BasementonfireBasementonfire
Ana SayfaİçeriklerAkışMüzikMesajlarProfil
Ayarlar
Giriş Yap
Hakkımızda·Teknoloji·Basın·İletişim
Gizlilik·KVKK·Açık Rıza·Koşullar·English
Ana SayfaİçeriklerAkış
MüzikMesajlarProfil
Basementonfire
Basementonfire
Bilim, tarih ve kültürü interaktif makaleler ve toplulukla keşfet.
Hemen katılGiriş yap
İçerikleri keşfet — kayıt gerekmez →
Kaan Çoban@kaancoban · 7g
0
0 beğeni
Kaan Çoban Bir yapay zeka veri merkezi koca bir şehrin elektriğini yerken, beynin aynı işi sadece 20 watt'la yapıyor. Üstelik sen uyurken kendini yeniden programlıyor. Bir H100 ham hızda seni geçebilir — ama donar, yeniden eğitilmesi gerekir. Beynin ise her saniye 86 milyar nöronuyla kendini yeniden kuruyor ve gerçekliği daha o gerçekleşmeden tahmin ediyor. 2,5 milyon yıllık, yaşayan bir süper bilgisayar. Sence yapay zeka insan beynine gerçekten yetişebilir mi? 👇 Kaçırmamak için kaydet, zihnin sırları için takip et. Evrenin bildiğimiz en güçlü makinesi, iki kulağının arasında. 🧠
Kaan Çoban@kaancoban · 7g
0
0 beğeni
Kaan Çoban Göbeklitepe'yi hepimiz duyduk. Ama ya onun 11 kardeşi? 👀 Şanlıurfa'nın tepelerinin altından, aynı çağdan koca bir dünya çıkıyor: Taş Tepeler. ⛏️ 12.000 yıl önce dikilen devasa taşlar — piramitlerden 7 bin, Stonehenge'den 6 bin yıl daha eski. 🦊 Üzerlerine tilkiler, yılanlar, akrepler kazınmış. 🪨 En çarpıcısı Karahantepe: Göbeklitepe'nin ikizi, sıra sıra dikilitaş. Ve en çılgını: bunların hepsi yazıdan, tekerlekten, tarımdan ÖNCE. Yani insanlık belki de "tapınağını" şehrinden bile önce kurdu. Sence önce inanç mı, önce şehir mi? Yorumlara yaz 👇 Toprağın altındaki hikâye daha yeni başlıyor.
Kaan Çoban@kaancoban · 7g
0
1 beğeni
Kaan Çoban Fıçı hikâyesi yalan. Diyojen'in bir küpü vardı — pithos, insan boyunda seramik bir küp. Ama o Atina'daki hayatına ait. Korint'te, İskender onu bulduğunda, adam sadece toprakta güneşleniyordu. Bir de şu: bu karşılaşmanın yaşandığına dair çağdaş hiçbir kanıt yok. Bilinen en erken kaynak Cicero — olaydan yaklaşık 250 yıl sonra. Arrianos bile "öyle deniyor" diye aktarıyor. Yani muhtemelen hiç yaşanmadı. Ama 2300 yıldır anlatılıyor olması da ayrı bir şey söylüyor.
Kaan Çoban@kaancoban · 7g
Karşınızda bakteriyofaj: "bakteri yiyen" virüs. Gezegendeki en kalabalık canlı — sayıları evrendeki tüm yıldızlardan kat kat fazla ve şu an milyarlarcası senin içinde sessizce bakteri avlıyor.

Avlanışı tam bir bilim kurgu sahnesi: bir bakteriye iniyor, örümcek bacaklarıyla kenetleniyor, DNA'sını şırınga ediyor ve hücreyi kendi kopyalarını basan bir fabrikaya çeviriyor. İş bitince de bakteriyi içeriden patlatıyor.

En çarpıcı kısmı şu: antibiyotiklerin pes ettiği dirençli bakterilere karşı bilim artık bu avcıları silah olarak kullanıyor. Adı faj terapisi — ve bu fikir Gürcistan'da neredeyse bir asırdır araştırılıyor.

Sen bu minik avcıları ilk kez mi duyuyorsun? 👇
Karşınızda bakteriyofaj: "bakteri yiyen" virüs. Gezegendeki en kalabalık canlı — sayıları evrendeki tüm yıldızlardan kat kat fazla ve şu an milyarlarcası senin içinde sessizce bakteri avlıyor.

Avlanışı tam bir bilim kurgu sahnesi: bir bakteriye iniyor, örümcek bacaklarıyla kenetleniyor, DNA'sını şırınga ediyor ve hücreyi kendi kopyalarını basan bir fabrikaya çeviriyor. İş bitince de bakteriyi içeriden patlatıyor.

En çarpıcı kısmı şu: antibiyotiklerin pes ettiği dirençli bakterilere karşı bilim artık bu avcıları silah olarak kullanıyor. Adı faj terapisi — ve bu fikir Gürcistan'da neredeyse bir asırdır araştırılıyor.

Sen bu minik avcıları ilk kez mi duyuyorsun? 👇
Karşınızda bakteriyofaj: "bakteri yiyen" virüs. Gezegendeki en kalabalık canlı — sayıları evrendeki tüm yıldızlardan kat kat fazla ve şu an milyarlarcası senin içinde sessizce bakteri avlıyor.

Avlanışı tam bir bilim kurgu sahnesi: bir bakteriye iniyor, örümcek bacaklarıyla kenetleniyor, DNA'sını şırınga ediyor ve hücreyi kendi kopyalarını basan bir fabrikaya çeviriyor. İş bitince de bakteriyi içeriden patlatıyor.

En çarpıcı kısmı şu: antibiyotiklerin pes ettiği dirençli bakterilere karşı bilim artık bu avcıları silah olarak kullanıyor. Adı faj terapisi — ve bu fikir Gürcistan'da neredeyse bir asırdır araştırılıyor.

Sen bu minik avcıları ilk kez mi duyuyorsun? 👇
Karşınızda bakteriyofaj: "bakteri yiyen" virüs. Gezegendeki en kalabalık canlı — sayıları evrendeki tüm yıldızlardan kat kat fazla ve şu an milyarlarcası senin içinde sessizce bakteri avlıyor.

Avlanışı tam bir bilim kurgu sahnesi: bir bakteriye iniyor, örümcek bacaklarıyla kenetleniyor, DNA'sını şırınga ediyor ve hücreyi kendi kopyalarını basan bir fabrikaya çeviriyor. İş bitince de bakteriyi içeriden patlatıyor.

En çarpıcı kısmı şu: antibiyotiklerin pes ettiği dirençli bakterilere karşı bilim artık bu avcıları silah olarak kullanıyor. Adı faj terapisi — ve bu fikir Gürcistan'da neredeyse bir asırdır araştırılıyor.

Sen bu minik avcıları ilk kez mi duyuyorsun? 👇
Karşınızda bakteriyofaj: "bakteri yiyen" virüs. Gezegendeki en kalabalık canlı — sayıları evrendeki tüm yıldızlardan kat kat fazla ve şu an milyarlarcası senin içinde sessizce bakteri avlıyor.

Avlanışı tam bir bilim kurgu sahnesi: bir bakteriye iniyor, örümcek bacaklarıyla kenetleniyor, DNA'sını şırınga ediyor ve hücreyi kendi kopyalarını basan bir fabrikaya çeviriyor. İş bitince de bakteriyi içeriden patlatıyor.

En çarpıcı kısmı şu: antibiyotiklerin pes ettiği dirençli bakterilere karşı bilim artık bu avcıları silah olarak kullanıyor. Adı faj terapisi — ve bu fikir Gürcistan'da neredeyse bir asırdır araştırılıyor.

Sen bu minik avcıları ilk kez mi duyuyorsun? 👇
Karşınızda bakteriyofaj: "bakteri yiyen" virüs. Gezegendeki en kalabalık canlı — sayıları evrendeki tüm yıldızlardan kat kat fazla ve şu an milyarlarcası senin içinde sessizce bakteri avlıyor.

Avlanışı tam bir bilim kurgu sahnesi: bir bakteriye iniyor, örümcek bacaklarıyla kenetleniyor, DNA'sını şırınga ediyor ve hücreyi kendi kopyalarını basan bir fabrikaya çeviriyor. İş bitince de bakteriyi içeriden patlatıyor.

En çarpıcı kısmı şu: antibiyotiklerin pes ettiği dirençli bakterilere karşı bilim artık bu avcıları silah olarak kullanıyor. Adı faj terapisi — ve bu fikir Gürcistan'da neredeyse bir asırdır araştırılıyor.

Sen bu minik avcıları ilk kez mi duyuyorsun? 👇
Karşınızda bakteriyofaj: "bakteri yiyen" virüs. Gezegendeki en kalabalık canlı — sayıları evrendeki tüm yıldızlardan kat kat fazla ve şu an milyarlarcası senin içinde sessizce bakteri avlıyor.

Avlanışı tam bir bilim kurgu sahnesi: bir bakteriye iniyor, örümcek bacaklarıyla kenetleniyor, DNA'sını şırınga ediyor ve hücreyi kendi kopyalarını basan bir fabrikaya çeviriyor. İş bitince de bakteriyi içeriden patlatıyor.

En çarpıcı kısmı şu: antibiyotiklerin pes ettiği dirençli bakterilere karşı bilim artık bu avcıları silah olarak kullanıyor. Adı faj terapisi — ve bu fikir Gürcistan'da neredeyse bir asırdır araştırılıyor.

Sen bu minik avcıları ilk kez mi duyuyorsun? 👇
Karşınızda bakteriyofaj: "bakteri yiyen" virüs. Gezegendeki en kalabalık canlı — sayıları evrendeki tüm yıldızlardan kat kat fazla ve şu an milyarlarcası senin içinde sessizce bakteri avlıyor.

Avlanışı tam bir bilim kurgu sahnesi: bir bakteriye iniyor, örümcek bacaklarıyla kenetleniyor, DNA'sını şırınga ediyor ve hücreyi kendi kopyalarını basan bir fabrikaya çeviriyor. İş bitince de bakteriyi içeriden patlatıyor.

En çarpıcı kısmı şu: antibiyotiklerin pes ettiği dirençli bakterilere karşı bilim artık bu avcıları silah olarak kullanıyor. Adı faj terapisi — ve bu fikir Gürcistan'da neredeyse bir asırdır araştırılıyor.

Sen bu minik avcıları ilk kez mi duyuyorsun? 👇
1/8
0
0 beğeni
Kaan Çoban Karşınızda bakteriyofaj: "bakteri yiyen" virüs. Gezegendeki en kalabalık canlı — sayıları evrendeki tüm yıldızlardan kat kat fazla ve şu an milyarlarcası senin içinde sessizce bakteri avlıyor. Avlanışı tam bir bilim kurgu sahnesi: bir bakteriye iniyor, örümcek bacaklarıyla kenetleniyor, DNA'sını şırınga ediyor ve hücreyi kendi kopyalarını basan bir fabrikaya çeviriyor. İş bitince de bakteriyi içeriden patlatıyor. En çarpıcı kısmı şu: antibiyotiklerin pes ettiği dirençli bakterilere karşı bilim artık bu avcıları silah olarak kullanıyor. Adı faj terapisi — ve bu fikir Gürcistan'da neredeyse bir asırdır araştırılıyor. Sen bu minik avcıları ilk kez mi duyuyorsun? 👇
🧠Günün Sorusu
💡Bunu biliyor muydun?

Mitokondri bir zamanlar bağımsız bir bakteriydi

Hücrelerimize enerji üreten mitokondri, milyarlarca yıl önce serbest yaşayan bir bakteriydi. Başka bir hücre onu yuttu ama sindirmedi; ikisi ortak yaşamaya başladı. Bugün hâlâ kendi DNA'sını taşır.

Devamını oku →📚 Endosimbiyoz
Kaan Çoban@kaancoban · 12g
Günün özeti, mesainin bitimi🦎
Günün özeti, mesainin bitimi🦎
Günün özeti, mesainin bitimi🦎
Günün özeti, mesainin bitimi🦎
Günün özeti, mesainin bitimi🦎
Günün özeti, mesainin bitimi🦎
Günün özeti, mesainin bitimi🦎
1/7
2
2 beğeni
Kaan Çoban Günün özeti, mesainin bitimi🦎
Kaan Çoban@kaancoban · 25g
Özet geçiyorum 🐾🌲
Özet geçiyorum 🐾🌲
Özet geçiyorum 🐾🌲
Özet geçiyorum 🐾🌲
Özet geçiyorum 🐾🌲
Özet geçiyorum 🐾🌲
Özet geçiyorum 🐾🌲
1/7
1
4 beğeni
Kaan Çoban Özet geçiyorum 🐾🌲
Kaan Çoban@kaancoban · 41g
Ne bir emir, ne bir telaş. Sadece eğilmiş bir sırt ve dünyanın ritmine sabırla eşlik eden bir adam. Bazı şeyler zorlamayla değil, beklemeyle gelir.


#OsmanHamdiBey #KaplumbağaTerbiyecisi #SanatTarihi #TürkResmi #sanat #tarih #ilham #felsefe #kültür #sabır
0
0 beğeni
Kaan Çoban Ne bir emir, ne bir telaş. Sadece eğilmiş bir sırt ve dünyanın ritmine sabırla eşlik eden bir adam. Bazı şeyler zorlamayla değil, beklemeyle gelir. #OsmanHamdiBey #KaplumbağaTerbiyecisi #SanatTarihi #TürkResmi #sanat #tarih #ilham #felsefe #kültür #sabır
Kaan Çoban@kaancoban · 59g
Alesia Kuşatması,
Jül Sezar, Galya'yı (bugünkü Fransa) fethederken, 80.000 kişilik ordusuyla Alesia tepesine kapanan isyancı lider Vercingetorix ile karşılaştı. Sezar doğrudan saldırmak yerine, kasabanın etrafına 18 kilometrelik devasa bir duvar ördürdü. Hedef netti: Düşmanı içerde açlığa mahkum etmek.

Ancak asıl hikâye, dışarıdan devasa bir Galya destek ordusunun geldiğini öğrenince başladı. Çoğu komutan kaçardı ama Sezar imkânsızı yaptı: Dışarıya dönük ikinci bir duvar daha inşa etti! Sezar artık ordusuyla beraber iki duvarın, dolayısıyla iki düşman ordusunun arasına kendi isteğiyle hapsolmuştu. Kuşatmacıyken kuşatılan olmuştu.

İki ateş arasında kalan Romalılar için savaş korkunçtu. Savunmanın çökmek üzere olduğu o en kritik anda Sezar, meşhur kırmızı pelerinini dalgalandırarak bizzat cepheye koştu ve askerlerine cesaret vererek hattı tuttu.

Sonuç mu? Duvarlar yıkılmadı, destek ordusu dağıldı ve Vercingetorix teslim oldu. Sezar koca bir coğrafyayı kılıç darbeleriyle değil; mühendislik, zekâ ve çelik gibi bir sinirle dize getirmişti!
Alesia Kuşatması,
Jül Sezar, Galya'yı (bugünkü Fransa) fethederken, 80.000 kişilik ordusuyla Alesia tepesine kapanan isyancı lider Vercingetorix ile karşılaştı. Sezar doğrudan saldırmak yerine, kasabanın etrafına 18 kilometrelik devasa bir duvar ördürdü. Hedef netti: Düşmanı içerde açlığa mahkum etmek.

Ancak asıl hikâye, dışarıdan devasa bir Galya destek ordusunun geldiğini öğrenince başladı. Çoğu komutan kaçardı ama Sezar imkânsızı yaptı: Dışarıya dönük ikinci bir duvar daha inşa etti! Sezar artık ordusuyla beraber iki duvarın, dolayısıyla iki düşman ordusunun arasına kendi isteğiyle hapsolmuştu. Kuşatmacıyken kuşatılan olmuştu.

İki ateş arasında kalan Romalılar için savaş korkunçtu. Savunmanın çökmek üzere olduğu o en kritik anda Sezar, meşhur kırmızı pelerinini dalgalandırarak bizzat cepheye koştu ve askerlerine cesaret vererek hattı tuttu.

Sonuç mu? Duvarlar yıkılmadı, destek ordusu dağıldı ve Vercingetorix teslim oldu. Sezar koca bir coğrafyayı kılıç darbeleriyle değil; mühendislik, zekâ ve çelik gibi bir sinirle dize getirmişti!
Alesia Kuşatması,
Jül Sezar, Galya'yı (bugünkü Fransa) fethederken, 80.000 kişilik ordusuyla Alesia tepesine kapanan isyancı lider Vercingetorix ile karşılaştı. Sezar doğrudan saldırmak yerine, kasabanın etrafına 18 kilometrelik devasa bir duvar ördürdü. Hedef netti: Düşmanı içerde açlığa mahkum etmek.

Ancak asıl hikâye, dışarıdan devasa bir Galya destek ordusunun geldiğini öğrenince başladı. Çoğu komutan kaçardı ama Sezar imkânsızı yaptı: Dışarıya dönük ikinci bir duvar daha inşa etti! Sezar artık ordusuyla beraber iki duvarın, dolayısıyla iki düşman ordusunun arasına kendi isteğiyle hapsolmuştu. Kuşatmacıyken kuşatılan olmuştu.

İki ateş arasında kalan Romalılar için savaş korkunçtu. Savunmanın çökmek üzere olduğu o en kritik anda Sezar, meşhur kırmızı pelerinini dalgalandırarak bizzat cepheye koştu ve askerlerine cesaret vererek hattı tuttu.

Sonuç mu? Duvarlar yıkılmadı, destek ordusu dağıldı ve Vercingetorix teslim oldu. Sezar koca bir coğrafyayı kılıç darbeleriyle değil; mühendislik, zekâ ve çelik gibi bir sinirle dize getirmişti!
1/3
0
1 beğeni
Kaan Çoban Alesia Kuşatması, Jül Sezar, Galya'yı (bugünkü Fransa) fethederken, 80.000 kişilik ordusuyla Alesia tepesine kapanan isyancı lider Vercingetorix ile karşılaştı. Sezar doğrudan saldırmak yerine, kasabanın etrafına 18 kilometrelik devasa bir duvar ördürdü. Hedef netti: Düşmanı içerde açlığa mahkum etmek. Ancak asıl hikâye, dışarıdan devasa bir Galya destek ordusunun geldiğini öğrenince başladı. Çoğu komutan kaçardı ama Sezar imkânsızı yaptı: Dışarıya dönük ikinci bir duvar daha inşa etti! Sezar artık ordusuyla beraber iki duvarın, dolayısıyla iki düşman ordusunun arasına kendi isteğiyle hapsolmuştu. Kuşatmacıyken kuşatılan olmuştu. İki ateş arasında kalan Romalılar için savaş korkunçtu. Savunmanın çökmek üzere olduğu o en kritik anda Sezar, meşhur kırmızı pelerinini dalgalandırarak bizzat cepheye koştu ve askerlerine cesaret vererek hattı tuttu. Sonuç mu? Duvarlar yıkılmadı, destek ordusu dağıldı ve Vercingetorix teslim oldu. Sezar koca bir coğrafyayı kılıç darbeleriyle değil; mühendislik, zekâ ve çelik gibi bir sinirle dize getirmişti!
💡Bunu biliyor muydun?

Dünyadaki en kalabalık biyolojik varlık bir virüstür

Bakteriyofajlar bakterileri enfekte eden virüslerdir ve gezegendeki en kalabalık biyolojik varlıktır; sayıları 10^31 tahmin edilir. Okyanusta her saniye bakterilerin büyük kısmını öldürürler.

Devamını oku →📚 Bakteriyofaj
Kaan Çoban@kaancoban · 60g
Diyojen (Sinoplu Diogenes), MÖ 4. yüzyılda yaşamış, Kinik (Sinik) okulun en uç örneğiydi. Felsefesi tek bir fikre dayanıyordu: insanı asıl özgür kılan şey, hiçbir şeye ihtiyaç duymamaktır. Bu inancı o kadar ciddiye almıştı ki neredeyse hiçbir şeyi yoktu — bir asa, bir torba, bir hırka. Atina'da bir fıçının (aslında büyük bir seramik küpün) içinde yaşıyordu. Elinde tek kâse vardı; bir gün bir çocuğun avuçlarıyla su içtiğini görünce "bir çocuk beni sadelikte geçti" deyip kâseyi de fırlatıp attı.
Bir gün, o dönemin bilinen dünyasının en güçlü adamı Büyük İskender Korint'e geldi. Herkes onu görmeye, önünde eğilmeye koşuyordu — ama Diyojen umursamadı, gelip onu ziyaret etme zahmetine bile girmedi. Bunun üzerine İskender, merakına yenilip filozofu kendi ayağına gitti. Diyojen'i bir meydanda, güneşin altında sırtüstü uzanmış dinlenirken buldu.
İskender üstünde dikildi ve dünyanın en cazip teklifini yaptı: "Benden ne dilersen iste." İmparatorluğun kapıları açıktı — altın, mevki, ne isterse.
Diyojen gözlerini kısarak ona baktı ve sadece şunu söyledi:
"Gölge etme, başka ihsan istemem." (Yani: "Biraz kenara çekil de güneşimi kapatma.")
Etraftaki herkes dondu kaldı. Dünyayı fetheden adama "şu an benim için yapabileceğin en değerli şey, çekilip güneşimi engellememendir" demişti. İskender'in elindeki tüm güç, bir anda hiçbir şeye ihtiyacı olmayan bir adamın karşısında anlamını yitirmişti.
Ama hikâyenin asıl çarpıcı yanı İskender'in tepkisi. Etrafındakiler bu küstah ihtiyarla alay edip gülerken, İskender ciddileşti ve şöyle dedi:
"İskender olmasaydım, Diyojen olmak isterdim."
İşin güzelliği burada: Tüm dünyaya sahip olan adam, hiçbir şeye sahip olmayan adama imreniyordu. Çünkü Diyojen'in sahip olduğu tek şey — hiçbir şeye muhtaç olmamanın getirdiği o mutlak özgürlük — İskender'in bütün ordularıyla bile fethedemeyeceği tek şeydi.
0
0 beğeni
Kaan Çoban Diyojen (Sinoplu Diogenes), MÖ 4. yüzyılda yaşamış, Kinik (Sinik) okulun en uç örneğiydi. Felsefesi tek bir fikre dayanıyordu: insanı asıl özgür kılan şey, hiçbir şeye ihtiyaç duymamaktır. Bu inancı o kadar ciddiye almıştı ki neredeyse hiçbir şeyi yoktu — bir asa, bir torba, bir hırka. Atina'da bir fıçının (aslında büyük bir seramik küpün) içinde yaşıyordu. Elinde tek kâse vardı; bir gün bir çocuğun avuçlarıyla su içtiğini görünce "bir çocuk beni sadelikte geçti" deyip kâseyi de fırlatıp attı. Bir gün, o dönemin bilinen dünyasının en güçlü adamı Büyük İskender Korint'e geldi. Herkes onu görmeye, önünde eğilmeye koşuyordu — ama Diyojen umursamadı, gelip onu ziyaret etme zahmetine bile girmedi. Bunun üzerine İskender, merakına yenilip filozofu kendi ayağına gitti. Diyojen'i bir meydanda, güneşin altında sırtüstü uzanmış dinlenirken buldu. İskender üstünde dikildi ve dünyanın en cazip teklifini yaptı: "Benden ne dilersen iste." İmparatorluğun kapıları açıktı — altın, mevki, ne isterse. Diyojen gözlerini kısarak ona baktı ve sadece şunu söyledi: "Gölge etme, başka ihsan istemem." (Yani: "Biraz kenara çekil de güneşimi kapatma.") Etraftaki herkes dondu kaldı. Dünyayı fetheden adama "şu an benim için yapabileceğin en değerli şey, çekilip güneşimi engellememendir" demişti. İskender'in elindeki tüm güç, bir anda hiçbir şeye ihtiyacı olmayan bir adamın karşısında anlamını yitirmişti. Ama hikâyenin asıl çarpıcı yanı İskender'in tepkisi. Etrafındakiler bu küstah ihtiyarla alay edip gülerken, İskender ciddileşti ve şöyle dedi: "İskender olmasaydım, Diyojen olmak isterdim." İşin güzelliği burada: Tüm dünyaya sahip olan adam, hiçbir şeye sahip olmayan adama imreniyordu. Çünkü Diyojen'in sahip olduğu tek şey — hiçbir şeye muhtaç olmamanın getirdiği o mutlak özgürlük — İskender'in bütün ordularıyla bile fethedemeyeceği tek şeydi.
Kaan Çoban@kaancoban · 60g
Margaret Hamilton, MIT'de Apollo uzay aracının bilgisayar yazılımını yazan ekibin başındaydı. O dönemde "yazılım" o kadar ciddiye alınmayan bir işti ki, Hamilton işine bir saygınlık kazandırmak için "software engineering" (yazılım mühendisliği) terimini kullanmaya başladı — bugün milyonlarca insanın mesleğinin adı, kısmen onun bu inadından doğdu. Yazdıkları kodun çıktısı kâğıda basıldığında, kâğıt destesi tam Hamilton'ın boyu kadar yükseliyordu; o fotoğraf bugün efsane oldu.
Asıl olay 20 Temmuz 1969'da yaşandı. Apollo 11'in iniş aracı Ay yüzeyine alçalırken, bordo bilgisayar aniden alarm vermeye başladı: 1202. Sonra 1201. Kimsenin beklemediği bir andı, iniş için sadece dakikalar kalmıştı. Houston'daki kontrol merkezinde herkes nefesini tuttu — iniş iptal mi edilmeliydi? Astronotlar yere çakılma riskiyle mi karşı karşıyaydı?
Sorun şuydu: bilgisayar kapasitesinin üstünde iş yapmaya zorlanıyordu (bir radar, gereğinden fazla veri göndererek işlemciyi boğuyordu). Ama işte Hamilton'ın dehası tam burada devreye girdi. O, yazılımı yıllar önce tasarlarken "ya bilgisayar aynı anda kaldıramayacağı kadar çok işle boğulursa?" diye düşünmüş ve bir öncelik sistemi kurmuştu. Yani bilgisayar tıkandığında çökmek yerine, önemsiz işleri kenara atıp sadece en kritik görevi — inişi — sürdürecek şekilde kendini yeniden başlatabiliyordu.
Tam da öyle oldu. Bilgisayar alarmları verirken bile en önemli işi yapmaya devam etti. Kontrol merkezindeki genç mühendisler bu alarmların tehlikesiz olduğunu bildikleri için "devam" dediler ve birkaç dakika sonra Neil Armstrong o ünlü cümleyi söyledi: "Kartal indi."
İşin güzel yanı şu: O an milyonlarca insan Armstrong'u ve Aldrin'i alkışladı, ama aslında onları yere indiren şeyin bir kısmı, yıllar önce bir kadının "ya bir şeyler ters giderse?" diye düşünüp yazdığı birkaç satır koddu. Bazen kahramanlık, kimsenin görmediği bir yerde, olmadan önce bir felaketi engellemektir.
0
0 beğeni
Kaan Çoban Margaret Hamilton, MIT'de Apollo uzay aracının bilgisayar yazılımını yazan ekibin başındaydı. O dönemde "yazılım" o kadar ciddiye alınmayan bir işti ki, Hamilton işine bir saygınlık kazandırmak için "software engineering" (yazılım mühendisliği) terimini kullanmaya başladı — bugün milyonlarca insanın mesleğinin adı, kısmen onun bu inadından doğdu. Yazdıkları kodun çıktısı kâğıda basıldığında, kâğıt destesi tam Hamilton'ın boyu kadar yükseliyordu; o fotoğraf bugün efsane oldu. Asıl olay 20 Temmuz 1969'da yaşandı. Apollo 11'in iniş aracı Ay yüzeyine alçalırken, bordo bilgisayar aniden alarm vermeye başladı: 1202. Sonra 1201. Kimsenin beklemediği bir andı, iniş için sadece dakikalar kalmıştı. Houston'daki kontrol merkezinde herkes nefesini tuttu — iniş iptal mi edilmeliydi? Astronotlar yere çakılma riskiyle mi karşı karşıyaydı? Sorun şuydu: bilgisayar kapasitesinin üstünde iş yapmaya zorlanıyordu (bir radar, gereğinden fazla veri göndererek işlemciyi boğuyordu). Ama işte Hamilton'ın dehası tam burada devreye girdi. O, yazılımı yıllar önce tasarlarken "ya bilgisayar aynı anda kaldıramayacağı kadar çok işle boğulursa?" diye düşünmüş ve bir öncelik sistemi kurmuştu. Yani bilgisayar tıkandığında çökmek yerine, önemsiz işleri kenara atıp sadece en kritik görevi — inişi — sürdürecek şekilde kendini yeniden başlatabiliyordu. Tam da öyle oldu. Bilgisayar alarmları verirken bile en önemli işi yapmaya devam etti. Kontrol merkezindeki genç mühendisler bu alarmların tehlikesiz olduğunu bildikleri için "devam" dediler ve birkaç dakika sonra Neil Armstrong o ünlü cümleyi söyledi: "Kartal indi." İşin güzel yanı şu: O an milyonlarca insan Armstrong'u ve Aldrin'i alkışladı, ama aslında onları yere indiren şeyin bir kısmı, yıllar önce bir kadının "ya bir şeyler ters giderse?" diye düşünüp yazdığı birkaç satır koddu. Bazen kahramanlık, kimsenin görmediği bir yerde, olmadan önce bir felaketi engellemektir.
Kaan Çoban@kaancoban · 60g
Romalılar Hakkında Şaşırtıcı 5 Gerçek
1.	"Bütün yollar Roma'ya çıkar." Yaklaşık 80.000 km taş döşeli ana yol ve toplamda 400.000 km'ye varan bir yol ağı kurdular. Bu yollar o kadar sağlam yapılmıştı ki bazıları bugün hâlâ kullanılıyor ya da modern yolların tam altında duruyor.
2.	Tahttaki filozof: Marcus Aurelius. Roma'nın en güçlü adamıyken aynı zamanda ciddi bir Stoacı düşünürdü. Ünlü eseri Düşünceler'i (Meditations) yayımlamak için değil, tamamen kendine notlar olarak, çoğunu kuzey sınırındaki askeri seferler sırasında yazdı. Yani bugün bir felsefe klasiği saydığımız kitap, aslında bir imparatorun kimseye göstermek istemediği özel günlüğüydü.
3.	Cannae Savaşı ve Hannibal'in dehası (MÖ 216). Hannibal, sayıca üstün Roma ordusunu bir tuzakla sardı: merkezini bilerek geri çektirip Romalıları içeri çekti, sonra kanatlarıyla çepeçevre kuşattı. Bir günde 50.000'den fazla Romalı öldü. Bu "çift kuşatma" manevrası bugün hâlâ askeri akademilerde okutuluyor.
4.	Gücü gönüllü bırakan adam: Cincinnatus. Rivayete göre MÖ 458'de Roma, bir orduyu kurtarması için ona mutlak yetki (diktatörlük) verdi. Düşmanı yenince gücü elinde tutmadı, sadece ~16 gün sonra makamı bırakıp çiftliğine döndü. Bu davranış Roma'da erdemli liderliğin simgesi oldu; yüzyıllar sonra George Washington bile onunla kıyaslandı.
5.	Arenada deniz savaşları. Romalılar bazı arenaları suyla doldurup gerçek gemilerle sahte deniz savaşları (naumachia) düzenlerdi. Kolezyum'un da ilk yıllarında, altındaki tüneller inşa edilmeden önce su gösterilerine sahne olduğu kaynaklarda geçer.
0
0 beğeni
Kaan Çoban Romalılar Hakkında Şaşırtıcı 5 Gerçek 1. "Bütün yollar Roma'ya çıkar." Yaklaşık 80.000 km taş döşeli ana yol ve toplamda 400.000 km'ye varan bir yol ağı kurdular. Bu yollar o kadar sağlam yapılmıştı ki bazıları bugün hâlâ kullanılıyor ya da modern yolların tam altında duruyor. 2. Tahttaki filozof: Marcus Aurelius. Roma'nın en güçlü adamıyken aynı zamanda ciddi bir Stoacı düşünürdü. Ünlü eseri Düşünceler'i (Meditations) yayımlamak için değil, tamamen kendine notlar olarak, çoğunu kuzey sınırındaki askeri seferler sırasında yazdı. Yani bugün bir felsefe klasiği saydığımız kitap, aslında bir imparatorun kimseye göstermek istemediği özel günlüğüydü. 3. Cannae Savaşı ve Hannibal'in dehası (MÖ 216). Hannibal, sayıca üstün Roma ordusunu bir tuzakla sardı: merkezini bilerek geri çektirip Romalıları içeri çekti, sonra kanatlarıyla çepeçevre kuşattı. Bir günde 50.000'den fazla Romalı öldü. Bu "çift kuşatma" manevrası bugün hâlâ askeri akademilerde okutuluyor. 4. Gücü gönüllü bırakan adam: Cincinnatus. Rivayete göre MÖ 458'de Roma, bir orduyu kurtarması için ona mutlak yetki (diktatörlük) verdi. Düşmanı yenince gücü elinde tutmadı, sadece ~16 gün sonra makamı bırakıp çiftliğine döndü. Bu davranış Roma'da erdemli liderliğin simgesi oldu; yüzyıllar sonra George Washington bile onunla kıyaslandı. 5. Arenada deniz savaşları. Romalılar bazı arenaları suyla doldurup gerçek gemilerle sahte deniz savaşları (naumachia) düzenlerdi. Kolezyum'un da ilk yıllarında, altındaki tüneller inşa edilmeden önce su gösterilerine sahne olduğu kaynaklarda geçer.
Kaan Çoban@kaancoban · 88g
Genel
merhaba

Keşfet

🕳️Kara Delikler🏛️Kartaca