sardinya, Malta ve Tunus'ta yaklaşık on alan biliniyor.

Anlatıların hepsi başkalarından geliyor. Diodoros, MÖ 310'daki bir olayı kendisi görmedi; iki yüz yılı aşkın süre sonra, kendinden önceki Yunan tarihçilerden derleyerek yazdı. Plutarkhos MS 100 dolaylarında, Tertullianus MS 200 dolaylarında yazdı. Üstelik Tertullianus'un anlattığı kurbanlar Pön Kartacası'nın değil, Roma Afrikası'nın; metni de tarafsız değil, bir savunma yazısı: Hristiyanlara yöneltilen suçlamaları paganlara geri çeviriyor.

Kartaca ayaktayken yaşamış Yunanlarda ton çok daha soğukkanlı. İskender'in tarihçisi Kleitarkhos töreni bir adak olarak anlatır: Kartacalılar büyük bir dilek tutacakları zaman bir çocuklarını adarmış. Ama dikkat — Kleitarkhos'un bu sözleri kendi kitabından değil, Platon'un Devlet'ine çok sonra yazılmış bir şerhten geliyor; kitabı elimizde yok. Platon'a atfedilen Minos diyalogunda da Kartacalıların kendi oğullarını bile Kronos'a kurban ettiği geçer; orada bu bir suçlama değil, halkların yasa anlayışının ne kadar değiştiğine örnektir — gerçi aynı konuşmacı insan kurbanının kendilerinde yasal olmadığını da söyler.

İhmallerini telafi etme gayretiyle, en soylu ailelerden iki yüz çocuk seçip alenen kurban ettiler; şüphe altındaki başkaları da gönüllü olarak kendilerini kurban etti, sayıları üç yüzden az değildi.— Diodoros Sikeliotes, Tarih Kütüphanesi 20.14.5 (Loeb cilt X, 1954; İngilizce çeviriden)

Hemen öncesinde (20.14.4) Diodoros şunu yazar: Kartacalılar eskiden en soylu oğullarını kurban ederken son zamanlarda gizlice satın aldıkları çocukları onların yerine koymuş, soruşturunca bu anlaşılmış. Hemen sonrasında (20.14.6) anlattığı, çocukları ateşe yuvarlayan tunç Kronos heykelini ise Diodoros'un kendisi Euripides'in bir mitine bağlar.

Çocuk kurbanını Yunan ve Romalı otuzdan fazla yazar anlatır. "Hepsi düşman propagandası" fikri antik değil, modern: 20. yüzyılın ikinci yarısında doğdu, 1970'ler ve 80'lerde özellikle alanların çoğunun bulunduğu İtalya ve Tunus'ta ağır bastı. Sabatino Moscati ve Sergio Ribichini bu alanların erken ölen bebekler için ayrılmış mezarlıklar olduğunu savundu; Tunuslu arkeolog M'hamed Hassine Fantar 2005'te Wall Street Journal'a kısaca "Biz yapmadık" dedi.

Asıl kavga kemiklerin yaşı üzerine ve tuhaf olan şu: iki ekip de aynı 348 küpün içindekine baktı. Jeffrey Schwartz ve ekibi 2010'da bu küplerde en az 540 birey saydı; çoğunun doğum öncesiyle doğum sonrası 5-6 ay arasında öldüğünü, önemli bir bölümünün hiç doğmadığını bildirdi — yani dağılım doğal bebek ölümleriyle uyuşuyordu. Schwartz'ın anlatımına göre kazı başkanı Lawrence Stager bunun üzerine örneği geri isteyip Patricia Smith'e gönderdi. Smith, Stager ve arkadaşları 2011'de bebeklerin çoğunun 1-1,5 aylıkken öldüğü sonucuna vardı: o yaşta bir bebek ölü doğmamış, yaşamıştır. Fark yöntemden geliyor — yanma kemiği ve diş minesini büzüyor, iki ekip bu büzülmeyi farklı hesaplıyor. Tartışma aynı dergide 2012, 2013 ve 2017'de sürdü, kapanmadı.

Kemiklerin dışında iki şey kurban tezini güçlendiriyor. Birincisi, küplerin bir kısmında bebek değil kuzu ya da oğlak kemiği var, bazılarında ikisi birlikte; Josephine Quinn bunu, uygun anda çocuk yoksa yerine başka bir şey konabildiği biçiminde okuyor. İkincisi, küplerin üzerine dikilen taşlardaki yazıtlar mezar taşı yazıtı değil, adak yazıtı: Baal Hammon'a, çoğu zaman Tanit'le birlikte, bir sunudan söz ediyor ve "sesimi duyduğu için" diye bitiyor. Yani bir dilek tutulmuş, gerçekleşmiş, karşılığı verilmiş.

Bugün ağırlık kurban tezinde, ama kimse dosyayı kapatmış değil. Xella, Quinn, Melchiorri ve van Dommelen 2013'te Antiquity'de yazılı, yazıtsal ve arkeolojik kanıtı bir araya getirdi; Quinn bu kanıtı ezici diye niteledi. Schwartz'ın ekibi hâlâ karşı tarafta. Alanın 2023'te çıkan derleme kitabını değerlendiren Matthew McCarty ise 2024'te sorunun kesin bir cevabı olmadığını yazdı. Emin olduğumuz şey şu: Tophet sıradan bir mezarlık değildi ve üzerine dikilen taşlar oradaki gömüleri bir tanrıya verilmiş armağan olarak anıyor. Çocukların nasıl öldüğü ise hâlâ tartışılıyor.

Açık hava kalıntı alanı: önde sık kırmızı gelincikler ve sarı kır çiçekleri; arkada kumlu bir açıklıkta yıkık taş yığınları, biri kemerli iki karanlık açıklığı olan alçak bir taş duvar ve ağaçlar; sağda tek başına duran kısa, beyaz, silindir biçimli bir taş. En arkada modern beyaz bir duvar ve çanak anten.
Kartaca Tophet’i: binlerce adak küpü ve stelin bulunduğu alan. Küplerden yeni doğmuş bebeklere ait yanmış kemikler çıktı; bu çocukların kurban mı edildiği, yoksa doğal ölen bebekler mi olduğu hâlâ tartışılıyor.IssamBarhoumi · CC BY-SA 4.0
Siyah zemin önünde, metal tutucularla sergilenen dikey taş stel: sivri tepeli üst kısımda yelpaze biçimli bir palmet kabartması ve altında baklava desenli bir şerit; ortada birkaç satır kazınmış Punik yazı ve zikzak bir şerit; altta bir palmiye ağacı, solunda üçgen gövdeli, kolları yana açık, yuvarlak başlı Tanit işareti.
Tanrıça Tanit’in işaretini taşıyan adak steli (MÖ 3. yy, Kartaca Tophet’inden; bugün Lyon Güzel Sanatlar Müzesi). Üçgen gövde, açık kollar ve yuvarlak baş — Kartaca’nın en yaygın kutsal simgesi.Rama · CC BY-SA 2.0 fr
III. PÖN SAVAŞI · MÖ 149-146

Roma, Kartaca’yı neden yok etti?

Tarihçiler hâlâ anlaşamıyor. Kesin olan şu: Kartaca savaş tazminatını ödüyor, ticaretle yeniden zenginleşiyordu. MÖ 201 antlaşması ona Roma'nın izni olmadan savaşmayı yasaklamıştı; Numidya kralı Massinissa bu yasağa güvenip toprak aldı. Kartaca sonunda karşılık verince Roma aradığı bahaneyi buldu.

Bu bölümde bir sorun var: Kartaca'nın kendi tarih kitapları yok oldu, olan biteni düşmanlarının kaleminden okuyoruz. En ayrıntılı anlatı Appianos'un ve o, olaylardan yaklaşık üç yüz yıl sonra, Roma İmparatorluğu'nda Yunanca yazdı. Antlaşmanın maddeleri ise sağlam biliniyor. Polybios'a göre MÖ 201 barışı Kartaca'ya Afrika dışında hiç, Afrika içinde ise Roma'ya danışmadan savaşmayı yasaklıyor, elli yılda 10.000 talent tazminat yüklüyor ve Massinissa'nın atalarına ait olduğu söylenen bütün toprakların sınırları sonradan çizilmek üzere ona geri verilmesini istiyordu. Son madde, ucu açık bir talep hakkıydı.

Kartaca bu yükün altında ezilmedi. MÖ 191'de, Roma doğuda savaşırken, 100.000 modius buğday ile 50.000 modius arpayı bedelsiz vermeyi ve yıllara yayılmış tazminatın kalanını tek seferde kapatmayı önerdi (modius yaklaşık dokuz litrelik bir ölçek). Livius'a göre Senato tahılın parasını ödedi, parayı ise taksit tarihlerinden önce almayı reddetti. Aynı yıllarda Massinissa sınır topraklarını parça parça aldı; Appianos'a göre Roma hakem gönderiyor ama hakemlere Massinissa'yı ellerinden geldiğince kayırmalarını söylüyordu.

Sınır kavgası için gelen Roma heyetlerinden birinde Cato vardı. Bu elçiliğin yılı tartışmalı: Appianos'un İngilizce baskısı kenara MÖ 157 düşer, Plutarkhos'un Loeb baskısı MÖ 150 der, modern çalışmalarda genellikle MÖ 153 ya da 152 geçer. Appianos heyetin ekili tarlaları ve kalabalığı görüp Roma'ya döndüğünde Kartaca'yı kıskanılacak değil korkulacak bir şehir diye anlattığını, Senato'nun da savaşa karar verip bir bahane beklediğini yazar. Plutarkhos'a göre Cato bundan sonra hangi konuda oy verirse versin sözünü "bence Kartaca yok edilmeli" diye bağladı; Publius Scipio Nasica ise her konuşmasını "bence Kartaca ayakta kalmalı" diye bitirdi. Nasica'nın gerekçesi şuydu: Kartaca korkusu Romalıları dizginliyordu.

Küçük bir uyarı: bugün ezberlenen Carthago delenda est kalıbı hiçbir antik metinde geçmez. Plutarkhos da Appianos da Yunanca yazdı; sözü Latince aktaran Florus ise dolaylı anlatım kullanır. Kısa, slogan gibi hâlini antik kaynaklarda bulamazsınız; o biçim sonradan yerleşti.

MÖ 151'de Massinissa Kartaca topraklarındaki Oroscopa'ya saldırdı; Kartaca karşılık vermek için ordu topladı ve böylece Roma'ya sormadan savaşmış oldu. Ordu kuşatıldı, teslim oldu, teslim olurken Massinissa'nın oğlu Gulussa'nın süvarileri tarafından kırıldı. MÖ 149'da Roma savaş ilan etti; Appianos, konsüllere Kartaca yerle bir edilmeden savaşı bırakmamaları yolunda gizli emir verildiğini yazar. Şartlar adım adım ağırlaştı: önce otuz gün içinde en soylu ailelerden üç yüz çocuk rehine, sonra bütün silahlar. Appianos 200.000 kişilik zırhın ve 2.000 mancınığın teslim edildiğini söyler — bu sayılar yalnızca onda geçer, doğrulanamaz. Ardından son emir geldi: şehri bırakın, denizden en az on Roma mili içeriye taşının.

Silahsız kalan şehir savaşmayı seçti ve Appianos'un deyişiyle gemisiz, silahsız ve açken üç yıl dayandı. MÖ 146 baharında Scipio Aemilianus limanı ve forumu aldı; Byrsa tepesine çıkan sokaklarda dövüş altı gün altı gece sürdü — evler altı katlıydı, Romalılar damdan dama kiriş atıp köprü gibi geçti. Yedinci gün duvarda dar bir kapı açıldı, kaleden elli bin kadın ve erkek çıktı. Appianos bunların sonunu yazmaz; Orosius bütün esirlerin köle olarak satıldığını söyler. Scipio şehrin yanışını izlerken ağladı ve Homeros'tan Truva'nın yıkılışını anlatan dizeleri söyledi. Yanındaki Polybios ne demek istediğini sorunca, asıl korktuğu şeyin bir gün kendi ülkesinin başına geleceklerin olduğunu söyledi. Polybios bunu duyduğu gibi yazdı.

Hikâyenin en tuhaf sonu ise bir yüzyıl sonra geldi: Kartaca'yı küle çeviren Roma, aynı yere yeni bir şehir kurdu. İlk deneme MÖ 122'de Gaius Gracchus ile Marcus Fulvius Flaccus'undu ve tutmadı. Sonra gazilerini yerleştirecek toprak arayan Julius Caesar buraya topraksız yurttaşlar gönderdi; MÖ 29'da Augustus Afrika eyaletinin yönetimini buraya taşıdı ve Kartaca, İskenderiye ile Antakya'nın yanında anılacak kadar zenginleşti.

Tepe yamacında düzenli taş temellerden oluşan kalıntılar; aralarında patikalar, geride serviler ve modern binalar.
Byrsa tepesindeki Punik mahallenin kalıntıları. MÖ 146’da Romalılar tepeye çıkan sokaklarda altı gün savaştı; son direniş zirvedeki Eshmun (Yunanca kaynaklarda Asklepios) tapınağında oldu. Roma şehri yerle bir etti; mahalle, Romalıların sonradan forum için yığdığı dolgunun altında kalarak korundu.BishkekRocks · kamu malı
MİRAS · İKİNCİ HAYAT

Kartaca’dan geriye ne kaldı?

Üç şey kaldı: taşlar, bir dil ve bir yer adı. Roma yıktığı şehrin yerine kendi Kartaca'sını kurdu. Punik dili ise şehirden sonra da yaşadı: Augustinus MS 423'te hâlâ Punikçe bilen bir piskopos arıyordu. Alan bugün başkent Tunus'un banliyösü ve 1979'dan beri UNESCO Dünya Mirası listesinde.

Bugün kıyıda gezilen kalıntıların çoğu o ikinci şehirden kalma. Antoninus Hamamları'nın inşaatı MS 145'te, adını taşıdığı imparator Antoninus Pius döneminde başladı ve 162 dolaylarında bitti; İtalya anakarası dışındaki en büyük hamam kompleksiydi. Parayı imparator vermemişti: yapı imparatorun izniyle, ama Afrika prokonsülünün ve Kartacalıların cömertliğiyle yükseldi — ve ancak Zaghouan su kemeri bitip yakındaki sarnıçları doldurduktan sonra mümkün oldu. Aynı alanda bir tiyatro, bir odeon, Colosseum örnek alınarak yapılmış bir amfitiyatro ve bir sirk var. Yani ziyaretçilerin "Kartaca kalıntıları" diye gezdiği şeylerin çoğu, aslında Kartaca'yı yıkanların kurduğu şehre ait.

Punik dili şehirden sonra da yaşadı. Augustinus, MS 390'a tarihlenen bir mektubunda Madauroslu Maximus'a çıkışır: Punik dilini küçümsersen, o dilde yazılmış kitaplarda unutulmaktan kurtarılmış çok şey bulunduğunu kabul eden bilginleri de yalanlamış olursun, der. Otuz üç yıl sonra, MS 423'te Papa I. Celestinus'a yazdığı mektupta ise Hippo'ya kırk mil uzaktaki Fussala'ya piskopos ararken hem yöreye uygun hem de Punik dilini bilen birini aradığını anlatır. Kartaca yıkılalı beş yüz altmış sekiz yıl olmuştu. Bunlar Punikçeyi savunmak için kurulmuş cümleler de değil; Augustinus bambaşka bir şeyi anlatırken dilin hâlâ orada olduğunu ele veriyor.

Alanın bugünkü hâli bir kurtarma seferberliğinin ürünü. UNESCO 1970'lerin başında uluslararası bir kazı ve koruma kampanyası başlattı; alan 1979'dan beri Dünya Mirası listesinde. UNESCO'nun 2009 tarihli değerlendirmesi iki şeyi birden söylüyor: alan hâlâ güçlü kentsel baskı altında, ama bu baskı Kartaca-Sidi Bou Said Parkı'nın ulusal koruma altına alınmasıyla büyük ölçüde denetlenebilmiş.

Kalıntı alanı: iki yanda moloz taştan iri duvar kütleleri; aradaki düz zeminde devrilmiş sütun parçaları ve dikdörtgen bir taş blok. Ortada başlıklı, uzun bir sütun; solunda daha ince ikinci bir sütun, sağda uzakta üçüncüsü. Arkada ağaçlı yeşil bir yamaç ve beyaz bir duvar; bulutlu gökyüzü.
Antoninus Hamamları (MS 145-162 dolayları) — Kartaca’nın ikinci hayatından, İtalya anakarası dışındaki en büyük Roma hamamı. Caesar’ın adam yerleştirmeye başladığı, Augustus’un MÖ 29’da Africa eyaletinin merkezi yaptığı koloninin yaklaşık iki yüzyıl sonraki hâli.Silar · CC BY-SA 4.0
KAYNAKLAR · KİM ANLATTI

Kartaca’yı bize kim anlattı?

Kartaca'nın kendi kitapları elimizde yok. Plinius'a göre şehir düştüğünde Roma Senatosu kütüphaneleri Kuzey Afrikalı krallara dağıttı; Latinceye çevrilmeye değer görülen tek eser bir tarım kitabıydı. Bugün okuduğumuz Kartaca anlatılarının neredeyse tamamı Yunan ve Romalı yazarlardan geliyor. Yani Kartaca tarihini büyük ölçüde onu yıkanların kaleminden okuyoruz.

Geriye kalan anlatıcıların kim olduğu önemli. Polybios bir Yunan'dı; MÖ 168'deki Pydna yenilgisinden sonra Roma'ya götürülüp yargılanmadan İtalya'da tutulan bin Akhaialıdan biriydi. Orada Scipio Aemilianus'un dostu ve hocası oldu; MÖ 146'da, Kartaca'yı yıkan komutanın yanında, kuşatmanın içindeydi. Elimizdeki en yakın tanık, yıkımı yapan tarafın adamıydı. Üstelik kırk kitaplık Tarihler'inden yalnızca ilk beşi bütün hâlde kaldı; kuşatmayı anlattığı bölümler bize parçalar hâlinde geldi.

Yazıtlar ve kazılar boşluğu bir ölçüde dolduruyor ama edebiyatın yerini tutmuyor. Punikçe bugün karşımıza neredeyse yalnızca yazıtlarda, sikkelerde ve Yunan-Latin yazarların aktardıklarında çıkıyor. Kartaca'dan kalan binlerce adak yazıtı da hep aynı kısa kalıbı tekrarlar: tanrının adı, adak, adağı yapanın adı. İsim verirler, olay anlatmazlar. Uzunca bir Punikçe konuşmayı okuyabildiğimiz yer ise şaşırtıcı: bir Roma komedisi. Plautus'un Poenulus'unda Kartacalı Hanno sahneye çıkar, duasını önce Punikçe eder, sonra kendisi Latinceye çevirir.

Romalı yazarların elinde hazır bir kalıp da vardı: punica fides, yani "Punik sözü", güvenilmezlik demekti. Livius, Hannibal'ın erdemlerini saydıktan sonra kusurlarına geçer ve araya Punik'ten de beter bir hainlik ifadesini koyar. Kalıbın bu açık hâliyle bilinen en erken kullanımı Sallustius'tadır, yani yıkımdan yaklaşık yüz yıl sonra — ve orada da Kartacalı olmayan birine, Mauretania kralı Bocchus'a yakıştırılır. Birçok araştırmacı bunu, yıkımı haklı çıkarmaya yarayan bir klişe olarak okuyor.

ZAMAN ÇİZELGESİ

Kronoloji ← kaydır →

01
MÖ 814

Geleneksel kuruluş tarihi

Sur’dan gelen Fenikelilerin kenti kurduğu söylenen yıl. Kazılar uzun süre daha geç bir tarih gösterdi; radyokarbon ölçümleri en eski buluntuları MÖ 9. yüzyılın son çeyreğine çıkardı, bu da geleneksel tarihle artık çelişmiyor.

02
MÖ ~540

Alalia: Sardinya Denizi’nde çarpışma

Herodotos’a göre Kartaca ve Etrüskler, Korsika’ya yerleşmiş Phokaialılara altmışar gemiyle saldırdı. Phokaialılar üstün geldi ama altmış gemilerinden kırkı battı; adayı bıraktılar.

03
MÖ 509

Roma ile ilk antlaşma

Polybios metni aktarır: Romalılar ve müttefikleri savaş gemileriyle “Güzel Burun”un ötesine geçmeyecekti. Onun kendi hesabı MÖ 508’i verir.

04
MÖ 480

Himera: Sicilya’da ağır yenilgi

Diodoros’a göre Kartaca ordusu Syrakusalı Gelon karşısında dağıldı, komutan Hamilkar öldü, iki bin talent gümüş ödendi. Savaşın günü Diodoros’ta Termopilai, Herodotos’ta Salamis ile aynıdır.

05
MÖ 310

Savaş ilk kez Afrika’ya taşınıyor

Syrakusa tiranı Agathokles kuşatmayı yarıp Kuzey Afrika’ya geçti ve Diodoros’a göre kendi gemilerini yaktırdı. Çocuk kurbanı tartışmasının ana metni de bu bölümdedir.

06
MÖ 264

Birinci Pön Savaşı kazayla başlıyor

Messana’yı ele geçiren paralı askerler — Mamertinler — ikiye bölünüp hem Kartaca’dan hem Roma’dan yardım istedi. Yerel bir kriz, Polybios’un yirmi dört yıl saydığı bir savaşa dönüştü.

07
MÖ 260–255

Roma denizde öğreniyor, Afrika’da tökezliyor

Gemilere “kuzgun” denen kancalı köprüler takıp Mylae’de kazandılar; MÖ 256’da Ecnomus’ta altmış dört Kartaca gemisi ele geçirdiler. Afrika’ya çıkan Regulus ertesi yıl esir düştü.

08
MÖ 241

Egadi Adaları ve Sicilya’nın kaybı

Polybios’a göre Kartaca gemileri yüklü, mürettebatı acemiydi: elli gemi battı, yetmişi esir alındı. Roma barış şartlarını ağırlaştırdı. Savaş alanından bugüne dek yirmi yedi tunç mahmuz çıkarıldı.

09
MÖ 241–238

Paralı Askerler Savaşı ve Sardinya

Parası ödenmeyen askerler ayaklandı; Polybios savaşın üç yıl dört ay sürdüğünü yazar. Roma fırsatı kullanıp Sardinya’yı aldı, üstüne bin iki yüz talent daha istedi.

10
MÖ 218

Hannibal Alpler’i aşıyor

Polybios’a göre Rhône’u otuz sekiz bin piyade ve sekiz binden çok atlıyla geçti, geçitlerde bu kuvvetin yaklaşık yarısını kaybetti, Po ovasına yirmi altı bin askerle indi. Yanında otuz yedi fil vardı.

11
MÖ 216

Cannae

Hannibal Roma ordusunu çembere aldı. Ölü sayısı kaynağa göre değişir: Polybios yaklaşık yetmiş bin der, Livius yaklaşık 48.200 sayar. Kartaca tarafının sayımı yoktur.

12
MÖ 202–201

Zama ve barışın gerçek bedeli

Kartaca on savaş gemisi dışında donanmasını ve fillerini teslim etti; Afrika dışında hiç, içinde ise Roma’ya sormadan savaşamayacak ve elli yılda on bin talent ödeyecekti.

13
MÖ 149

Roma’nın kabul edilemez şartı

Kartaca üç yüz soylu çocuğu rehin verdi, silahlarını teslim etti. Sonra konsül Censorinus şehri boşaltıp denizden uzağa taşınmalarını istedi.

14
MÖ 146

Kartaca yıkılıyor

Appianos’a göre sokak savaşı altı gün sürdü; sonunda Byrsa’dan elli bin kişi çıkıp teslim oldu. “Toprağa tuz ekildi” anlatısı hiçbir antik kaynakta geçmez, modern bir eklemedir.

15
MÖ 122 – MS 533

Aynı yerde ikinci bir şehir

Gracchus’un kolonisi tutmadı; Caesar’ın gönderdiklerinden sonra MÖ 29’da Augustus Afrika eyaletinin yönetimini buraya taşıdı. Roma Kartacası MS 439’da Vandallara geçti, 533’te Bizans geri aldı.

Quiz yükleniyor…

✏️ Düzeltmeler

Bu yazıda yayından sonra fark edilip düzeltilen hatalar. Yukarıdaki metin düzeltilmiş hâlidir.

  • Filler bölümü, fillerin onlarla hiç karşılaşmamış Roma atlarını ve askerlerini korkutmak için tasarlandığını yazıyordu; Romalılar MÖ 280'de Herakleia'da Pirus'un fillerine karşı savaşmıştı, Birinci Pön Savaşı'nda da Kartaca filleriyle karşılaştı.
  • Giriş paragrafında ve kronolojide, kazılarda MÖ 8. yüzyılın son çeyreğinden eski buluntu çıkmadığı, arada yaklaşık yüz yıl boşluk olduğu yazıyordu; 1990'larda başlayan radyokarbon ölçümleri en eski buluntuları MÖ 9. yüzyılın son çeyreğine tarihliyor.
  • Mahmuz görselinin altyazısı, mahmuzun Egadi Adaları savaşının kendisinden kaldığını kesin bir bilgi gibi yazıyordu; görselin kaynak kaydı onu savaştan ya da öncesinden kalma diye tarihliyor.
  • Altı görselin alt metni (ekran okuyucuların okuduğu tarif) fotoğrafta olmayan ayrıntılar anlatıyordu; görsellere bakılarak yeniden yazıldı.
  • Byrsa fotoğrafının altyazısı, mahallenin kuşatmadaki son direniş noktası olduğunu ve bu temellerin altında korunduğunu yazıyordu; son direniş tepenin zirvesindeki tapınakta oldu, mahalle Roma forumunun dolgusu altında korundu.

Makale bu tarihte kaynaklarıyla yeniden denetlendi. Aşağıdakiler yayındaki metinde yanlış ya da yanıltıcı olan ifadelerdir; aynı geçişte başka ifadeler de kaynağına göre inceltildi.

  • Üç cümle tırnak içinde, alıntı gibi basılıyordu: giriş cümlesi, “220 savaş gemisi” cümlesi ve “barut fıçısı” cümlesi. Hiçbiri bir kaynaktan değil sitenin kendisinden geliyordu; alıntı olarak kaldırıldı.
  • Cato'nun her konuşmasını “Carthago delenda est!” cümlesiyle bitirdiği yazıyordu; bu Latince kalıp hiçbir antik metinde geçmez. Plutarkhos'a göre Cato sözünü “bence Kartaca yok edilmeli” diye bağlardı. Aynı hata makale sonundaki quizde de vardı; o da düzeltildi.
  • Kartacalıların çocuk kurban ettiğinin modern arkeolojiyle kanıtlandığı kesin bir bilgi gibi yazıyordu; çoğu uzman bugün bunu kabul etse de tartışma kapanmadı, bir grup araştırmacı alanı erken ölen bebeklerin mezarlığı sayıyor.
  • Trebia'da Roma süvarisini fillerin dağıttığı yazıyordu; Roma süvarisini geri süren Kartaca süvarisiydi, filler ise Roma piyadesinin iki kanadına yüklendi. Aynı hata makale sonundaki quizde de vardı; o da düzeltildi.
  • Kartaca'nın limanlarının, Akdeniz'deki deniz hâkimiyetinin temeli olduğu yazıyordu; kazılara göre dairesel askerî liman bugünkü hâlini MÖ 200-150 arasında, Roma Kartaca donanmasını on gemiye indirdikten sonra aldı.
  • Roma'nın Sicilya'ya adım atmasının bir ilk olmadığı yazıyordu; tersine, Polybios Sicilya'yı Roma'nın İtalya dışında ayak bastığı ilk ülke diye tanımlar.
  • Mamertinlerin önce Kartaca'dan, sonra Roma'dan yardım istediği yazıyordu; Polybios'a göre ikiye bölündüler, bir grup Kartaca'ya, bir grup Roma'ya başvurdu. Aynı hata makale sonundaki quizde de vardı; o da düzeltildi.
  • 37 filin İspanya'dan yola çıktığı yazıyordu; Polybios bu sayıyı Rhône geçişinde verir, İspanya'dan kaç filin yola çıktığını kaynaklar vermez.
  • Sağ kalan son filin adının “Surus” olduğu yazıyordu; ne Polybios ne Livius bu file ad verir. Aynı hata makale sonundaki quizde de vardı; o da düzeltildi.
  • Diodoros'a atfedilen alıntı, Tarih Kütüphanesi 20.14.5'in Loeb çevirisinde bulunmayan “Kent büyük bir tehlikeyle karşılaştığında” ifadesiyle başlıyordu; alıntı bu bölümün çevirisiyle değiştirildi.
  • Askerî limana 220 savaş gemisi sığdığı kesin bir bilgi gibi yazıyordu; bu sayı Appianos'un tersaneler için verdiği sayıdır, kazı kalıntıları ise 160-170 kızağa işaret ediyor.
  • Mahmuz görselinin altyazısında üzerindeki Punik yazıtın Baal'e adandığı kesin bir bilgi gibi yazıyordu; yazıtın okunuşu tartışmalıdır.

Bir hata mı gördün? info@basementonfire.com adresine yaz; doğrulanan düzeltmeler bu sayfada belirtilir. Düzeltme ilkesi

📚 Kaynakça

  1. 1Tarihler 1 (I. Pön Savaşı ve Paralı Askerler Savaşı) · çev. W. R. Paton, LoebPolybios · MÖ ~150 · LacusCurtius
  2. 2Tarihler 3 (Alp geçişi, Trebia) · çev. W. R. Paton, LoebPolybios · MÖ ~150 · LacusCurtius
  3. 3Tarihler 6 (Kartaca ve Roma anayasalarının karşılaştırması, 6.51-6.52)Polybios · MÖ ~150 · LacusCurtius
  4. 4Tarihler 15.18 (MÖ 201 barış şartları: on trireme, izinsiz savaş yasağı, 10.000 talent)Polybios · MÖ ~150 · LacusCurtius
  5. 5Tarihler 31.23 (Polybios’un Roma’daki konumu ve Scipio Aemilianus’la dostluğu)Polybios · MÖ ~150 · LacusCurtius
  6. 6Pön Savaşları (Libyka) · çev. Horace White, notlar Jona LenderingAppianos · MS ~160 · Livius.org
  7. 7Tarih Kütüphanesi 20.14 (Agathokles kuşatması ve çocuk kurbanı anlatısı) · Loeb cilt X, 1954Diodoros Sikeliotes · MÖ ~30 · LacusCurtius
  8. 8Tarih Kitaplığı 14.41 (ilk beş sıralı gemiler, Syrakusai MÖ 399) · çev. C. H. OldfatherDiodoros Sikeliotes · MÖ ~30 · LacusCurtius
  9. 9Roma Tarihi 21 (Hannibal’in portresi ve Alp geçişi) · çev. Canon RobertsLivius · MÖ ~25 · Wikisource
  10. 10Roma Tarihi 30.7 (sufetlerin yetkisi) · çev. F. G. Moore, LoebLivius · MÖ ~25 · Perseus
  11. 11Politika II.11 (Kartaca anayasası: övgü ve “makamlar parayla alınıyor” eleştirisi)Aristoteles · MÖ ~330 · MIT Classics · çev. Benjamin Jowett
  12. 12Cato Maior 26-27 (“Bence Kartaca yok edilmeli” ve Scipio Nasica’nın karşı cümlesi)Plutarkhos · MS ~100 · LacusCurtius · Loeb
  13. 13De superstitione 171 C-D (çocuk kurbanı tasviri) · çev. F. C. Babbitt, LoebPlutarkhos · MS ~100 · LacusCurtius
  14. 14Doğa Tarihi 18.5 (Kartaca kütüphanelerinin dağıtılması, Magon’un çevrilmesi) · çev. Bostock & RileyYaşlı Plinius · MS 77 · Perseus
  15. 15Coğrafya 3.2.10 (Polybios’tan aktarma: Yeni Kartaca gümüş madenleri) · çev. H. L. Jones, LoebStrabon · MS ~20 · LacusCurtius
  16. 16Epitome 18 (Elissa/Dido anlatısı, öküz derisi ve Byrsa adı) · çev. J. S. Watson, 1853Iustinus (Pompeius Trogus’tan özet) · MS 2.-4. yy · attalus.org
  17. 17De Re Rustica 1.1.13 (Magon’un 28 cildi ve senato kararı) · çev. H. B. Ash, LoebColumella · MS ~60 · LacusCurtius
  18. 18Apologeticum 9 (Afrika’da Saturnus’a kurban) · çev. S. Thelwall, 1885 — savunma metnidir, tarafsız kayıt değilTertullianus · MS ~197 · New Advent
  19. 19Minos 315b-c (Kartacalıların Kronos’a kurbanı) · çev. W. R. M. Lamb, Loeb 1925Platon’a atfedilen · MÖ 4. yy · Perseus
  20. 20Nikokles 24 (“evde oligarşi, seferde kral”) · çev. George NorlinIsokrates · MÖ 4. yy · Perseus
  21. 21Poenulus 5.1 (sahnede Punikçe dua eden Kartacalı Hanno) · çev. H. T. RileyPlautus · MÖ ~190 · Perseus
  22. 22Mektup 17 (MS 390) ve Mektup 209 (MS 423): Punik dilinin Kartaca’dan sonra da yaşadığıAugustinus · MS 390-423 · New Advent · çev. J. G. Cunningham
  23. 23Skeletal remains from Punic Carthage do not support systematic sacrifice of infantsSchwartz, Houghton, Macchiarelli & Bondioli · 2010 · PLOS ONE 5(2): e9177
  24. 24Aging cremated infants: the problem of sacrifice at the Tophet of CarthageSmith, Avishai, Greene & Stager · 2011 · Antiquity 85(329), 859-874
  25. 25Bones, teeth, and estimating age of perinates: Carthaginian infant sacrifice revisitedSchwartz, Houghton, Bondioli & Macchiarelli · 2012 · Antiquity 86, 738-745
  26. 26Age estimations attest to infant sacrifice at the Carthage TophetSmith, Stager, Greene & Avishai · 2013 · Antiquity 87(338), 1191-1199
  27. 27Phoenician bones of contentionXella, Quinn, Melchiorri & van Dommelen · 2013 · Antiquity 87(338), 1199-1207
  28. 28Two tales of one city: data, inference and Carthaginian infant sacrificeSchwartz, Houghton, Bondioli & Macchiarelli · 2017 · Antiquity 91(356), 442-454
  29. 29Child sacrifice at Carthage: religious rite or population control?Lawrence E. Stager & Samuel R. Wolff · 1984 · Biblical Archaeology Review 10(1), 30-51
  30. 30Did the Carthaginians sacrifice human babies?Josephine Quinn · 2023 · Bad Ancient
  31. 31Infants as Votive Offerings (Garnand & Greene, 2023) — kitap değerlendirmesi: “kesin cevap vermiyor”Matthew M. McCarty · 2024 · Bryn Mawr Classical Review 2024.09.08
  32. 32Reassessing Polybius’ account of the Battle of Aegates (241 BCE) using the underwater material culture found at the Egadi IslandsMark C. Davies · 2024 · Honor Frost Foundation · DOI 10.33583/mags2023.06
  33. 33The Marsala Punic Ship — Fifty Years of Discovery (kerestelerdeki Punik montaj işaretleri)Honor Frost Foundation · 2021 · honorfrostfoundation.org
  34. 34Battle of the Egadi Islands Project (çıkarılan tunç mahmuzların güncel sayısı)RPM Nautical Foundation · rpmnautical.org
  35. 35Carthage — the Punic ports (kazı tarihlemesi: dairesel havuz ve ada MÖ 200-150)Arthur de Graauw · Ancient Ports — Ports Antiques
  36. 36Carthage Must Be Destroyed: The Rise and Fall of an Ancient CivilizationRichard Miles · 2010 · Allen Lane
  37. 37Unplanned Wars: The Origins of the First and Second Punic WarsB. Dexter Hoyos · 1998 · Walter de Gruyter · ISBN 3-11-015564-8
  38. 38Carthage (ancient city) — MÖ 814’ün “geleneksel” tarih olduğu, kazıların bir yüzyıl sonrasını vermesiEncyclopædia Britannica
  39. 39Punic Carthage (radyokarbon tarihlemesi, Qart-hadašt adı)Jona Lendering · Livius.org
  40. 40Archaeological Site of Carthage — Dünya Mirası kaydı ve koruma değerlendirmeleriUNESCO Dünya Mirası Merkezi
  41. 41Illegal Constructions in Carthage: Who is at Fault?2021 · Inkyfada (Tunus)

🔎 İlgili Konular

🎲 Rastgele bir konu keşfet