Doğum
Makedonya’nın başkenti Pella’da doğar. Annesi Epiros prensesi Olympias, babası Kral II. Filip.
Sekiz yılda Çanakkale Boğazı’ndan Pencap’a yürüdü; onu durduran bir düşman ordusu değil, kendi ordusu oldu. Adını taşıyan şehri kurdu — o şehrin ünlü kütüphanesini ise, yaygın kanının aksine, kurmadı.
Büyük İskender (MÖ 356–323), babası II. Filip öldürülünce MÖ 336’da yaklaşık 20 yaşında tahta çıkan Makedonya kralıdır. On iki yılı biraz aşan saltanatında Ahameniş İmparatorluğu’nun büyük kısmını fethetti, Mısır’dan Pencap’a yürüdü ve MÖ 323’te Babil’de, 32 yaşında öldü. Bu, bir gencin dünyayı nasıl yürüdüğünün hikâyesi. Ve o dünyanın ona neden yetmediğinin.
MÖ 324, yaz. Dicle kıyısında, Opis. İskender Makedonlarını topladı ve onlara bir ödül açıkladı. Yaşı ya da sakatlığı yüzünden artık savaşamayacak olanları ordudan salacak, armağanlarla evlerine gönderecekti. On yıl önce Çanakkale Boğazı’nı onunla geçen ordu buydu — ve kral onlara bir dönüş vaat ediyordu. Memlekette imrenilecek adamlar olacaklardı.
Meydan bunu başka türlü duydu. Askerler kendilerini hor görülmüş, savaşa yaramaz sayılmış hissetti — öfke zaten çoktandır birikiyordu. Haksız da sayılmazlardı. Susmadılar. Hepsinin birden terhis edilmesini istediler — ve kralın sefere babasıyla çıkmasını. Kastettikleri Filip değildi, İskender’in babası diye öne sürdüğü tanrıydı: Ammon. Bu bir alaydı.
İskender o sıralar çabuk öfkeleniyordu ve Makedonlara eskisi kadar yumuşak davranmıyordu. Yanındaki komutanlarla birlikte kürsüden atladı. Kalabalığı kışkırtanların en göze batanlarını eliyle tek tek gösterdi, kalkan taşıyan muhafızları onları yakaladı. On üç kişi. Ölüme götürülmelerini emretti — bir anlatıya göre bağlı hâlde ırmağa atılıp boğuldular. Geride kalanlar dehşetle sustu. Kral kürsüye geri çıktı.

Konuşmaya babasıyla başladı ve Makedonlara nereden geldiklerini hatırlattı:
[Filip] sizi göçebe ve yoksul olarak buldu; çoğunuz postlara bürünmüş, dağlarda birkaç koyun güdüyordunuz.
— İskender (Arrianos’a göre) · Arrianos, İskender’in Seferi 7.9.2
Sonra fetihlerini tek tek saydı. Ve en sonda askerlere, eve götürecekleri bir haber verdi: krallarını yenilmiş barbarların korumasına bırakıp geldiklerini herkese anlatsınlar.
Bunu haber vermek, herhalde, size insanlar önünde şan, tanrılar önünde de dindarlık kazandırır. Gidin!
ταῦτα ὑμῖν καὶ πρὸς ἀνθρώπων ἴσως εὐκλεᾶ καὶ πρὸς θεῶν ὅσια δήπου ἔσται ἀπαγγελθέντα. ἄπιτε.
— İskender (Arrianos’a göre) · Arrianos, İskender’in Seferi 7.10.7
Ordu ne yaptı? Buna döneceğiz. Önce bu adamların onu buraya kadar nasıl izlediğini anlatmak gerek — Çanakkale’den Pencap’a, Pencap’tan Dicle’ye. Geriye saralım.
Bir ova, bir at, bir pazarlık. Thessalyalı Philonikos, Kral Filip’e on üç satmak için bir at getirmişti. Filip ve adamları atı denemek için ovaya indi. At kimseyi sırtına almadı, kimsenin sesine dayanmadı, herkese şaha kalktı. Filip sıkıldı ve götürülmesini emretti: büsbütün yabaniydi.
Orada duran oğlu İskender söylenmeye başladı: nasıl bir atı kaybediyorlardı, sırf beceriksizlikten ve yüreksizlikten! Filip önce sustu, sonra sordu: büyüklerini mi eleştiriyordu, sanki onlardan iyi bilirmiş gibi? Oğlan bahse girdi ve koşup dizgini aldı. Ne fark etmişti? Atı siz deneyin.
Dizgin sende. Bir hamle seç, korku ölçere bak.
Thessalyalı Philonikos atı Filip’e 13 talanta satmak istiyor. At kimseyi sırtına almıyor; Filip götürülmesini emrediyor. Bahse girdin: binemezsen parasını sen ödeyeceksin. Herkes gülüyor.
At ürkek. Önüne düşen karaltı onunla birlikte oynuyor.
Biraz yatıştı. Karaltı şimdi yanında.
Gölge arkaya düştü. At sakinleşiyor.
Biraz yanında yürüdün, okşadın. At hâlâ öfke ve soluk dolu. Şimdi bin.
Bağırdın. At kimsenin sesine dayanmıyordu; korku arttı.
Olmaz. İskender onu vurmadan, ağzını yırtmadan tuttu.
At şaha kalktı. Önce onu yatıştır.
Elini uzattın; at geri kaçtı.
Acele etme. Önce yanında yürü, okşa.
İskender de böyle yaptı: atı güneşe çevirdi, okşadı, pelerinini sessizce atıp sırtına sıçradı. Anlaşılan, atın kendi gölgesinden ürktüğünü fark etmişti.
Dizgini hafif tuttu, hiç vurmadı. Koşmak isteyince saldı, topuğuyla sürdü.
Önce endişe ve sessizlik. Gururla döndüğünde herkes bağırdı. Babasının sevinçten ağladığı söylenir.
Attan inince Filip oğlunun başını öptü.
Cevap, anlaşılan, atın kendi gölgesiydi. Oğlan attan indiğinde babası ona şöyle dedi:
Oğlum, kendine denk bir krallık ara; Makedonya sana dar.
ὦ παῖ, ζήτει σεαυτῷ βασιλείαν ἴσην· Μακεδονία γάρ σε οὐ χωρεῖ.
— II. Filip (Plutarkhos’a göre) · Plutarkhos, İskender’in Hayatı 6.5 (Loeb 6.8)Birebir: Makedonya seni almıyor.
Atın adı Bukephalas’tı — öküz başlı. Ve o gün güneşe çevrilen at, onu Hindistan’a kadar taşıyacaktı.

MÖ 356. Makedonya’nın Pella kentinde bir oğlan doğdu: İskender. Annesi Epiros prensesi Olympias’tı. Babası Filip o sırada Potidaia’yı yeni almıştı ve ona aynı anda üç haber geldi: Parmenion İlirleri büyük bir savaşta yenmişti, yarış atı Olympia’da kazanmıştı, bir oğlu doğmuştu. Kâhinler hükmünü verdi: üç zaferle doğan çocuk yenilmez olacaktı.
Rivayete göre aynı gün Efes’teki Artemis tapınağı da yandı. Bir yazar bunu espriye çevirdi: tanrıça İskender’in doğumuyla meşguldü, tapınağının başında olamamıştı. Plutarkhos bu esprinin yangını söndürecek kadar soğuk olduğunu yazar. Tapınağın hesabı yirmi iki yıl sonra önüne gelecekti.
Eğitiminin başında Leonidas vardı: annesinin akrabası, huyu sert bir adam. Öğrencisinin de tuhaf bir huyu vardı — babasının zaferlerine sevinmezdi. Filip ünlü bir şehir aldığında ya da büyük bir savaş kazandığında yaşıtlarına dönüp yakınırdı:
Çocuklar, babam her şeyi benden önce alacak; bana sizinle birlikte gösterebileceğim büyük ve parlak hiçbir iş bırakmayacak.
— İskender (Plutarkhos’a göre) · Plutarkhos, İskender’in Hayatı 5.2 (Perseus numarası)
Oğlanın hocası Makedonya’ya Anadolu’dan geldi. Aristoteles, yeğenini ona eş olarak veren tiran Hermias’ın yanında, Assos’ta — bugünkü Behramkale’de — kalmıştı. Hermias’ı dostluk bahanesiyle çağırıp yakalatan ve Pers kralına yollayan adam Rodoslu Memnon’du. Hermias kralın yanında asıldı. Memnon’u İskender de tanıyacaktı.
Filip oğluna Aristoteles’i getirtti ve ücretini bir şehirle ödedi: filozofun doğduğu, Filip’in kendi yıktığı Stageira yeniden kuruldu. Dersler için Mieza yakınındaki Perilerin kutsal alanı, Nymphaion ayrıldı. Üç yıl kadar sürdüler. Yüzyıllar sonra bile ziyaretçilere orada bir şey gösterilirdi: Aristoteles’in taş oturakları.
Hoca ona ahlak ve siyaset okuttu; anlaşılan, yalnız dinleyenlere sözlü anlatılan derin derslere de aldı. Ve bir de İlyada vardı. İskender destanı savaş erdeminin azığı sayardı ve Aristoteles’in düzelttiği bir nüshasını edinmişti. Anlatılır ki onu hançeriyle birlikte hep yastığının altında tuttu. O nüshanın hikâyesi Asya’da, bir Pers sandığında sürecek.
MÖ 338, Khaironeia. Filip Yunanlara karşı savaşa girdi ve kanatlardan birinin başına oğlunu koydu, yanına da en deneyimli komutanlarını verdi. İskender on sekiz yaşlarındaydı. Thebai’nin Kutsal Bölüğü’ne ilk dalanın o olduğu söylenir. Makedonlar artık ona kral, babasına komutan diyordu. Filip buna sevinirdi.

Sonra Filip âşık oldu ve genç Kleopatra’yla evlendi. Düğün sofrasında gelinin amcası Attalos sarhoştu ve Makedonları, bu evlilikten krallığa meşru bir vâris doğsun diye tanrılara dua etmeye çağırdı. İskender kupasını ona fırlattı: onu piç mi sanıyordu? Filip kılıcını çekip oğlunun üstüne yürüdü — ama öfkeden ve şaraptan sendeleyip yere kapaklandı. İskender alay etti:
Bakın beyler: Avrupa’dan Asya’ya geçmeye hazırlanan adam, bir sedirden ötekine geçerken devrildi.
— İskender (Plutarkhos’a göre) · Plutarkhos, İskender’in Hayatı 9.5 (Perseus numarası)
İskender annesini Epiros’a götürdü, kendisi İlirlerin yanında kaldı. Filip oğlunu ancak sonra geri çağırdı. MÖ 336’da, Aigai’de — bugünkü Vergina’da — kızının düğün şenlikleri için dolan tiyatroya girerken Orestisli Pausanias’ın Kelt hançeriyle öldürüldü. Anlatılana göre Pausanias’ı Attalos ile Kleopatra aşağılamış, Filip’ten de hakkını alamamıştı. Suçun çoğu Olympias’a yüklendi — bir iftira oğluna da dokundu. Yeni kral yaklaşık yirmi yaşındaydı. Hatırlayın: babasının ona iş bırakmayacağından korkuyordu. Bıraktı.
MÖ 335. Thebai ayaklandı. İskender şehri aldı ve yerle bir etti — yıkım kararını müttefik Yunan şehirleri verdi. Altı binden fazla Thebaili öldü, otuz bin kadarı köle olarak satıldı. Şair Pindaros’un evine ve soyuna dokunulmadı.
Yunanlar Isthmos’ta toplanıp Perslere karşı seferin önderliğini İskender’e verdiğinde devlet adamları ve filozoflar onu kutlamaya koştu. Korinthos’ta yaşayan bir adam ise kılını kıpırdatmadı: Sinoplu Diogenes. Ve İskender ona kendisi gitti. Filozofu Kraneion’da güneşlenirken buldu ve bir isteği olup olmadığını sordu.
Biraz güneşimin önünden çekil.
μικρὸν εἶπεν, ἀπὸ τοῦ ἡλίου μετάστηθι.
— Sinoplu Diogenes (Plutarkhos’a göre) · Plutarkhos, İskender’in Hayatı 14.2 (Loeb 14.4)

Dönüşte çevresindekiler gülüp alay ediyordu. İskender’in cevabı, söylenir, şuydu: İskender olmasaydı, Diogenes olurdu.
Asya’ya geçmeden önce dostlarının durumuna baktı. Birine bir tarla verdi, birine bir köy, birine bir limanın gelirini — kralın malı neredeyse tükendi. Perdikkas sordu: peki kendine ne bırakıyordu? İskender tek kelimeyle cevap verdi. Umutlarını.
Perdikkas, o hâlde onunla sefere çıkanların da bu umutlara ortak olacağını söyledi ve kendi payını geri çevirdi. Başka dostlar da öyle yaptı. Ve sonra gemilere bindiler.
MÖ 334, ilkbahar. Çanakkale Boğazı’nın Avrupa yakasında, Sestos’ta, Parmenion orduyu gemilere bindirdi. Piyadenin çoğu ve atlılar 160 savaş gemisiyle karşıya, Abydos’a geçti. Ordu otuz bin kadar piyade, beş bin kadar atlıydı. Karşı kıyıda zaten Makedon askerleri vardı — Filip MÖ 336’da düğündeki Attalos ile Parmenion’u bir öncü kuvvetle göndermişti. İskender Asya’ya geçen ilk Makedon değildi.
Kendisi ayrı geçti: Elaious’tan Akhalar Limanı’na. Asya toprağına gemiden zırhıyla ilk inenin o olduğu söylenir. Rivayete göre inmeden önce kıyıya bir mızrak fırlattı — düşman toprağına atar gibi. Ve sonra dans eder gibi gemiden atladı.
İlk durak Truva’ydı, bugünkü Hisarlık. Anlatılanlara göre İskender orada Athena’ya kurban kesti, kendi zırhını adadı, Truva Savaşı’ndan beri saklanan kutsal silahlardan bazılarını aldı. Akhilleus’un mezarına çelenk koydu. Ve onu bahtiyar saydı: ününü sonraki kuşaklara taşıyacak müjdeci olarak Homeros’u bulmuştu. Sağken bir dost, ölünce bir şair.
MÖ 334, ilkbaharın sonu. Ordu Granikos’un kıyısına vardı. Karşıda İmparatorluğu’nun Anadolu’daki komutanları bekliyordu — karargâhlarında bir öneri çoktan reddedilmişti. Rodoslu Memnon, Hermias’ı yakalatan adam, savaşmadan çekilmeyi, ekinleri yakıp yemi atlara çiğnetmeyi istemişti — komutanlar dinlemedi. Şimdi Makedon tarafında da bir öneri vardı: Parmenion beklemek istiyordu. Karar sizin.
Ordun ırmağa vardı. Karşıda, dik bir yamacın üstünde, Pers atlıları dizilmiş. Irmak yer yer derin, gün geç. Parmenion yanına geliyor: “Şafakta, onlar dizilmeden geçelim. Şimdi girersek dağınık çıkarız, atlıları bizi kanattan vurur. İlk yenilgi bütün savaşın kaderini bozar.”
Parmenion’u dinleseydin…
Irmağa daldın.
Kazanabilirdin de. Ama zafer Parmenion’un olurdu.
Asya’daki ilk savaşı kazandın. Az kalsın da ölüyordun.
O hemen geçti.
Parmenion’a cevabı şuydu:
“Bunları biliyorum, Parmenion. Ama Hellespontos’u kolayca geçtikten sonra şu küçük dere bizi durdurursa utanırım.”
— Arrianos, İskender’in Seferi 1.13.6
Parmenion’u sol kanada yolladı, sağ kanadın başına kendisi geçti ve suya girdi.
İskender beklemedi. Asya’daki ilk savaş suyun içinde başladı.
Çarpışmanın ortasında Lidya ve İonya Spithridates kılıcını arkadan İskender’e kaldırdı. Kleitos davrandı. Adamın omzuna vurdu ve kolunu kılıcıyla birlikte kesip attı. Bu adı aklınızda tutun: altı yıl sonra İskender onu bir içki meclisinde kendi eliyle öldürecek.

Savaş kazanıldı. İlk hücumda yaklaşık 25 düşmüştü. İskender tunç heykellerini Lysippos’a yaptırıp Makedonya’da Dion’a diktirdi. Düşenlerin ana babalarını ve çocuklarını vergiden muaf tuttu. On yıl sonra Opis’te ikisini de hatırlatacaktı.
Karşı safın piyadesi Yunan paralı askerlerdi. Bir tepede toplanıp güvence istediler. İskender akıldan çok öfkeyle, ilk o üzerlerine atıldı. ve atlılar onları kısa sürede biçti — ölülerin arasına saklananlar dışında kaçan olmadı. Yaklaşık 2.000 esir zincire vurulup Makedonya’ya çalışmaya yollandı. Gerekçe: Yunan oldukları hâlde barbarlar için Yunanlara karşı savaşmışlardı. Atina’ya ise 300 Pers zırhı gitti, üstünde İskender’in buyurduğu yazıtla:
İskender, Filip’in oğlu, ve Lakedaimonlular dışındaki Yunanlar, Asya’da oturan barbarlardan.
— Atina’ya giden zırhların yazıtı · Arrianos, İskender’in Seferi 1.16.7
Yazıt Sparta’yı dışarıda bırakır ve karşı safta ölen Yunanları hiç anmaz. Ertesi yıl, İssos’ta, Dareios’un hattında yine Yunan paralılar duracaktı. Bu savaşta Yunanlar iki taraftaydı.
MÖ 334 yazı. Granikos’tan sonra Ege kıyısında yalnız iki kent direndi: Milet ve Halikarnassos. Sardeis, bugünkü Sart, savaşmadan teslim oldu; Lidyalılar eski yasalarını korudu. Efes’te, anlatıldığına göre, İskender Artemis tapınağının yapılmış ve yapılacak bütün masraflarını üstlenmeyi teklif etti. Tek şartı vardı: yazıtta adı geçecekti.
Hatırlayın: bu, yirmi iki yıl önce doğduğu gün yandığı anlatılan tapınaktı. Efesliler reddetti. İçlerinden biri gerekçeyi de buldu — bir tanrının tanrılara adak sunması yakışık almazdı. Onu tanrı diye övüp kapıdan çevirdiler.
Komşu Priene’de, bugünkü Güllübahçe’de ise o ad Athena tapınağının taşına geçti.

Milet direndi ve düştü. Sonra İskender şaşırtıcı bir karar verdi: kendi donanmasını dağıttı. Parası azdı — 160 gemisi de dört yüz kadar Pers gemisine denk değildi. Kıyı kentlerini birer birer alıp Pers donanmasını karadan çökertecekti. Denizi karadan yenecekti.
MÖ 334’ün sonu, Halikarnassos — bugünkü Bodrum. Savunmayı Granikos’ta sözü dinlenmeyen adam hazırlamıştı: Memnon. Dareios onu artık aşağı Asya’nın ve donanmanın başına geçirmişti. Kent alındı — kaleler düşmedi.
İktidardan itilmiş Karya kraliçesi Ada, elinde kalan son kaleyi, Alinda’yı İskender’e teslim etti ve onu oğul edindi. İskender bu adı küçümsemedi. Kaleyi ona bıraktı — ve Halikarnassos’tan sonra bütün Karya’yı. Ada da oğluna en usta aşçılarını yolladı. İskender’in cevabı anlatılır: hocası Leonidas ona daha iyilerini vermişti.
Kahvaltı için gece yürüyüşü, akşam yemeği için de az bir kahvaltı.
— İskender (Plutarkhos’a göre) · Plutarkhos, İskender’in Hayatı 22.5 (Loeb 22.7–10)
Kışın ortası, Likya kıyısı. Phaselis’ten sonra İskender ordunun bir kısmını dağ yolundan Perge’ye yolladı. Yanındakileri Klimaks’tan, yani Merdiven’den geçirdi: dağın denize dik indiği bir kıyı, bugün Kemer ile Tekirova arası sayılır. O yol yalnız kuzey rüzgârında açılırdı ve o güne dek güneyden esmişti. Sonra sert bir poyraz çıktı — İskender’le çevresi bunu tanrıların yardımı saydı. Askerler yine de bütün gün göbeklerine kadar suda yürüdü, anlatılır.
Sonradan denizin onun önünde çekildiği anlatıldı. Deniz çekilmemişti — rüzgâr dönmüştü. Bir çağdaşı, komedi yazarı Menandros, buna şöyle güldü:
Bu tam İskender’ce! Birini arasam kendiliğinden çıkar gelir; denizden bir yeri geçmem gerekse orası bana yürünür olur.
— Menandros (Plutarkhos’a göre) · Plutarkhos, İskender’in Hayatı 17.4 (Loeb 17.8)
MÖ 333’ün başında ordu kıyıdan dağlara döndü. İskender Termessos’u kuşatmakla vakit kaybetmedi; Sagalassos’u, bugünkü Ağlasun’u çetin bir çarpışmayla aldı. Kelainai’de, Dinar yakınında, Antigonos’u Frigya satrabı yaptı. Bu adı da unutmayın: Anadolu’yu arkada o tutacak.
Bir durağa dokun ya da düğmelerle ilerle. Her durakta antik ad, bugünkü yer ve orada ne olduğu.
Ordu Asya’ya geçer: Parmenion piyadenin çoğunu ve atlıları Sestos’tan Abydos’a 160 savaş gemisiyle taşır. İskender’in kıyıya bir mızrak fırlattığı anlatılır.
— Arrianos 1.11.3–7; Diodoros 17.17.2; Iustinus 11.5.10
Anlatılanlara göre İskender Athena’ya kurban keser ve Akhilleus’un mezarına çelenk koyar.
— Arrianos 1.11.7–1.12.1; Plutarkhos 15.4; Diodoros 17.17.3
Asya’daki ilk meydan savaşı. İskender ırmağa hemen dalar; Kleitos onun hayatını kurtarır, yaklaşık 2.000 Yunan paralı esir düşer.
Diodoros’a göre ordu şafakta, Parmenion’un önerdiği gibi geçti. Savaşın tam yeri de bilinmez.
— Arrianos 1.12.8–1.16.7; Diodoros 17.19–21; Plutarkhos 16
Kent savaşmadan teslim olur; Lidyalılar eski yasalarını korur.
— Arrianos 1.17.3–6
Anlatıldığına göre İskender Artemis tapınağının masraflarını, adı yazıtta geçmek şartıyla üstlenmek ister. Efesliler kibarca geri çevirir.
— Strabon 14.1.22 (Artemidoros’a dayanarak)
Kent direnir ve düşer; ardından İskender kendi donanmasını dağıtır.
— Arrianos 1.18.4–1.20.1
Kent alınır, kaleler dayanır. Karya kraliçesi Ada İskender’i oğul edinir.
— Arrianos 1.20.2–1.23.8; Plutarkhos 22.4–5
Ordunun bir kısmı dağın denize dik indiği kıyıdan geçer. Poyraz yolu açar; askerlerin bütün gün belden suda yürüdüğü anlatılır.
— Arrianos 1.26.1–2; Strabon 14.3.9; Plutarkhos 17.3–4
İskender kenti kuşatmakla vakit kaybetmez, yoluna devam eder.
— Arrianos 1.27.5–1.28.2; Strabon 14.3.9
Pisidyalılarla çetin bir çarpışmadan sonra kent alınır.
— Arrianos 1.28.2–8
1.500 kişilik garnizon; Antigonos Frigya satrabı olur.
— Arrianos 1.29.1–3
Ordu burada toplanır. Gordios’un arabasındaki düğüm İskender’i bekler.
Kılıçla mı kesti, okun çivisini mi çekti?
— Arrianos 1.29.3–4 ve 2.3.1–8; Plutarkhos 18.1–2; Curtius 3.1.12–18; Iustinus 11.7.3–16
İskender Paphlagonyalıların elçilerini kabul eder.
— Arrianos 2.4.1–2; Curtius 3.1.22
Gece yürüyüşü: kralın bizzat geldiğini gören muhafızlar geçidi bırakıp kaçar.
— Arrianos 2.4.3–6
İskender ağır hastalanır. Anlatılanlara göre hekimi Philippos’un ilacını, hekim kendisini suçlayan mektubu okurken içer.
— Arrianos 2.4.7–11; Plutarkhos 19.1–3; Curtius 3.5–6
Dareios’la ilk karşılaşma.
— Arrianos 2.8–2.11; Strabon 14.5.19; Polybios 12.17–22
Asıl tehlike haritada yoktu — denizdeydi. Memnon savaşı Makedonya’ya ve Yunanistan’a taşımak için Ege’ye açıldı. Sakız’ı ihanetle ele geçirdi, Midilli kenti dışındaki Lesbos kentlerini yanına çekti — sonra Midilli’yi kuşatırken hastalandı ve öldü. Dareios’un davasına o günlerde belki hiçbir şey bu ölüm kadar zarar vermedi. Onu bir kılıç değil, bir hastalık durdurdu.
MÖ 333. İskender ordusunu Gordion’da topladı — bugün Polatlı’nın yanında, Sakarya kıyısında bir höyük, 2023’ten beri Dünya Mirası. Kalede Midas’ın babası Gordios’un arabası duruyordu. Boyunduruğu kızılcık kabuğundan bir düğümle bağlıydı — düğümün ne ucu görünüyordu ne başı. Anlatılırdı ki onu çözen Asya’ya hükmedecekti.

İskender arabanın başına geçti ve boyunduruğu serbest bıraktı. Kesin olan bu kadar. Nasıl yaptığını anlatanlar ikiye ayrılır.
Bir anlatıcıya dokun: düğüme ne oldu?
Kesmedi. Arabanın okundaki çiviyi (hestor) çekti ve boyunduruğu çıkardı. Plutarkhos’un aktarımına göre bu iş İskender için çok kolaydı. Bu beş anlatıcıdan seferde bulunan tek kişi o.
Beşinden yalnız biri seferdeydi: Aristobulos. O, çivi der.
Kılıç diyenler kalabalık — çiviyi anlatan ise seferdeki adamdı: Aristobulos. Ressamlar kılıcı seçti.
MÖ 333 yazı. İskender Ankara’da, eski adıyla Ankyra’da, Paphlagonyalıların elçilerini kabul etti. Sonra gece, hafif birliklerle, Toroslar’daki geçide, Kilikya Kapıları’na yürüdü — genellikle Gülek Boğazı sayılan geçide. Geçidi tutan muhafızlar kralın bizzat geldiğini fark edince yerlerini bırakıp kaçtı. Tek kılıç çekilmedi.
Tarsus’ta ağır hastalandı. Kimine göre yorgunluktan, kimine göre Kydnos’un buz gibi suyunda terli terli yüzdüğü için — Kydnos bugün Berdan Çayı sayılır. Sonrası şöyle anlatılır. Akarnanialı hekim Philippos bir ilaç hazırlarken Parmenion’dan bir mektup geldi: hekim Dareios’tan rüşvet almış. İskender mektubu Philippos’a uzattı — hekim okurken kral ilacı içti. Ve ilaç işe yaradı.

Sonbaharda, İskenderun Körfezi’nin kıyısında, karşısında bu kez yalnız satraplar olmayacaktı. Sırada kralın kendisi vardı.
MÖ 333, Kasım. İskenderun Körfezi’nin dibinde, bugün genellikle Payas Çayı sayılan Pinaros deresinin iki yakasında, iki kral ilk kez yüz yüze geldi. Bir yanda yirmi üç yaşında bir Makedon. Öbür yanda Pers kralı III. Dareios.

Dareios’un hattında yaklaşık 30.000 Yunan paralı asker vardı — Granikos’taki gibi, Makedonların karşısında yine Yunanlar. Ova dardı: bir yanda deniz, öbür yanda dağ. Ve Pers hattı yarıldı. Dareios ilk kaçanlardan biri oldu. Arabasını, kalkanını, kaftanını, yayını bıraktı — bir ata atlayıp gitti. Bu, ilk kaçışıydı.
Pers ordugâhı ilk hücumda düşmüştü. Kampta 3.000 talant kadar para çıktı — hazinenin asıl yükü Şam’daydı. Ama çadırda paradan değerli bir şey vardı: Dareios’un ailesi. Annesi, aynı zamanda kız kardeşi olan karısı, küçük oğlu ve iki kızı. Kadınlar Dareios’u ölü sandı ve ağıt yakmaya başladı. İskender Yoldaşlarından Leonnatos’u gönderdi. Haber kısaydı: kral yaşıyor, size kraliçe gibi davranılacak.

Ertesi gün, rivayete göre, İskender çadıra yalnız Hephaistion’la girdi. İkisi aynı giyinmişti. Dareios’un annesi, daha uzun göründüğü için Hephaistion’un önünde . Yanlışını anlayınca utanıp geri çekildi. İskender’in cevabı bir dostluk ilanıydı:
Yanılmadın anne, çünkü bu da İskender.
— Curtius, Büyük İskender’in Tarihi 3.12.17
Bir kral ailesini çadırda bırakıp kaçmıştı. Öbürü adını bir dostuyla paylaştı.
MÖ 332, Fenike kıyısı. Tyros — bugünkü Lübnan’daki Sur — kıyıdan dört stadion, yaklaşık 700 metre açıkta bir adaydı. Surları yüksekti; deniz hâlâ Perslerindi. Tyroslular İskender’e her şeye evet dedi, bir şey dışında: kentlerine, Herakles tapınaklarına girmesine.
Anlatılana göre o gece İskender rüyasında Herakles’i gördü: kahraman onu elinden tutup kente götürüyordu. Kâhin Aristandros rüyayı yorumladı. Kent alınacaktı — ama emekle. Ve İskender denize bir yol döşemeye karar verdi.

Taşlar karadaki eski Tyros’tan söküldü; kıyıya yakın yerde iş kolay ilerledi. Su derinleştikçe askerler hem surlardan hem Tyros gemilerinden dövüldü. Bir gün Tyroslular bir at gemisini kuru dal, zift ve kükürtle doldurdu, ateşe verdi ve yolun ucuna dikilen kulelerin üstüne sürdü. Kuşatma aylarca sürdü.
Kuşatma sürerken Dareios’un elçileri geldi. İssos’tan sonra da yazmıştı — o zaman yalnız ailesini geri istemiş, dostluk önermişti. Bu kez masaya çok daha fazlasını koydu. Siz olsanız alır mıydınız?
Tyros kuşatması sürüyor. Dareios’un elçileri geldi: esir ailesi için 10.000 talant, Fırat’tan Yunan denizine kadar bütün topraklar ve kızıyla evlilik. Yoldaşlar meclisinde Parmenion’un şöyle dediği söylenir: “İskender olsaydım bu şartlarla yetinir, savaşı bitirirdim.”
Kabul etseydin…
Reddettin.
Akdeniz’in efendisi olurdun. Asya’nın değil.
Parçayı geri çevirdin. Bütününü istiyordun.
O reddetti.
Parmenion’a verdiği cevap, söylenir, şuydu:
“Parmenion olsaydım ben de öyle yapardım. Ama İskender’im.”
— Arrianos, İskender’in Seferi 2.25.2
Dareios anlaşmadan vazgeçti, yeniden savaşa hazırlandı. Ertesi yıl, 1 Ekim MÖ 331’de, Gaugamela’da karşılaştılar.
Ailesini İssos’ta çadırda bırakıp kaçan kral, onları şimdi parayla geri almak istiyordu. İskender pazarlık etmedi. Gerisini bir ova karara bağlayacaktı.
Tyros yedi ay dayandı ve MÖ 332 yazında düştü. Yaklaşık 8.000 Tyroslu öldü; 30.000 kadar kişi köle diye satıldı. Anlatılır ki Sidonlu askerler 15.000 kişiyi gizlice gemilerine alıp kurtardı. Bağışlananlar Herakles tapınağına sığınanlardı — kralları da aralarındaydı. İskender o tapınakta Herakles’e kurban kesti. Sonunda içeri girmişti.
Mısır yolundaki son engel Gazze’ydi. Aristandros bu kez bir uyarı getirdi: kent alınacaktı, ama kral o gün kendini korumalıydı. İskender yine de çarpışmanın en sıkışık yerine koştu. Bir mancınık oku kalkanını ve zırhını delip omzuna girdi. Gazze’yi savunanların hepsi yerlerinde savaşarak öldü. Kâhin iki kez haklı çıkmıştı. Bu yarayı aklınızda tutun.
MÖ 332. Gazze’nin ardından Mısır geldi — ve Mısır savaşmadı. Pers satrabı Mazakes’in elinde asker kalmamıştı; ülkeyi kendisi açtı. MÖ 331’de İskender kıyıda bir yer seçti: bir yanda Mareotis gölü, öbür yanda deniz. Agoranın, tapınakların ve surun yerini kendisi işaretledi; Yunan tanrılarının yanına Mısırlı İsis’i de koydu. Mimarın adı en çok Deinokrates diye geçer — Efes’teki Artemis Tapınağı’nın yeniden yapımında da anılan adam.
İskenderiyelilerin anlattığı bir efsaneye göre yeri ona Homeros göstermişti. Rüyasında ak saçlı bir ihtiyar, Odysseia’nın Pharos adasını anan dizelerini okumuş. İskender adayı görünce Homeros’un çok bilge bir mimar olduğunu söylemiş. Şehrin yeri bir şiirden çıkmış.

Anlatılana göre çizgi çekecek bir şey kalmayınca askerlerin arpa ununu kullandılar. Şehrin planı una çizildi. Kâhin Aristandros bunu bolluğa yordu. Sonra kuş sürüleri indi ve unu yedi. Şehir daha kurulmadan doyurmaya başlamıştı.
Mısır’da İskender’i çeken bir yer daha vardı. Çölün ortasında, Siwa vahasında Ammon’un kâhini otururdu; ataları sayılan Perseus ile Herakles de ona danışmıştı. İskender kıyı boyunca Paraitonion’a, oradan güneye, kuma yürüdü. Su bitti. Ve yağmur yağdı. Sonra rüzgâr yol izlerini kumla sildi; kimine göre konuşan iki yılan, kimine göre iki karga önlerinden gidip yolu gösterdi.
Vahada kâhine danıştı ve duyduklarının gönlüne göre olduğunu söyledi. Söylenir ki kâhin onu Yunanca ō paidion, yani yavrum diye selamlamak istemiş, ama dili sürçmüş. Söz ō pai Dios gibi duyuldu: ey Zeus’un oğlu. Yunanlar için Ammon, Zeus’tu.
Opis’teki alayı hatırlayın. Askerler ona, babanla sefere çık, diye bağırmıştı. O babayı burada, kumun ortasında bulmuştu.
İskender MÖ 331’de İskenderiye’yi kurdu. Kütüphaneyi kurmadı. Kütüphane de da o öldükten sonra, Ptolemaioslar döneminde ortaya çıktı — hangi Ptolemaios’un başlattığını bile kimse kesin bilmiyor. Antik kaynaklarda İskender’i kütüphaneye bağlayan tek bir cümle yok.
Düzenleyicisi diye anılan adam bile şanssızdı. Anlatılana göre Phaleronlu Demetrios, I. Ptolemaios’a tahtı Eurydike’den olan çocuklarına bırakmasını öğütledi. Taht Berenike’nin oğluna, II. Ptolemaios’a geçti; Demetrios taşrada gözetim altına alındı. Yanlış veliahta oynamıştı.

Bağı ilk kuran metin yaklaşık 1200’de yazıldı. Bağdatlı bir bilgin, Abdüllatif el-Bağdadi, şehrin büyük sütununu anlatıyordu — bugün Pompeius Sütunu denen sütunu. Çevresindeki yapıya üç kimlik birden verdi: Aristoteles’in ders verdiği yer, İskender’in yaptırdığı akademi, Amr’ın yaktığı kütüphane. Bunu bilgi diye değil, tahmin diye yazdı. Aristoteles İskenderiye’ye hiç gelmedi. Amr hikâyesi de uydurma. Bin beş yüz yıllık boşluğu bir tahmin doldurdu.
Gerçek hikâye bir sandıkta. Bir gün İskender’e Dareios’un eşyaları arasından bir sandık getirildi — onu teslim alanlar daha pahalısını hiç görmemişti. İskender dostlarına sordu: bunun içine en çok ne konmaya değer?
Dareios’un eşyalarını teslim alanlar ondan pahalısını görmemişti. İskender dostlarına sordu: içine ne konsun? Sen seç.
Pek çok kişi pek çok şey önerdi; ne önerdikleri kayda geçmedi. İskender başka bir şey söyledi.
Bir anlatıda sandık zaten bir koku sandığıdır. Ama savaş tozuna bulanmış İskender kokuyu küçümsüyordu; seçimi başkaydı.
Sandık altın, inci ve değerli taşlarla zaten süslüydü. İçine bir mücevher daha koymak İskender’in aklında değildi.
Doğru. Pek çok öneriyi dinledikten sonra İskender, İlyada’yı oraya koyup koruyacağını söyledi. Anlatılar ayrıntıda ayrılır; özü aynı: sandığa Homeros girdi.
Asya’nın içlerinde başka kitap bulamayınca Harpalos’a kitap yollamasını emretti. Gelen koli:
Cevap bir kitaptı: İlyada. O nüshayı hatırlıyor musunuz? Aristoteles’in düzelttiği, hançeriyle birlikte yastığının altında tuttuğu söylenen İlyada. Ona artık sandıktan olan deniyordu.
Asya’nın içlerinde başka kitap bulamayınca, mali işlerin başındaki Harpalos’a kitap yollamasını emretti. Koli geldi. İçinde bir tarihçi, üç tragedya şairi, iki dithyrambos şairi vardı. İskender’in kendi kütüphanesi bir sandık ve bir koliydi.
İskender öldüğünde Ptolemaios cesedini kaçırıp Mısır’a götürdü. Kütüphaneyle gerçek bağ ancak o zaman kuruldu. Sonunda ceset İskenderiye’de, saray mahallesinde bir mezara kondu. Mouseion da o mahalledeydi. Kitaplar, Augustus’un MÖ 30’da ziyaret edeceği mezarla aynı mahallede toplandı. Kütüphane İskender’in değil, cesedinin peşinden geldi.
Kaç kitap vardı? Antik sayılar 40.000 ile 700.000 arasında savrulur. MÖ 3. yüzyılın sonuna kadar adı bilinen Yunan yazar yaklaşık 625 kişidir. Her biri elli rulo yazmış olsa toplam 31.250 eder. Gerçek koleksiyon muhtemelen antik rakamların on kat küçüğüydü. Ün, raflardan büyüktü.
Sonunda kütüphane yok oldu. Peki kim yaktı? Suçlanan çok: Sezar, bir Roma imparatoru, Hristiyanlar, bir Arap komutan. Dosyaları açın.
Bir dosyaya dokun. Çubuk ne kadar uzunsa, iddia olaydan o kadar sonra doğmuş.
olay · çubuk: iddianın ortaya çıkması için geçen yıllar
Şehri o kurdu, kütüphaneyi değil. Kuruluşu anlatan hiçbir antik yazar kütüphaneyi anmaz. Onu İskender’e ilk bağlayan, bin beş yüz yıl sonra tahmin yürüten bir Bağdatlı bilgindir.
Yangın gerçekti; kitaplar yandı. Ama kurum yaşadı: yaklaşık yirmi yıl sonra Strabon Mouseion’u işler hâlde anlatır. Karar: kitaplar yandı, kütüphane yaşadı.
Saray mahallesi Brukheion’un büyük kısmı bu dönemde kaybedildi; kütüphane büyük olasılıkla oradaydı. Ama kütüphaneyi anan tanık yok. Karar: delil yetersiz.
Tapınak gerçekten yıkıldı. Ama yıkımı anlatan tanık kitaplardan hiç söz etmez. Karar: tapınak yıkıldı; kitaplara dair delil yok.
Kurgu. İlk iz fetihten yaklaşık 560 yıl sonra, tek bir imadır; hamamları altı ay ısıtan kitaplar ve Halife Ömer’in cevabı ancak 13. yüzyılda görülür. Kitapları isteyen Philoponos fetihten on yıllar önce ölmüştü.
Bilginler kovuldu, papirüs çürüdü, kitaplar yenilenmedi. Karar: tek bir gece değil, yüzyıllar.
Cevap, büyük olasılıkla: zaman. MÖ 145’te Mouseion bilginlerinin çoğu kovuldu; bundan sonra düzenli kitap toplanması pek olası değil. Bir papirüs rulosu bir yüzyıl, bazen iki üç yüzyıl kullanılabiliyordu — ötesi görülmüyor. İskenderiye’nin deniz nemi papirüse düşmandı — o şehirden antikçağdan tek bir papirüs bile bugüne kalmadı. Kitapların yeniden kopyalanıp yenilendiğine dair bir iz yok. Kütüphaneyi tek bir gece değil, bakımsız geçen yüzyıllar bitirdi.
MÖ 331, 20 Eylül. Babil’de, Esagila tapınağının kâtipleri her günkü işlerini yaptı — göğe baktılar, Fırat’ın seviyesini, havayı ve çarşıdaki fiyatları yazdılar. O gece ay tutuldu. Kâtiplere göre gök, yeryüzündeki büyük değişimleri önceden haber verirdi. Bu yüzden yeryüzünü de yazarlardı.
Kuzeyde iki ordu birbirine yaklaşıyordu — buluşacakları ova bugünkü Musul’un kuzeydoğusundaydı. Makedon tarafında kâhin Aristandros yine işaret okudu: tutulma Makedonlardan yanaydı. Ve on bir gün sonra Babil’deki kâtipler yeni bir satır ekledi. Ulūlu ayının 24’ü: karşılıklı bir savaş — bugünkü takvimle 1 Ekim.

Ovayı bir ders seçti. Dareios’un çevresindekiler onu inandırmıştı: İssos’u dar arazi yüzünden kaybetmişti. Gaugamela’nın ovası düzdü, Persler yine de engebeyi düzledi — tırpanlı arabalar rahat koşsun diye. Pers ordusunun 40.000 atlı, 200 tırpanlı araba, 15 kadar fil ve bir milyon piyade olduğu söylendi. İskender’in elinde 7.000 atlı ve 40.000 kadar piyade vardı. Bir milyon.
Bu kadar insan bir ovaya sığar mı? Böyle rakamları cetvelle sınayan bir tarihçi var: Polybios. Makedon Kynoskephalai’den (MÖ 197) sonra Roma lejyonlarıyla karşılaştıran adam. Seferin tarihçisi Kallisthenes İssos için şunu yazmıştı: deniz ile dağ eteği arası 14 stadion, Dareios oraya 30.000 atlı ve 30.000 paralı asker dizmiş. Hesap basitti: atlılar en çok sekiz sıra dizilir, birlikler arasında boşluk gerekir — 14 stadiona ancak 11.200 at sığar. Küçük rakamlar bile sığmıyordu. Şimdi aynı cetveli bir milyona tutun.
Bir ordu seç. Sonra ovayı genişlet, safları derinleştir, askerleri sıklaştır. Bak bakalım sığıyor mu.
Rakamı veren: Arrianos 3.8.6, “söylenirdi” kaydıyla
Gaugamela’nın genişliğini hiçbir antik kaynak vermez; Arrianos yalnız arazinin her yanının düz olduğunu ve Perslerin engebeyi düzlediğini yazar (3.8.7). Ovayı sonuna kadar aç: 60 stadionda, yaklaşık 11 km’de bile sığmaz.
Antik rakamlar 245.000’den bir milyonun üstüne kadar çıkar; bu en küçüğü. Bunu da en geniş ovaya, en derin sıraya sığdırmayı dene.
Aynı kural, karşı taraf: bu ordunun ne kadar cephe istediğine bak.
Polybios’un hükmü: 14 stadiona 8 sıra derinlikte ancak 11.200 atlı sığar; 30.000 atlı tek başına bu hattın neredeyse üç katını ister (12.18.4–5).
Polybios: 16 sırada bir stadiona 1.600 kişi sığar; 20 stadion ancak 32.000 kişi alır, bütün süvari ve 10.000 piyade dışarıda kalır (12.19.7–9).
Cevap: sığmaz. Bir milyon piyade, on altı sıra derinlikte bile, kabaca 56 ile 112 kilometrelik bir cephe ister. Gerçek sayı bilinmiyor — çok daha küçük olmalı. Ama Pers hattı, sol kanadında, Makedon hattını yine çok aşıyordu. Sayı abartıydı. Cephe gerçekti.
1 Ekim. İskender dizilişi başka bir atla dolaştı — anlatıldığına göre Bukephalas artık yaşlıydı, kral ona ancak saldırı anında geçti. Savaşı bir yürüyüş açtı: İskender sağa kaydı, Persler de onunla birlikte kaydı. Makedonlar düzlenmiş zeminin kenarına gelince Dareios korktu: arabaları engebede işe yaramazdı. Sol kanadına emir verdi: dolanın.
Kanatta sert bir süvari çarpışması başladı, tırpanlı arabalar da saldırdı. Cirit atıcılar sürücüleri vurdu — bazı arabalar, emir gereği açılan safların arasından geçip arkada yakalandı. Pers atlıları kanadı sarmak için kaydıkça kendi ön hatlarında bir boşluk bıraktı. Belirleyici an bir boşluktu.
İskender o gediğe döndü. Hetairoi süvarisinden ve yanındaki falankstan bir kama yaptı — ve koşarak, savaş çığlığıyla, doğrudan Dareios’a yürüdü. Kısa bir göğüs göğüse çarpışma oldu: atlılar mızraklarını Perslerin yüzüne vuruyor, sık dizilmiş falanks diken diken ilerliyordu. Dareios’un korkusu çoktan büyümüştü. İlk dönüp kaçan o oldu. Şimdi o günü evre evre izleyin.
Oynat’a bas ya da evreleri tek tek aç. İskender’in sağa nasıl kaydığına, Pers hattının nerede yırtıldığına bak.
Üstte Persler (lacivert), altta Makedonlar (altın). Kesik çerçeveler: altta kamp; 5. ve 6. evrede açılan gedikler.
Pers hattı çok daha uzun. Dareios merkezde, önünde tırpanlı arabalar. İskender sağ kanatta; arkada geri dönmeye hazır ikinci bir hat.
— Arrianos 3.11.3–3.12.5
İskender sağa kayar, Persler de kayar. Arabaların düz zeminden çıkmasından korkan Dareios sol kanadına emir verir: dolanın.
— Arrianos 3.13.1–2
Daha kalabalık, daha iyi zırhlı İskit ve Baktra atlılarına karşı Makedon süvarisi kayıp vererek tutar.
— Arrianos 3.13.3–4
Cirit atıcılar sürücüleri vurur. Saflar açılır; içeri dalan arabalar arkada yakalanır.
— Arrianos 3.13.5–6
Kuşatmaya giden Pers atlıları ön hatta bir gedik bırakır. İskender kama olup içeri girer, doğrudan Dareios’a. Dareios ilk dönüp kaçan olur.
— Arrianos 3.14.1–3
Bu kez Makedon hattında gedik açılır: Pers atlıları kampa dalar, Pers sağ kanadı Parmenion’u sıkıştırır.
— Arrianos 3.14.4–6
İskender sol kanat için geri döner, sonra Dareios’u Arbela’ya kadar kovalar. Yakalayamaz: Pers kralı arabasını, kalkanını ve yayını yine geride bırakmıştır.
Diodoros’ta (17.60.7–8) haberciler İskender’i bulamaz; kanadı Parmenion Teselyalı atlılarla kendisi kurtarır. Kayıplar kimin saydığına göre değişir: Arrianos 300.000 Pers (“söylenir”), 100 kadar Makedon · Diodoros 90.000’den fazla Pers, 500 Makedon · Curtius 40.000 Pers (galiplerin sayabildiği), 300’den az Makedon · bir Oxyrhynchus papirüsü (P.Oxy. 1798, Welles’in Loeb notuna göre) 53.000 Pers, 1.200 Makedon (1.000 piyade, 200 atlı).
— Arrianos 3.15.1–5
Savaş Dareios’un kaçışıyla bitmedi. Bu kez gedik Makedon hattında açıldı. Hint ve Pers atlıları Makedon kampına daldı — ikinci hat dönüp onları arkadan vurdu. Pers sağ kanadı, kralının kaçtığından habersiz, Parmenion’u kuşatıyordu. Yaşlı komutanın habercisi yetişti — İskender takibi bırakıp geri döndü. En çetin süvari çarpışması o dönüşte oldu: 60 kadar hetairos düştü. Koinos yaralandı. Beş yıl sonra ordunun sesi o olacaktı.
Sonra yeniden Dareios’un peşine düştü ve onu Arbela’ya, bugünkü Erbil’e kadar kovaladı. Yakalayamadı. Pers kralı arabasını, kalkanını ve yayını yine geride bırakmıştı. İki savaş, iki kaçış, iki kez geride kalan bir araba. Ve İskender kazandı. Bedeli kimin saydığına göre değişir: 40.000 ile 300.000 arasında Pers ölüsü, 100 ile 1.200 arasında Makedon. Sayı bilinmiyor; ölçek biliniyor.

Babil’deki kâtip olayı başka türlü yazdı. Onun satırlarında kama da yok, gedik de:
Kral: askerleri onu bıraktı ve kentlerine [gittiler]. Guti ülkesine kaçtılar.
— Babil astronomi günlüğü, Ulūlu 24 kaydı (1 Ekim MÖ 331)Köşeli parantez tabletin kırık yerinin tamamlamasıdır.
Kahramanlık yok, korkaklık da. Yalnız kralını bırakıp kentlerine dönen askerler var.
Kesin olan şu: Dareios savaş alanından sağ çıktı. Nasıl çıktığını üç anlatı üç türlü verir.
Arrianos: Hattı yarılınca ilk dönüp kaçan Dareios’tu; korkusu çoktan büyümüştü.
Diodoros: Arabacısı vuruldu. Uzaktakiler kralın düştüğünü sandı ve kaçış onlardan başladı.
Babil günlüğü: Askerleri kralı bıraktı ve kentlerine gitti. Livius.org’un notuna göre savaşı anlatan tek çağdaş kaynak bu birkaç satırdır. Bazı çeviriler “kral askerlerini bıraktı” diye okur; aynı nota göre bu okuma Babilli kâtibin alışılmadık söz diziminden doğmuş olabilir, özgün sıra “kral, askerleri onu bıraktı” biçimindedir. Guti ülkesi de aynı nota göre Diyala vadisi, yani Ekbatana’ya giden en kısa yol.
Arrianos Pers hattını ise bir Pers belgesine dayanarak sayar: Aristobulos’a göre Dareios’un yazılı savaş düzeni sonradan Makedonların eline geçmişti.
Ekim’in sonunda İskender Babil’e vardı. Kent ona kapılarını savaşmadan açtı. Kral, Xerxes’in yıktığı tapınakların — Bel’in tapınağı da aralarındaydı — yeniden yapılmasını emretti. Gaugamela’yı kaydeden günlük ona bir unvan da verir: dünyanın kralı. Sekiz yıl sonra aynı tapınağın kâtipleri bir satır daha yazacaktı. Çok daha kısa bir satır.
MÖ 331’in sonu. Ordu Babil’den Susa’ya yirmi günde yürüdü — ve içinde bu yolları ölçen adamlar vardı. Onlara deniyordu: konaklar arasındaki mesafeyi ölçüp yazan görevliler. Biri, Baiton, kitabına bir yol defteri gibi ad koydu: İskender’in Yürüyüşünün Konakları. Giritli Philonides ise unvanını Olympia’da bir adak taşına kazıttı: “Kral İskender’in ulağı ve Asya’nın bematisti.” Asya’nın adım sayıcısı.
Sefer boyunca askerlerin yanında bambaşka bir kalabalık yürüdü: bir tarihçi, filozoflar, kuşatma mühendisleri, hekimler, bir kâhin, bir saray teşrifatçısı ve yarışmalar için Yunanistan’dan getirilen sahne sanatçıları. Ama bu bir bilim heyeti değildi. Herkesin bir işi vardı — tarihçi zaferi yazacak, mühendis duvarı yıkacak, aktör orduyu eğlendirecekti. Bilim bu işlerin yan ürünüydü. Şimdi kadroya bakın.
Birine dokun. Renk, seferdeki işini gösterir.
Resmî tarihçi, Olynthoslu
Zaferleri yazmakla görevliydi. Aristoteles’in yanında yetişmiş bir akrabası; Delfi’deki bir taş ikisini birlikte över ve taçlandırır. (Arrianos 4.10; Plutarkhos 55)
Geriye ne kaldı: İskender tarihi; yalnız başkalarının alıntıladığı parçalar
Türkiye bağı: Strabon, İskender’in İlyada’sını onunla ve Anaksarkhos’la gözden geçirdiğini Truva (İlion) anlatısının içinde verir.
Ulak ve “Asya’nın bematisti”
Unvanını Olympia’daki adağına kazıttı: Kral İskender’in ulağı ve Asya’nın bematisti. (IvO 276; MÖ 333–323)
Geriye ne kaldı: Yalnız yazıt
Kyros’un mezarını onaran adam
Pasargadai’de Kyros’un mezarını onarmakla görevlendirildi; kapıyı taşla ördü, kil sıvaya kral mührünü bastı. (Arrianos 6.29.10)
Geriye ne kaldı: Sonradan yazdığı İskender tarihi; kayıp, ama Arrianos’un iki ana dayanağından biri
Likya satrabı, sonra filo komutanı
Önce Likya’ya ve Toros’a kadar uzanan bölgeye satrap atandı; sonra filoyu İndus ağzından Basra Körfezi’ne götürdü. (Arrianos 3.6.6, 6.2.3)
Geriye ne kaldı: Seyir anlatısından parçalar
Türkiye bağı: Likya: bugünkü Fethiye–Antalya kıyısı.
Kral gemisinin dümencisi, kinik
Taksila yakınında bilgelerle konuşmaya giden oydu. Kitabında kendini amiral gibi gösterdi; Strabon onu İskender’in değil, olağanüstü şeylerin baş dümencisi sayar. (Arrianos 6.2.3; Strabon 15.1.28, 15.1.64)
Geriye ne kaldı: Parçalar
Filozoflar: Abderalı ve Elisli
Anaksarkhos saray filozofuydu. Pyrrhon onunla Hindistan’a gitti; çıplak bilgelerle karşılaşmasının onu kuşkuculuğa yönelttiği anlatılır. (Arrianos 4.9.7–8; Diogenes Laertios 9.58–63)
Geriye ne kaldı: İkisinden de eser kalmadı
Taksila bilgesi; orduya katıldı
Persis’te hastalanınca kendini odun yığınında yaktırdı; Nearkhos’a göre o an kralın emriyle borazanlar çaldı. (Arrianos 7.3)
Geriye ne kaldı: —
Kuşatma mühendisleri
Diades kendi yazılarında seyyar kuşatma kulesini, delgiyi, tırmanma makinesini ve yıkım vincini icat ettiğini söyler. (Vitruvius 10.13.3)
Geriye ne kaldı: Diades’in yazıları kayıp
Baş kâhin
Halikarnassos’ta bir kırlangıçtan, İskenderiye’de serpilen undan anlam çıkardı; Gaugamela’dan önce tutulan ayı Makedonlar lehine yorumladı. (Arrianos 1.25.8, 3.2.2, 3.7.6)
Geriye ne kaldı: —
Türkiye bağı: Telmessoslu: Likya’daki Telmessos (Fethiye) de olabilir, Karya’daki (Bodrum yakını) da.
Hekimler
Tarsus’ta kralı Akarnanialı Philippos tedavi etti. Malli’deki oku bazı yazarlara göre Koslu Kritodemos çıkardı; Curtius’a göre Kritobulos’tu. (Arrianos 2.4.8, 6.11.1; Curtius 9.5.25)
Geriye ne kaldı: —
Türkiye bağı: Tarsus (Mersin).
Saray teşrifatçısı, Midillili
Krala kimin ne zaman çıkacağını o düzenlerdi. On kitaplık bir İskender tarihi yazdı; Susa düğünlerini o anlatır. (Plutarkhos 46; Athenaios 12.538–539)
Geriye ne kaldı: Parçalar, çoğu Athenaios’ta
Ressam ve mühür oymacısı
Apelles Efes’teki Artemis Tapınağı için elinde yıldırım tutan bir İskender yaptı, 20 talant altın aldı. Atölyede resim üstüne cahilce konuşan krala susmasını öğütlediği anlatılır: boya ezen çıraklar gülüyordu. Pyrgoteles, İskender’in portresini taşa oymasına izin verilen tek usta diye anılır. (Plinius 7.125, 35.85, 35.92)
Geriye ne kaldı: Tablolar kayıp
Türkiye bağı: Efes (Selçuk).
Tunç heykeltıraş
İskender’i yapmak için seçilen usta. Granikos’ta düşen 25 kadar atlının tunç heykellerini de o yaptı; Dion’a dikildiler. (Arrianos 1.16.4; Plinius 34.64)
Geriye ne kaldı: Özgün eserleri kayıp; kopyalar
Türkiye bağı: Granikos: bugünkü Biga Çayı.
Kalemi Olynthoslu Kallisthenes tutuyordu. Aristoteles’in yakın akrabasıydı, onun yanında yetişmişti. İkisi birlikte de çalıştı: Delfi’deki bir taş ikisini övüp taçlandırır — gerekçe muhtemelen Pythia oyunlarının galipler listesini derlemeleridir. Seferde resmî tarihçiydi. Kendi işini nasıl gördüğü de anlatılır:
[Dediğine göre] kendisi İskender’den ün kazanmaya gelmemişti, onu insanlar arasında ünlü kılmaya gelmişti.
— Kallisthenes, Arrianos’un aktarımıyla · Arrianos, İskender’in Seferi 4.10.2Arrianos sözü “eğer doğru yazıldıysa” kaydıyla verir.
Bu övünmeyi hatırlayın.
Saray filozofu Abderalı Anaksarkhos’tu. Elisli Pyrrhon onunla Hindistan’a kadar gitti. Yolda çıplak bilgeler ve magoslarla karşılaştı — anlatılana göre bu karşılaşma onu kuşkuculuğa yöneltti. Hindistan’dan bir şüpheyle döndü.
Kral gemisinin dümencisi Onesikritos, kendi anlattığına göre, Taksila yakınında bilgelerle konuşmaya gönderildi. Arada üç tercüman vardı. En yaşlıları Mandanis orduya katılma davetini reddetti. İskender’i övdü, ama bir sınır da çizdi:
Silahlar içinde felsefe yaparken gördüğü tek kişi oydu. […] [Üç tercümanla felsefe konuşmak] çamurun içinden berrak su akmasını beklemeye benzer.
— Mandanis, Onesikritos’un anlatısından · Strabon, Coğrafya 15.1.64
Bilgelerden Kalanos ise orduya katıldı. Dönüş yolunda, Persis’te, ömründe ilk kez hastalandı — ve hasta bir adamın hayatını yaşamak istemedi. İskender uzun süre karşı çıktı. Sonra bir odun yığını hazırlattı, işi Ptolemaios’a verdi. Kalanos sedyeyle geldi — başında çelenk, kendi dilinde şarkılar söyleyerek. Yığına uzandı. Ve alevler içinde kıpırdamadı. Nearkhos’un anlattığına göre o an kralın emriyle borazanlar çaldı, ordu savaş çığlığı attı, filler de naraya katıldı. Ordu bir bilgeyi savaşa girer gibi uğurladı.
İskender yüzünü birkaç ustaya emanet etti, denir: resmini Apelles’e, mührünü Pyrgoteles’e, heykelini Lysippos’a. Apelles, Efes’teki Artemis Tapınağı için elinde yıldırım tutan bir İskender yaptı — karşılığında 20 talant altın aldığı anlatılır. Lysippos’u ise tanıyorsunuz: Granikos’un 25 kadar atlısını da o dökmüştü.

Sahne de seferle yürüdü. Kilikya’daki Soloi’de, bugünkü Mezitli’de, Memfis’te ve Tyros’ta yarışmalar düzenlendi. Tyros’ta kralın gözdesi, tragedya oyuncusu Thessalos, Athenodoros’a yenildi. İskender’in, onun yenildiğini görmektense krallığının bir kısmını vermeyi yeğleyeceğini söylediği anlatılır. Krallığın bir kısmı. Bir oyun için.
Seferden bilime kalan en sağlam iz bir kitapta. Aristoteles’in okulunu devralan Theophrastos, Bitkilerin Tarihi’ne seferden dönenlerin anlattıklarını yazdı: dallarından kök salıp çadır gibi gölgelik kuran bir incir, yaprağı duta benzeyen ve giysi yapılan ağaçlar, Basra Körfezi’nde denizin içinde biten ağaçlar. Banyan, pamuk, mangrov.
Peki yeni şehirler? Seyhun kıyısındaki İskenderiye Eskhate’nin, bugünkü Hocend’in surları yaklaşık üç haftada bitti. İçine paralı Yunan askerleri, gönüllü yerliler ve artık savaşamayan Makedonlar yerleşti. Listede bir bilgin ya da sanatçı yok. Yetmişten fazla şehir ve Sophokles okuyan Pers çocukları ise Plutarkhos’un bir övgü söylevinden gelir — eleştirel bir sayımda Mısır dışındaki gerçek kuruluşlar bir düzineyi bulmaz.
Doğuya yerleştirilen Yunanlar kralın sağlığında korkudan boyun eğdi. O ölünce Yunan âdetlerini özleyip ayaklandılar — 20.000 piyade ve 3.000 atlı eve yürümeye kalktı. Yeni şehirlere filozof değil, asker yerleşti.
MÖ 330, kış. Zagros dağlarında dar bir geçit: Pers Kapıları. Pers satrabı Ariobarzanes geçidi bir surla kapatmıştı; anlatılana göre 40.000 piyadesi ve 700 atlısı vardı. İskender saldırdı ve yukarıdan oklar, makinelerin fırlattığı mermiler yağdı. Saldırı durdu. Ordu kampa geri çekildi.
İskender’in hiç yenilmediği söylenir; bu geçit o cümleye uymaz. Kurtuluşu esirler getirdi — dolambaçlı bir dağ yolu. Ordu gece yürüdü, geçidi arkadan dolandı ve aldı. Persepolis’in yolu açılmıştı.
Persepolis’te İskender’i Ahameniş krallarının hazinesi bekliyordu. Altını da gümüşe çevirip sayınca hazinenin 120.000 talant ettiği söylenir. Sikkelerin dışındaki eşyayı taşımaya on bin çift katırla beş bin deve gerekmiş. Yirmi bin katır — bir hazine değil, bir kervan.
Ve sonra saray yandı. Nasıl başladığı iki türlü anlatılır: bir kararla mı, bir içki gecesinde mi? Kesin olan bu kadar.

Bir karar. Arrianos’ta yangın bir karardır. Parmenion karşı çıkar: artık kendi malı olanı yakarsa Asyalılar onu yalnızca geçip giden bir fatih sanacaktır. İskender, Perslerin Atina’yı yıkıp tapınakları yakmasının öcünü almak istediğini söyler. Arrianos kahramanına burada karşı çıkar: “Bana da öyle geliyor ki İskender bunu akılla yapmadı” (İskender’in Seferi 3.18.12).
Bir içki gecesi. Plutarkhos’ta ve Diodoros’ta yangın bir eğlencede başlar. Kışkırtan, Ptolemaios’un eşlikçi kadını (hetairası) Atinalı Thais’tir. Diodoros’a göre meşaleyi kraldan sonra ilk o attı: Xerxes’in Atina’ya yaptığını, yıllar sonra o topraklardan bir kadın bir eğlencede ödetmişti. Plutarkhos, İskender’in çabuk pişman olup yangını söndürttüğünü ekler.
Yıllar sonra, Hindistan dönüşünde yanık saraya yeniden uğradığında, yaptığını bu kez övmedi.
MÖ 330, yaz. Dareios Gaugamela’dan beri doğuya kaçıyordu ve İskender onu Medya’dan Hazar Kapıları’na kadar kovaladı. Son gece en hızlı atlılarıyla dört yüz stadion yol aldı, şafakta kaçanlara yetişti. Dareios bir arabanın içindeydi — onu Bessos ve adamları götürüyordu. İskender yaklaşınca Satibarzanes ile Barsaentes kralı yaralayıp bıraktı ve 600 atlıyla kaçtı. Dareios kısa süre sonra öldü.
İskender onu canlı göremedi. Bir anlatıya göre can çekişen kralı Polystratos adında bir Makedon buldu; Dareios su istedi, içti ve gördüğü iyiliğin karşılığını veremediğine yandı. İskender gelince pelerinini cesedin üstüne örttü ve cesedi, öteki kralların yanına gömülsün diye Persis’e gönderdi. İskender’den iki kez kaçmıştı. Kendi adamlarından kaçamadı.
MÖ 328, sonbahar. Marakanda — bugünkü Semerkant. Bir içki meclisinde dalkavuklar, söylenir, İskender’i Dioskurlardan, hatta Herakles’ten üstün tuttu. Kleitos’un sabrı taştı. Gaugamela’da kraliyet bölüğünü o yönetmişti. Kralın barbar usullere kaymasından zaten rahatsızdı; şarap da onu kızıştırmıştı. Bu işleri İskender’in tek başına yapmadığını, çoğunun Makedonların eseri olduğunu söyledi, Filip’i övdü. Sonra sağ elini kaldırdı.
Bu el, İskender, o gün seni kurtardı.
— Arrianos, İskender’in Seferi 4.8.7
Granikos’u hatırlayın: Spithridates’in kolunu kesen eldi bu. İskender bağırıp muhafızlarını çağırdı, kimse karşılık vermedi — bir nöbetçinin sarissasını kaptı. Ptolemaios Kleitos’u dışarı çıkarmıştı; anlatılana göre Kleitos geri döndü. Ve kral, hayatını kurtaran adamı öldürdü.
Üç gün yemedi, içmedi. Filozof Anaksarkhos teselliye geldi ve — rivayete göre — güldü: eski bilgeler Adalet’i tam da bunun için Zeus’un yanına oturtmuştu. Büyük bir kralın yaptığı her şey adil sayılmalıydı. Bu teselli, yasından da büyük bir kötülüktü.

MÖ 327, ilkbahar. Soğdiana’da sarp bir kaya. Soğdianalıların çoğu oraya sığınmıştı; Baktrialı Oksyartes de karısını ve kızlarını alınamaz sandığı bu yere yollamıştı. İskender teslim olurlarsa evlerine sağ döneceklerini söyledi. Güldüler: kanatlı askerlerin varsa getir, bu dağı ancak onlar alır.
Anlatılana göre İskender ilk çıkana 12 talant vaat etti. Tırmanmayı bilen 300 kadar asker gece en dik yüze yöneldi. Çadır kazıklarını kara ve kayaya çakıp keten iplerle kendilerini çektiler; otuzu kadar düştü — cesetleri karda bulunamadı. Şafakta zirvede keten bezler sallanıyordu. Ve bir haberci seslendi: kanatlı adamlar bulunmuştu. Kaya teslim oldu.
Bir anlatıya göre esirler arasında Oksyartes’in kızları da vardı. Biri evlenme çağındaydı: Roksane. Sefere katılanlar onu, Dareios’un karısından sonra Asya’da gördükleri en güzel kadın sayardı. İskender âşık oldu, ama bir esire zorla sahip olmak istemedi — onunla evlendi. Oğulları babasını hiç görmeyecekti.
Aynı yıl, yine bir içki meclisi. Bu kez masada bir selam vardı. Persler krallarına yere kapanırdı, Yunanlar yalnız tanrılara — aynı selam Pers gözünde krala, Yunan gözünde tanrıya verilmiş olurdu. Yunanca adı .
Anlatılana göre İskender işi sofistlerle ve en seçkin Perslerle önceden konuşmuştu. Anaksarkhos yine söze girdi: İskender, Dionysos’tan da Herakles’ten de daha haklı olarak tanrı sayılmalıydı. Kallisthenes karşı çıktı. Makedonlar sevindi, kral sevinmedi ve konu kapandı. En yaşlı Persler yine de kalkıp yere kapandı.
Saray teşrifatçısı Khares bir akşam daha anlatır. Altın bir kadeh elden ele dolaşıyordu; içen kalkıp yere kapanıyor, kral da onu öpüyordu. Kallisthenes içti, ama kapanmadan öpmeye geldi. İskender öptürmedi. Tarihçinin cevabı kısaydı:
Bir öpücük eksiğiyle gidiyorum.
— Plutarkhos, İskender 54
Sonra bir komplo patladı: kralın hizmetindeki soylu gençler onu öldürmeye karar vermişti. Komplo Ptolemaios aracılığıyla İskender’e ulaştı. Ve suç tarihçiye de yıkıldı. Gençlerin onu kışkırtıcı diye gösterdiği söylendi. Anlatıların çoğu başka bir şey der: İskender artık nefret ettiği adam hakkında en kötüsüne kolayca inanmıştı.
Kallisthenes’in, İskender’i ünlü kılmaya geldiğini söylediği anlatılır. Kralın tutsağı olarak öldü. Nasıl öldüğüne gelince — beş anlatıya bakın.
Sekmelere dokun. İlk üç anlatıcı o günlerde İskender’in yanındaydı.
İşkence gördü, sonra asıldı. Ptolemaios’a göre gençler onu kışkırtıcı diye göstermişti.
Yanında olan üç kişi bile aynı ölümü anlatmadı.
MÖ 326, bahar. Hydaspes kıyısı — bugün Pakistan’da Jhelum ırmağı. İskender Hint kralı Poros’u yendi, sonra atını durdurup yenilen adama baktı: boyu beş arşını aşıyordu, yakışıklıydı. Poros ruhu köleleşmiş biri gibi gelmedi — krallığı için iyi dövüşmüş bir adam başka bir krala nasıl gelirse, öyle geldi. İskender ona nasıl davranılmak istediğini sordu. Rivayete göre cevap tek cümleydi:
Bana bir kral gibi davran, İskender.
— Arrianos, İskender’in Seferi 5.19.2
Öyle davrandı: krallığını geri verdi, üstüne toprak ekledi. Yenilen kral, eskisinden büyük döndü.

Savaşın yapıldığı ve ırmağı geçtiği yerlerde iki şehir kurdu. Birine zaferin adını verdi: Nikaia. Öbürüne atının anısına bir ad: Bukephala. Bukephalas orada ölmüştü — yaklaşık otuz yaşında. Kendi gölgesinden korkan at, bir şehrin adı oldu.
MÖ 326, yaz. Hyphasis — bugün Pencap’ta Beas ırmağı. Karşı kıyıdan haberler geliyordu: verimli topraklar, iyi savaşçılar, öteki Hintlilerinkinden daha çok ve daha iri filler. İskender’in içini ilerleme isteği sardı — askerleri ise geriye bakıyordu. Önce onların yürüdüğü yola bakın.
Önce aklından bir sayı tut. Sonra Oynat’a bas ya da sürgüyü kendin sür; sayaç Hyphasis’te duracak.
1. durak: Pella. 0 km, 0 yıl 0 ay.
Makedonya ve Yunanistan Antipatros’a bırakılır, ordu Hellespontos’a yola çıkar.
Yola çıkıştan 20 gün sonra Sestos’ta. İskender Protesilaos’un mezarına kurban keser; Parmenion orduyu 160 savaş gemisiyle karşıya geçirir.
Athena’ya kurban, Akhilleus’un mezarına çelenk.
Parmenion şafağı beklemeyi önerir, İskender hemen ırmağa dalar ve kazanır.
Ordu toplanır; kral arabasının düğümü. Aristobulos’a göre İskender oktaki çiviyi çekip çıkarır.
Dareios kaçar; annesi, eşi ve çocukları esir düşer.
Ada kente denizin üstünden yol yapılır; yedi ay. Kuşatmanın ortasında Dareios’un 10.000 talantlık teklifi reddedilir.
Deniz ile göl arasındaki şeritte yeni kentin yeri işaretlenir.
Yağmur, yol gösteren yılanlar ya da kargalar, sonra kâhin. İskender gönlüne göre cevaplar aldığını söyler.
Dareios’la son büyük savaş.
Kent kapılarını açar. İskender, Xerxes’in yıktığı tapınakların ve Bel tapınağının yeniden yapılmasını emreder.
Babil’den 20 günde varılır; 50.000 talant gümüş.
Ariobarzanes’in tuttuğu geçitte ilk saldırı geri püskürtülür; dağ yolundan arkaya dolanılır.
Pers saraylarının kenti ele geçer; saray yakılır.
Bir gecede 400 stadionluk kovalamaca. Dareios’u kendi adamları yaralayıp bırakır; İskender onu canlı göremez.
Baktria’nın başkenti alınır; Bessos kuzeye kaçmıştır.
Soğdiana’nın kraliyet kenti.
Tanais (Seyhun) kıyısında 20 günde surlu bir kent; ırmağın ötesindeki İskitler yenilir.
Bir içki meclisinde İskender, Granikos’ta hayatını kurtaran Kleitos’u öldürür.
“Kanatlı asker bul” diye alay edenlerin karşısına gece kayaya tırmanan 300 asker çıkar. Oksyartes’in kızı Roksane esirler arasındadır.
Poros yenilir. Bukephalas burada ölür; Nikaia ve Bukephala kurulur.
Ordu ilerlemeyi reddeder; on iki sunak dikilir ve geri dönülür. Ganj’a hiç varılmaz.
İskender surun içine tek başına atlar, göğsünden okla yaralanır.
İskender açık denize çıkar, Poseidon’a boğalar keser, altın kâseyi ve kraterleri denize atar.
Gedrosya çölünden 60 gün süren yürüyüşün sonunda bölgenin başkenti.
Kayıp sanılan filonun komutanı Nearkhos tanınmaz hâlde çıkagelir; İskender uzun süre ağlar.
Toplu düğünler: İskender ve yaklaşık 80 Yoldaş, Pers ve Med soylularının kızlarıyla evlenir.
Gazilerin terhisi isyana döner; İskender “Gidin!” der. Ardından uzlaşma ziyafeti.
Şenlikler sürerken Hephaistion hastalanıp ölür.
Elçiler, Arabistan seferi hazırlığı, Medios’un şöleni, ateş ve ölüm.
Bugün: Pella, Yanitsa yakını · Yunanistan
Başlangıç noktası olarak başkent seçildi.
— Arrianos 1.11.1–3 (Pella’yı adıyla anmaz; Aigai’de Zeus’a kurban 1.11.1)
Cevap: kuş uçuşu ölçülse bile on üç bin kilometreden fazla. Sekiz yıldır yürüyorlardı.
Anlatılana göre yetmiş gündür gök gürlüyor, sağanak iniyordu; atların toynakları aşınmış, Yunan giysileri bitmişti. İskender komutanlarını topladı. Ganj’ın ve doğu denizinin yakın olduğunu söyledi. Ona göre Hazar da o denize bağlıydı ve imparatorluğun sınırları, tanrının dünyaya koyduğu sınırlar olacaktı. Coğrafya yanlıştı.
Uzun bir sessizlik oldu. Sonunda Koinos konuştu — Gaugamela’da yaralanan Koinos. Ödülünü almış komutanlar adına değil, ordunun çoğunluğu adına konuşuyordu. Kimi savaşta ölmüştü, kimi yaralı geride kalmıştı, en çoğu hastalıktan gitmişti. Kalanlar anne babalarını, karılarını, çocuklarını, toprağını özlüyordu. Anlatıya göre Koinos aynı kelimeyi üç kez kullandı: pothos, özlem.
İskender’i bilinmeyene sürükleyen tutkunun adı da pothos’tu. Aynı kelime kralı ileri, orduyu eve çekiyordu. Şimdi İskender’in yerine siz geçin.
Irmağın ötesinden haberler geliyor: verimli bir ülke, daha çok ve daha büyük filler. Sana göre Ganj yakın. Ordu ise tükenmiş; kimileri “götürse bile gitmeyiz” diyor. Uzun bir sessizlikten sonra Koinos konuştu: eve dön, anneni gör, istersen yeni bir orduyla yeniden çık.
Devam etseydin…
Döndün.
Ganj’a sen yürürdün. Ordun değil.
Bu kez yenilen sendin. Kendi askerlerine.
Üç gün bekledi. Sonra döndü.
Önce toplantıyı öfkeyle dağıttı. Ertesi gün “ben ilerleyeceğim, dönmek isteyen dönsün” dedi ve çadırına çekildi; üç gün kimseyi kabul etmedi. Ordu fikrini değiştirmedi. Irmağı geçmek için kesilen kurbanlar da, anlatılana göre, olumsuz çıktı. Ganj’a hiç varılmadı.
Ordu Ganj’a hiç varmadı. Askerler kral çadırının önüne gelip onun için dua etti. Çünkü yalnız kendilerine yenilmeye razı olmuştu.
Anlatılana göre İskender geride insan boyundan büyük yataklar, iri zırhlar, yüksek yemlikler bıraktı — gelecek kuşakları kandıracak bir mucize. Koinos kısa süre sonra hastalıktan öldü. İskender bu kıyıyı Opis’te askerlerinin yüzüne vuracaktı.
MÖ 325. Ordu ırmaklar boyunca güneye, okyanusa doğru iniyordu. Malli halkının bir kentinde merdivenleri taşıyanlar geç kalınca İskender birinin elinden bir merdiven kaptı, sura dayadı ve kalkanının altına sinip tırmandı. Arkasından Peukestas geldi — elinde Truva’daki Athena tapınağından alınmış kutsal kalkan. Kralı surda görenler merdivene yığıldı ve merdiven kırıldı. İskender içeri atladı.

Sırtını sura verdi — Hint komutanını kılıçla, ötekileri taşla düşürdü. Sonra bir ok zırhını delip göğsüne girdi. Anlatılana göre yaradan kanla birlikte nefes çıkıyordu. Bayılıp kalkanının üstüne düştü. Ve Peukestas kutsal kalkanı onun üstüne tuttu. Truva’nın kalkanı, Hindistan’da kralı örttü.
Aynı yıl dönüş yolu Gedrosya çölünden geçti — bugün İran ile Pakistan arasında, Mekran kıyısı. Ora’dan Poura’ya yürüyüş altmış gün sürdü. Nearkhos’a göre İskender buradan bir orduyla geçip kurtulan olmadığını duymuştu; yerliler Semiramis’in yirmi, Kyros’un yedi kişiyle çıkabildiğini anlatıyordu. Onlarla yarışmak istemişti.

Çölde bir gün İskender susuzluktan bitmiş hâlde, yaya olarak orduyu yönetiyordu. Birkaç hafif piyade sığ bir sel yatağında biraz su buldu, bir miğfere doldurup krala getirdi. İskender suyu aldı ve getirenleri övdü. Ve herkesin gözü önünde yere döktü.
Bütün ordu, o suyu sanki herkes içmiş gibi güç buldu. İçmediği su, orduya yetti.
Çölden çıkan ordu Karmania’ya vardı, ama Nearkhos’un filosu haftalardır kayıptı. Bir gün onu aramaya gidenler yolda beş altı kişiyle karşılaştı — saçları uzamış, tuz kaplı, uykusuzluktan sararmış adamlar. Tanımadılar. Aralarında Nearkhos vardı.
Nearkhos’un kendi anlattığına göre İskender onları bu hâlde görünce filonun battığını sandı. Elini tuttu, onu yoldaşlarından ve muhafızlarından uzağa götürüp uzun süre ağladı. Nearkhos gemilerin de askerlerin de sağ olduğunu söyleyince daha çok ağladı. Bu habere bütün Asya’yı almaktan çok sevindiğine yemin etti.
MÖ 324, Susa. İskender, Dareios’un en büyük kızıyla evlendi. Hephaistion’a onun kız kardeşi Drypetis’i verdi, çünkü Hephaistion’un çocuklarının kendi çocuklarının kuzeni olmasını istiyordu. Yaklaşık seksen Yoldaş da Pers ve Med soylularının kızlarıyla evlendi; Krateros, Perdikkas, Ptolemaios ve Seleukos aralarındaydı. Düğünler Pers usulüyle yapıldı: damatlara sıra sıra koltuklar kondu, içkiden sonra gelinler girip her biri kendi damadının yanına oturdu. Damatlar onların elini tuttu ve onları öptü. Töreni kral başlattı.
Asyalı kadınlarla evli Makedonların adları da yazıldı; 10.000’i aştı ve hepsine düğün hediyesi verildi. Sonra kral askerlerin borçlarını ödedi — söylenene göre 20.000 talant. Ve Susa’ya 30.000 genç geldi. Fethedilen topraklardan toplanmışlar, Makedon silahlarıyla ve Makedon usulüyle eğitilmişlerdi. Kral onlara bir ad verdi: Epigonoi, “sonra doğanlar”.
Gaziler korktu, çünkü yerlerine başkalarının konduğunu düşündüler. Şikâyetler zaten birikmişti: kralın Pers giysisi, Yoldaş süvarisine karıştırılan yabancı atlılar, şimdi de bu gençler. Opis’teki bağırış buradan geldi.
Sonra Opis geldi: bağırış, on üç kişi, kürsüye dönüş. Askerler krala Ammon’u hatırlatmıştı; o da onlara Filip’i hatırlattı ve parayı saydı. Babasından aldığı hazinede altmış talant bile yokmuş, buna karşılık beş yüz talant borç varmış. Kendisi de sekiz yüz talant daha borçlanıp yola çıkmış. Sonra yarası olanlardan soyunmalarını istedi:
Haydi, aranızda yarası olan kim varsa soyunup göstersin; ben de sırası gelince benimkileri göstereyim.
— İskender (Arrianos’a göre) · Arrianos, İskender’in Seferi 7.10.1
Kendi yaralarını da tek tek saydı: bedeninin — hiç değilse ön tarafında — yarasız yer kalmamış. Hatırlayın: Gazze’de omuz, Malli’de göğüs. Peki bütün bu zahmetten ona ne kalmış? Bir mor giysi ve bir diadem. Konuşma, cümle cümle, bütün seferi geri sarıyordu:
Konuşmayı hamle hamle dinle. Kral seferi tek tek sayıyor; bir bağlantıya dokunursan o sahneye dönersin.
Askerler Ammon’la alay etmişti. Kral söze Filip’le başladı: sizi dağlardan indirip ovaya yerleştiren adamla.
“Çoğunuz postlara bürünmüş, dağlarda birkaç koyun güdüyordunuz.”
ἐν διφθέραις τοὺς πολλοὺς νέμοντας ἀνὰ τὰ ὄρη πρόβατα ὀλίγα
— Arrianos 7.9.2
Parayı saydı. Yola borçla çıkmış: babasından kalan beş yüz talant, üstüne kendi aldığı sekiz yüz talant.
“Hazinelerde altmış talant bile yoktu.”
τάλαντα δὲ οὐδὲ ἑξήκοντα ἐν τοῖς θησαυροῖς
— Arrianos 7.9.6
İlk savaşı hatırlattı: Granikos, bugünkü Biga Çayı. Dareios’un satraplarını süvariyle yendi, sonra Batı Anadolu’yu ve Milet’i aldı.
“Dareios’un satraplarını süvariyle yenip…”
κρατήσας δὲ τῇ ἵππῳ τοὺς σατράπας τοὺς Δαρείου
— Arrianos 7.9.7
Kendine ne kaldığını sordu: bir mor giysi ve bir diadem, yani krallık başbağı. Siz uyuyabilesiniz diye uyanık beklediğini de ekledi.
“Şu mor giysiyle bu diademden başka ne kaldı?”
ὅτι μὴ αὕτη ἡ πορφύρα καὶ τὸ διάδημα τοῦτο;
— Arrianos 7.9.9
Bedenine geldi. Gazze’de omzuna giren mancınık okunu, Malli surunda göğsüne saplanan oku hatırla.
“Bedenimin, hiç değilse ön tarafında, yarasız yer kalmadı.”
τῶν γε δὴ ἔμπροσθεν μερῶν ἄτρωτον
— Arrianos 7.10.2
Susa’yı hatırlattı: aynı düğünleri birlikte yaptılar; borçlarını sormadan ödedi, çoğuna altın taç verdi.
“Sizinle aynı düğünleri yaptım.”
γάμους τε ὑμῖν τοὺς αὐτοὺς γεγάμηκα
— Arrianos 7.10.3
Ölüleri saydı: çoğunun tunç heykeli memlekette duruyor, ailelerinden vergi alınmıyor. Biga Çayı’nda ilk saldırıda düşen yirmi beş kadar Yoldaşı hatırla; heykellerini Lysippos yaptı.
“Çoğunun tunç heykeli memleketinde duruyor.”
χαλκαῖ δὲ αἱ εἰκόνες τῶν πλείστων οἴκοι ἑστᾶσιν
— Arrianos 7.10.4
Ve Hyphasis: siz ürkmeseydiniz onu da geçecekti.
“Siz ürküp geri durmasaydınız Hyphasis’i de geçecek olanı…”
καὶ τὸν Ὕφασιν διαπεράσαντα ἄν, εἰ μὴ ὑμεῖς ἀπωκνήσατε
— Arrianos 7.10.7
Kapanış: evde anlatın, kralınızı yenilmiş barbarlara bırakıp geldiniz. Sonra tek bir kelime.
“Korusunlar diye onu yenilmiş barbarlara teslim ettiniz… Gidin!”
παραδόντες φυλάσσειν τοῖς νενικημένοις βαρβάροις … ἄπιτε.
— Arrianos 7.10.7
Bir cümlesi ise hesabı tersine çevirdi: askerler ürküp geri durmasaydı, Hyphasis’i de geçecekti. Oysa Hyphasis’te geri dönmeye razı olan kraldı. Kürsüde o dönüş onların suçu oldu.
Konuşma bittiğinde Makedonlar kürsünün dibinde dehşet içinde, sessizce kaldı. Ne yapacaklarını, ne diyeceklerini bilmiyorlardı — ama gitmek de istemiyorlardı. Konuşma orduyu dondurdu, çözmedi.
Bu konuşmayı bugünkü biçimiyle Arrianos yazdı: İzmit’te (Nikomedia) doğmuş bir Roma senatörü, olaydan yaklaşık 450 yıl sonra. Bu bölüm için hiçbir kaynağın adını vermez. Antik tarihçiler konuşmaları kelimesi kelimesine aktarmaz, durumun gerektirdiği sözleri yazardı.
Bosworth ve Brunt konuşmayı büyük ölçüde Arrianos’un bestesi sayar; Tarn ve Hammond çekirdeğini İskender’e bağlar. Curtius aynı sahneye bambaşka bir konuşma yazar. İkisinin ortak çekirdeği küçüktür: Filip zamanındaki yoksulluk, 60 talant ile 500 talant borç, ödenen borçlar ve kralsız eve dönüş. Elebaşlarının bağlı hâlde ırmağa atılıp boğulduğunu da yalnız Curtius anlatır.
Yer adını yalnız Arrianos verir; Diodoros ile Plutarkhos olayı Susa’ya koyar gibidir. Opis, Dicle’nin doğu kıyısında, bugünkü Bağdat’tan uzak olmayan bir Babil kentiydi; tam yeri bilinmiyor.
Kral kürsüden hızla atlayıp saraya girdi. O gün ne bedenine baktı ne de yoldaşlarından birine göründü; ertesi gün de görünmedi. Üçüncü gün kapı açıldı — ama Makedonlara değil. İçeri Perslerin seçkinleri çağrıldı.
Kral birliklerin komutasını onlara dağıttı ve kendisini öpme hakkını yalnız “akraba” ilan ettiklerine tanıdı; bu, Pers sarayının bir onuruydu. Sonra adlar geldi: Pers muhafız birliği, Pers piyade yoldaşları, Pers gümüş kalkanlıları. Makedon ordusunun kendi birlik adları artık Pers birliklerinin adıydı. Direnç burada kırıldı.
Makedonlar saraya koştu ve silahlarını yalvarma işareti olarak kapının önüne attı. Elebaşlarını teslim etmeyi önerdiler; kral acıyana dek oradan gece gündüz ayrılmayacaklardı. İskender dışarı çıktı ve onları bu hâlde gördü. Ağladı.
Öne Kallines çıktı. Yaşıyla ve Yoldaş süvarisindeki komutanlığıyla tanınan bu adam, Makedonları neyin üzdüğünü krala söyledi:
Kallines: Kralım, Makedonları üzen şu: sen bazı Persleri kendine akraba yaptın… İskender: Ama sizin hepinizi kendime akraba sayıyorum.
— Kallines ve İskender (Arrianos’a göre) · Arrianos, İskender’in Seferi 7.11.6–7
Kallines kralı öptü, ardından isteyen herkes öptü; Perslere verilen unvan artık bütün Makedonlarındı. Ve silahlarını alıp bağırarak, ilahi söyleyerek kampa döndüler. Susa’da kral gelinini öpmüştü. Opis’te ordu kralı öptü.
Ardından kral kurban kesti ve herkese açık bir ziyafet verdi; söylendiğine göre sofraya 9.000 kişi oturdu. Ama sofra eşit değildi. Halkalara bakın:
Bir halkaya otur, sonra kralın duasına kulak ver.
Bir halkaya dokun: oraya otur.
Kralın yanındasın. Ama dua yalnız senin için değil.
Düşmandın. Şimdi duadasın.
Sofradasın. Duada yoksun.
En dışta öteki halklardan rütbesiyle ya da erdemiyle öne çıkanlar oturdu. Sunuyu Yunan kâhinleri ile Magoslar başlattı. Aynı kraterden çekip aynı sunuyu dökenler kral ve çevresindekilerdi.
Kralın çevresinde Makedonlar, onların ardında Persler oturdu. Kral, öteki iyiliklerle birlikte, Makedonlar ve Persler için gönül birliği — — ve yönetimde ortaklık diledi. Sonradan bu duaya bütün insanlığın kardeşliği dendi. Dua yalnız iki halkı anıyordu.
Yaklaşık 10.000 gazi kendi isteğiyle ayrıldı. Her biri eve varana dek ücretini, üstüne de bir talant aldı. Bir anlatıya göre yarışmalarda ve tiyatrolarda ön sıra da onlarındı; ölenlerin yetimleri babalarının maaşını alacaktı. Asyalı kadınlardan olan çocukları kralın yanında kaldı; kral onları Makedon usulüyle yetiştireceğini söyledi. Kafileyi Krateros götürdü, sağlığı iyi olmadığından yanına Polyperkhon verildi. Ayrılırken kral da ağladı, askerler de. Opis’ten bir yıl geçmeden İskender Babil’de ölecekti.
MÖ 324, Ekbatana — bugünkü Hamedan. Şenlikler sürerken Hephaistion hastalandı: kralın en yakın dostu, Yoldaş süvarisinin komutanı, Susa’daki damat. Hastalığın yedinci günü İskender haberi alıp koştu. Hephaistion artık yaşamıyordu.
Hatırlayın: İssos’taki çadırda kraliçe ana — rivayete göre — onu kral sanmıştı, İskender de ona yanılmadığını söylemişti. Şimdi kral üçüncü güne kadar ağzına yemek koymadı. Babil’de 10.000 talantlık bir ölü yakma yığını hazırlattı, 3.000 yarışmacılık cenaze oyunları planladı. Söylenene göre aynı yarışmacılar kısa süre sonra başka bir cenazede yarıştı. İskender’inkinde.
Sonra İskender Babil’e yürüdü. Şehrin Kalde bilgeleri krala bir ricayla geldi: tanrı Bel’in bir kehanetine göre kral şehre şimdi girmemeliydi. İskender onların niyetinden kuşkulandı. Anlatılana göre surların önünde kuzgunlar birbirini gagalayıp yere düşüyordu. Kral yine de şehre girdi.
Son hastalığı Medios’un şöleninden sonra başladı. On gün kadar ateş günden güne yükseldi. Kral her gün sedyeyle kurbana taşındı. Ve komutanlarına yürüyüş ve filo için emir vermeyi sürdürdü. Yatakta bile sefer planlıyordu.
Diodoros ile Iustinus’ta kral Medios’un şöleninde kâsesini içerken — Diodoros’ta büyük bir Herakles kâsesi — darbe yemiş ya da silah saplanmış gibi inleyerek yıkılır. Plutarkhos bunu uydurma sayar: bazıları, der, büyük bir dramın trajik finalini yazmak istemiş. Onun aktardığı saray günlüğünde ani bir çöküş yok; ateş yavaş tırmanır.
Zehir söylentisi bir zincirdir: Antipatros göndermiş, Aristoteles bulmuş, Kassandros getirmiş, Kassandros’un kralın sakisi olan küçük kardeşi İollas vermiş. Söylendiğine göre şüphe ancak altıncı yılda bir ihbarla doğdu; Olympias birçok kişiyi öldürttü, zehri döktüğü gerekçesiyle İollas’ın kalıntılarını dışarı attırdı. Bunu kesin bir suikast diye anlatan tek büyük anlatı Iustinus’unkidir; Arrianos ve Plutarkhos söylenti sayar.
Modern hekimler tifo, Batı Nil virüsü, bir bitki zehri (Veratrum album) ve Guillain–Barré sendromu önerdi. Kalıntı olmadan hiçbiri sınanamaz.
Sonunda komutanlarını tanıyordu ama konuşamıyordu. Askerler onu görmek istedi ve kapıyı zorladı; birer birer yatağının önünden geçtiler. İskender başını güçlükle kaldırıp gözleriyle selam verdi. Opis’te onlara “Gidin!” demişti. Şimdi giden oydu.

Dostları sordu: krallığı kime bırakıyorsun? Cevap — rivayete göre — kısaydı: “En güçlüye.” Ardından bir kehanet ekledi: önde gelen dostlarının hepsi onun için büyük bir cenaze yarışması düzenleyecekti. Kehanetteki yarışma sözcüğünün iki anlamı vardı: mezar başında oyunlar ve miras için kavga. Ama tam olarak ne dedi?
Bir yazara dokun: ölüm döşeğindeki cevap yazara göre değişiyor.
Dostları “Krallığı kime bırakıyorsun?” diye sordu. “En güçlüye” (τῷ κρατίστῳ), dedi. Son sözü de bir kehanetti: önde gelen dostlarının hepsi onun için büyük bir cenaze yarışması düzenleyecekti. Yüzüğünü bundan önce Perdikkas’a vermişti.
Üç yazar, üç kelime. Kral tek bir cevap verdiyse bile, hangisi olduğu bilinmiyor.
Cevap bize üç ayrı kelimeyle geldi — en güçlüye, en iyi olana, en layık olana. Hiçbiri bir ad değildi.
Babil’de bir kâtip göğü gözlüyor, gördüğünü kil bir tablete yazıyordu. O hafta gök neredeyse hiç görünmedi. Ayyaru ayının yirmi dokuzuncu günü tabletine iki şey yazdı:
Yirmi yedinci [günün] gecesi: bulutlar göğü geçti. … Yirmi dokuzuncu [gün]: Kral öldü. Bulutlar.
— Babil astronomi günlüğünün kâtibi · Astronomi günlüğü, British Museum BM 45962, Ayyaru ayının 27. ve 29. günleriTablet kırık; aradaki hasarlı satırlar … ile atlandı.
Ad yok, yalnız kral. Bu, İskender’in ölümünün bize ulaşan tek çağdaş kaydı. Gün büyük olasılıkla 11 Haziran’dı, yıl MÖ 323. Otuz iki yaşındaydı.

Neden öldüğü bugün de bilinmiyor; kemik yok, mezar kayıp. Ölümünün ardından komutanlar günlerce çekişti. Ve ceset o sırada sıcak, bunaltıcı bir yerde bakımsız kaldı — anlatılana göre bozulmadı. Yarışma başlamıştı.
MÖ 323, Haziran. Babil’deki sarayda komutanlar toplandı. Perdikkas boş tahtı herkesin göreceği yere koydurdu. Üstünde İskender’in tacı, giysisi ve silahları duruyordu. Ve kralın yüzüğünü de tahtın üstüne bıraktı:
Bu yüzüğü, krallığın ve imparatorluğun gücünü mühürlediği yüzüğü, bana kendisi verdi. Size geri veriyorum.
— Perdikkas (Curtius’a göre) · Curtius Rufus, Büyük İskender’in Tarihi 10.6
Piyade ile süvari birbirine girdi. Piyade kendi kralını buldu: Filip’in öbür oğlu, İskender’in zihinsel hastalığı olan üvey kardeşi Arrhidaios. Sonunda uzlaştılar: Arrhidaios “Filip” adıyla kral oldu, Perdikkas krallığın vekili. Roksane’nin doğacak çocuğu oğlan olursa ona da pay ayrılacaktı. Anlatılana göre pazarlık boyunca ceset ortada duruyordu — görkemi kararlara tanık olsun diye. Kararlar onsuz alındı.
Sonra eyaletler dağıtıldı. Mısır Ptolemaios’a. Trakya Lysimakhos’a. Makedonya ile Yunanistan Antipatros’a. Kapadokya Eumenes’e verildi; orası henüz fethedilmemişti bile. Antigonos’a Frigya’nın yanında Likya ve Pamfilya verildi — Kelainai’de Frigya’ya bırakılan adama. Kâğıt üstünde bunlar eyaletti — gerçekte krallık paylaşılıyordu. Valiler kısa sürede kral olacaktı.
Bu adamlara bugün , yani ardıllar diyoruz — onlarla başlayan çağın adı da çağ. Bilin bakalım, bu haritada İskender’in kanından kimin toprağı vardı?
Bir adam seç, yılları çevir.
Yüzük Perdikkas’ta, taç Arrhidaios’ta. Eyaletleri komutanlar paylaşır.
Perdikkas Mısır’da iki kez yenilir; subayları onu öldürür. Triparadeisos’ta halkalı on bir eyalete yeni ad yazılır.
Ardıllar kendine kral demeye başlamıştı. İpsos’ta Antigonos düşer; toprak dört taca bölünür. İpsos kenti bugün Çayırbağ, Afyonkarahisar.
Bir daireye dokun.
Bir taca dokun.
Makedonya ve Yunanistan: Antipatros (Krateros’la)anılmıyor
Trakya: Lysimakhosanılmıyor
Hellespontos Frigyası: LeonnatosArrhidaios (subay)
Lidya: MenandrosKleitos (Granikos’taki değil)
Karya: Asandros
Büyük Frigya, Likya, Pamfilya: Antigonos
Kapadokya ve Paflagonya: EumenesNikanor
Kilikya: PhilotasPhiloxenos
Mısır ve Libya: Ptolemaios
Suriye: Laomedon
Mezopotamya: ArkesilaosAmphimakhos
Babilonya: ArkhonSeleukos
Susiana: —Antigenes
Küçük Medya: Atropatesanılmıyor · Perdikkas’ın kayınbabası
Medya: Peithon
Persis: Peukestas
Karmania: Tlepolemos
Parthia: PhrataphernesPhilippos
Areia ve Drangiane: StasanorStasandros
Arakhosia ve Gedrosya: Sibyrtios
Baktria ve Soğdiana: PhilipposStasanor
Paropamisadai: Oksyartes · Roksane’nin babası
İndus kolonileri: Peithon (Agenor oğlu)
İndus boyu ve Patala: —Poros
Hydaspes ile İndus arası: Taksiles
Hydaspes’in doğusu: Porosanılmıyor
Beş alev: dört kişi hayatta, biri henüz doğmadı.
Arrhidaios. Altı yıl dört ay kral kaldı; Olympias onu bıçaklattı.
Olympias. Pydna’da teslim oldu; öldürttüklerinin akrabaları onu kesti.
IV. İskender ve Roksane. Kassandros ikisini öldürtüp cesetleri gizletti.
Herakles. Anlatılana göre onu kral yapmaya getiren Polyperkhon öldürdü.
Babil’den on dört yıl sonra iki oğul da öldürülmüştü. İkisi de bir gün bile yönetmedi.
Kimsenin. Tahtta bir üvey kardeş oturuyordu; doğacak oğula bir vaat düşmüştü. Hindukuş’taki eyalet bile Roksane’nin babası Oksyartes’teydi. Kanından kimseye toprak düşmedi.
MÖ 317, Makedonya. İskender’in annesi Olympias geri döndü ve ordu onun tarafına geçti. Kral Arrhidaios ile karısı Eurydike dar bir yere kapatıldı. Olympias kralı Trakyalılara bıçaklattı. Eurydike’ye bir kılıç, bir ip ve baldıran gönderdiği anlatılır. Eurydike kocasının yaralarını sardı. Sonra kuşağıyla kendini astı.
Ertesi bahar sıra Olympias’a geldi. Pydna’da kuşatıldı, teslim oldu. Kassandros’un gönderdiği iki yüz asker karşısına dikildi ve onu öldüremedi — öldürttüğü insanların akrabaları öldürdü. MÖ 310’da Amphipolis’te gözetim altındaki Roksane ile oğlunun sırası geldi. Çocuk büyüyordu ve krallığın ona verilmesi konuşuluyordu. Kassandros ikisini de öldürttü, cesetleri gizletti. Ertesi yıl Barsine’den olan öbür oğlu Herakles’i, anlatılana göre, onu kral yapmak için getiren adam kendisi öldürdü.
Bir üvey kardeş, bir anne, bir eş, iki oğul. Sekiz yılda. Augustus’un vârislerini ölüm sırayla aldı; İskender’inkileri birbirleri ve ardılları. Krallığı devralacak kimse kalmayınca her biri kendi payını mızrakla kazanılmış bir ülke gibi tuttu. Hellespontos’ta kıyıya fırlatıldığı anlatılan mızrağı hatırlayın. Mızrak artık onlardaydı.
MÖ 301, Frigya. Antigonos seksen yaşını aşmıştı ve İpsos kentinin yakınındaki bir ovada savaşa girdi — İpsos bugün Afyonkarahisar’da, Çayırbağ. Yetmiş bini aşkın piyadesi, 75 fili vardı. Karşısındaki orduda 400 fil ve 120 savaş arabası. Oğlu Demetrios’un savaştan önce bir rüya gördüğü söylenir. Rüyada İskender vardı, parlak bir zırhın içinde.
Demetrios süvariyle karşı kanadı bozdu ve kovalarken fazla uzaklaştı. Antigonos oğlunun döneceğini umarak bekledi — ve üstüne yağan mızraklarla düştü. Yoldaşları kaçtı; cesedin yanında yalnız Larisalı Thoraks kaldı. Otuz iki yıl önce İskender onu Frigya’ya satrap bırakmıştı. Frigya’da öldü.
Kazananlar onun ülkesini büyük bir gövde gibi doğrayıp paylaştı. Babil’de süvarinin başında duran Seleukos’un payı artık Hindistan’dan Suriye denizine uzanıyordu. İskender’in yüzü ise paralarda kaldı.

Cesedin ise kendi yolculuğu vardı.
MÖ 323, Babil. Ceset tahnit edildi. Ve bekledi. Onu taşıma işi Arrhidaios adlı bir komutana verildi — tahttaki aynı adlı kralla karıştırmayın. Arabanın yapımı yaklaşık iki yıl sürdü. Anlatılana göre altına boğulmuştu, İon sütunlarıyla tekerlekli bir tapınağa benziyordu ve onu altmış dört katır çekiyordu.
Nereye gidecekti? Kimine göre atalarının yanına, Makedon krallarının mezarlığı Aigai’ye. Kimine göre Mısır çölüne, oğlu ilan edildiği Ammon’un tapınağına, Siwa’ya. İkisine de varmadı.

Araba Suriye’ye vardığında yolunu Mısır’ın satrabı Ptolemaios değiştirdi. Perdikkas’ın isteğine karşın cesedi Mısır’a çevirdi. Perdikkas’ın dostu Polemon alayın yolunu defalarca kesmeye çalıştı. Boşunaydı.
Perdikkas peşinden Mısır’a yürüdü; söylenene göre nedenlerinden biri cesedi geri almaktı. Sefer kötü bitti: kendi askerleri üstüne atıldı ve onu sarissalarıyla deldi. Yüzüğü tahta koyan adam böyle öldü.
Mısır’da ceset büyük olasılıkla önce eski başkent Memfis’e gömüldü, birkaç yıl sonra İskender’in kurduğu kente indi. Ptolemaios onu altın bir lahde koydu. Altın lahdi sonradan bir Ptolemaios yağmaladı — ceset camdan bir lahde geçti. Kütüphanenin peşinden geldiği ceset buydu. Şimdi onun yolunu izleyin.
Kaydırıcıyı sürükle ya da düğmelerle ilerle. Ölü kral nereye gitti, kim onu ziyaret etti?
Kesik çizgiden sonra mezarı gördüğünü yazan kimse yok.
Babil’de tapınak kâtibi günün kaydına iki şey yazar: “Kral öldü. Bulutlar.”
— Babil astronomi günlüğü, BM 45962
Tahnit edilen ceset Babil’de bekler; arabasının yapımı yaklaşık iki yıl sürer.
σχεδὸν ἔτη δύο καταναλώσας · “yaklaşık iki yıl harcayarak” (Diodoros 18.28.2)
— Diodoros 18.26–28; Curtius 10.10
Alay Suriye’ye vardığında Mısır satrabı Ptolemaios cesedi kendi ülkesine çevirir. Perdikkas razı değildir.
— Strabon 17.1.8; Pausanias 1.6.3; Photios kod. 92; Diodoros 18.28.3
Ceset büyük olasılıkla ilk olarak eski başkent Memfis’te toprağa verilir. Bir anlatıda ise doğrudan İskenderiye’ye gider.
Memphim et inde paucis post annis Alexandream · “Memfis’e, oradan birkaç yıl sonra İskenderiye’ye” (Curtius 10.10.20)
— Curtius 10.10.20; Pausanias 1.6.3; Diodoros 18.28.3
Ceset İskender’in kurduğu kente iner. Ptolemaios’un altın lahdini sonradan bir Ptolemaios yağmalar; ceset cama geçer.
ὑαλίνη … ἐν χρυσῇ · “camdan … [önceden] altından” (Strabon 17.1.8)
— Pausanias 1.7.1; Strabon 17.1.8
Octavianus cesede altın bir taç koyar, çiçek serper; Ptolemaiosları görmeyi geri çevirir.
corona aurea imposita ac floribus aspersis · “altın bir taç koyup çiçek serperek” (Suetonius, Augustus 18.1)
— Suetonius, Augustus 18.1; Cassius Dio 51.16.5
Kilit vurulur: artık ne ceset görülecek ne de Severus’un tapınaklardan topladığı gizli kitaplar okunacak.
— Cassius Dio 76(75).13.2
Pelerinini, yüzüklerini, kemerlerini çıkarıp mezarın üstüne bırakır. Mezarı gördüğü yazılan son kişi odur.
— Herodianos 4.8.9
Bir vaizin tek sorusu: “Söyle bana, İskender’in mezarı nerede?”
— Yuhanna Hrisostomos, 2. Korintliler’e Vaazlar, 26. vaaz
10. yüzyılda, 943–44’te, tarihçi Mesudî kabrin hâlâ durduğunu yazar. Gösterilen antik mezar mıydı, yoksa sonradan doğmuş bir yerel gelenek mi? Bunu bilen yok. Mezarın yerini bilen de.
MÖ 30, İskenderiye. Kenti yeni almış genç bir Romalı lahdi iç odadan çıkarttı ve cesede baktı. Adı Octavianus’tu — üç yıl sonra Augustus olacaktı. Cesedin başına altın bir taç koydu, üstüne çiçek serpti. Söylendiğine göre dokununca burnundan bir parça kırıldı. Ptolemaiosları da görmek ister miydi?
Bir kral görmek istedim, ölüleri değil.
— Octavianus (Cassius Dio’ya göre) · Cassius Dio, Roma Tarihi 51.16.5Suetonius aynı cevabı dolaylı anlatımla aktarır (Augustus 18.1).
Sonra mezar imparatorların merakı oldu. Caligula’nın oradan getirttiği göğüs zırhını giydiği anlatılır. MS 200 dolayında Septimius Severus mezarı kilitletti: kimse ne cesedi görsün ne de tapınaklardan topladığı gizli kitapları okusun diye. Kilit ziyaretleri bitirmedi. MS 215’te Caracalla geldi; mor pelerinini, taşlı yüzüklerini ve kemerlerini çıkarıp mezarın üstüne bıraktı. Mezarı gördüğü yazılan son kişi oydu.
4. yüzyılın sonunda vaiz Yuhanna Hrisostomos bir vaazında soruyordu: “Söyle bana, İskender’in mezarı nerede?” Kendi halkının bile bilmediğini ekledi. Bugün de bilen yok.
1887, Sayda. Antik Sidon’un yeraltındaki kral mezarlığında bir lahit tesadüfen ortaya çıktı. Osman Hamdi Bey’in yönettiği kazıyla çıkarıldı, deniz yoluyla İstanbul’a getirildi, keşiften sonra yapılan yeni müze binasına kondu. Bugünkü adı İskender Lahdi. Adını içinde yatandan değil, kabartmasındaki İskender’den alır.

Asıl hikâye İssos’tan sonra, Sidon’da başlar; anlatan Curtius’tur. Kente yeni bir kral aranıyordu. Hephaistion’un ev sahibi iki genç tahtı geri çevirdi — kral soyuna uzaktan akraba olan yoksul bir adamı önerdiler. Kraliyet giysileriyle kent dışındaki bir bahçeye girdiler. Adam ot ayıklıyordu. Adı Abdalonymos’tu. İskender ona yoksulluğa nasıl katlandığını sorunca şöyle dedi:
Keşke krallığa da aynı yürekle katlanabilsem! Bu eller isteğime yetti; hiçbir şeyi olmayan bana hiçbir şey eksik gelmedi.
— Abdalonymos (Curtius’a göre) · Curtius Rufus, Büyük İskender’in Tarihi 4.1.25Curtius sahneyi bir ahlak anekdotu gibi kurar.
İstanbul’daki İskender Lahdi İskender’in değil. Büyük olasılıkla bahçede ot ayıklayan adamın.
1390. Şair Ahmedî, Türk edebiyatının ilk manzum yazdı. Yirmi yıl boyunca üstüne ekledi ve eseri I. Bayezid’in oğlu Emîr Süleyman’a sundu. Firdevsî’yi de Nizamî’yi de çevirmedi — onlardan yararlanıp kendi eserini kurdu. Ve sonuna bir bölüm koydu: Osmanlı hükümdarlarının destanı. Osmanlı’nın destanı bir İskender destanının içindeydi.
Gökçeadalı Kritovulos da aynı ölçüyü kullandı. Fatih Sultan Mehmed’e sunduğu tarihin ithaf mektubunda yazdı: sultanın işleri İskender’inkilerden aşağı kalmıyordu, Yunanca yazılıp geleceğe aktarılmalıydı. Ölçü yine İskender’di.

Doğu’nun İskender’i büyük ölçüde bir romandan doğdu: Kallisthenes’e yanlış atfedilen, Roma döneminde Yunanca derlenmiş İskender Romanı. Süryanice, Orta Farsça, Arapça ve Farsça aktarımlarla Doğu’ya ulaştı. Tarih değil, edebiyattı. Ve her dilde başka bir İskender çıktı.
Firdevsî’nin Şehnâme’sinde İskender bir İran şehzadesidir. İran hükümdarı Dârâb, Rum hükümdarı Feylekos’u — yani Filip’i — yenip kızıyla evlenir. Menkıbeye göre gelin, vücudu kötü koktuğu için babasına geri gönderilir ve bir oğlan doğurur. Böylece son Pers kralı Dârâ’yı yenen İskender, baba bir kardeşini yenmiş olur.
Orta Farsça bir Zerdüşt metni, Ardā Wirāz Nāmag, ona “Mısır’da oturan lanetli Rum İskender” der. Bu metne göre inek derilerine altın mürekkeple yazılmış kutsal kitapları yaktı, din adamlarını ve bilgeleri öldürdü. Nizamî ters yöne gitti: onun İskendernâme’sinde İskender peygamberlik derecesine yükselir. Aynı adam: bir kitapta lanetli, öbüründe peygamber.
Kur’an’ın Kehf suresi bir hükümdarı anlatır: , yani iki boynuz sahibi. Güneşin battığı yere de doğduğu yere de varır. Ye’cüc ve Me’cüc’e karşı demir kütlelerinden bir set kurar. Üstüne erimiş bakır döker.
Sana Zülkarneyn’i soruyorlar. De ki: “Size ondan anılacak bir söz okuyacağım.”
ويسألونك عن ذي القرنين ۖ قل سأتلو عليكم منه ذكرا
— Kur’an-ı Kerîm, Kehf suresi 18:83
Kimi âlimler onu Makedonyalı İskender’le özdeşleştirdi, kimi reddetti. İslâm geleneğinde set, Sedd-i İskender adıyla anıldı. Lysimakhos’un sikkesine bir daha bakın: lakabın o tasvirden gelmiş olabileceği düşünülür.

Kesin bir cevap yok; tartışma eskidir. Mukātil b. Süleyman, Mesudî, İbn Sînâ ve Fahreddin er-Râzî onu Makedonyalı İskender’le özdeşleştirdi. Râzî bir güçlüğü de not eder: Kur’an’daki Zülkarneyn mümindir, İskender ise müşrikti.
İbn Teymiyye, İbn Kayyim el-Cevziyye ve İbn Kesîr özdeşleştirmeyi reddetti; İbn Kesîr’e göre Kur’an’daki, Hz. İbrâhim çağında yaşamış başka, daha eski bir İskender’dir. Modern yazarlardan Ebü’l-Kelâm Âzâd, Daniel kitabındaki iki boynuzlu koça dayanarak Pers kralı Büyük Kyros’u (Koreş) önerdi; Mevdûdî de bu görüşü benimseyenlerdendir.
Akademide bir tez daha var: Brock’un aktardığına göre van Bladel (2008), 629/30’dan kısa süre sonra yazıldığı düşünülen Süryanice bir İskender efsanesini Kur’an’daki bölümün kaynağı sayar. Bu modern bir akademik tezdir; metinler arasındaki ilişkinin yönü de tartışmalıdır.
Demir kapı fikri Kur’an’dan eskidir: MS 1. yüzyılda Iosephos, Alanların geçtiği ve Hyrkania kralının denetlediği bir geçidin Kral İskender tarafından demir kapılarla kapatıldığını yazar; bu pasajda Ye’cüc ile Me’cüc geçmez. Lakabın Lysimakhos sikkelerindeki boynuzla bağı da bir hipotezdir; TDV İslâm Ansiklopedisi lakap için iki örgü saçtan doğuya ve batıya yapılan iki sefere kadar pek çok yorum sayar.
Bukephalas’ın evcilleştirildiği günü hatırlayın: Filip oğluna Makedonya’nın dar geldiğini söylemişti. Yüzyıllar sonra Romalı hiciv şairi Iuvenalis aynı darlığı bütün dünyaya taşıdı:
Pellalı gence tek bir dünya yetmez; zavallı, dünyanın dar sınırında bunalır, sanki Gyaros’un kayalıklarına, küçücük Seriphos’a kapatılmış gibi. Ama çömlekçilerin surladığı kente bir girsin, bir lahitle yetinecek. İnsan bedenciklerinin ne kadar küçük olduğunu yalnız ölüm itiraf eder.
Unus Pellaeo iuveni non sufficit orbis; / aestuat infelix angusto limite mundi / ut Gyarae clausus scopulis parvaque Seripho; / cum tamen a figulis munitam intraverit urbem, / sarcophago contentus erit. mors sola fatetur / quantula sint hominum corpuscula.
— Iuvenalis, Hicivler 10.168–173Gyaros ve Seriphos, sürgün yeri olarak anılan küçük Ege adalarıdır.
Dizede gözyaşı yok; dünya İskender’e dar gelir, sonunda bir lahde sığar. “Büyük” sıfatı da eskidir: MÖ 200 dolayında bir Roma komedisinde bir köle kendini Büyük İskender’le kıyaslıyordu. Bir köle bile onu ölçü alıyordu.
Bugün dolaşan biçim başka: İskender, fethedecek dünya kalmadığı için ağladı. Plutarkhos’ta tersi yazar. Seferdeki filozof Anaksarkhos bir gün ona sonsuz sayıda dünya olduğunu anlatıyordu:
İskender, Anaksarkhos’un sonsuz sayıda dünya üzerine konuşmasını dinlerken ağladı. Dostları ona ne olduğunu sorunca şöyle dedi: “Dünyalar sonsuz sayıdayken bizim henüz birinin bile efendisi olamamış olmamız ağlamaya değmez mi?”
Ἀλέξανδρος Ἀναξάρχου περὶ κόσμων ἀπειρίας ἀκούων ἐδάκρυε, καὶ τῶν φίλων ἐρωτώντων ὅ τι πέπονθεν, οὐκ ἄξιον ἔφη δακρύειν, εἰ κόσμων ὄντων ἀπείρων ἑνὸς οὐδέπω κύριοι γεγόναμεν;
— İskender (Plutarkhos’a göre) · Plutarkhos, Ruh Dinginliği Üzerine (Moralia) 466dBir ahlak denemesinde anlatılan bir anekdot.
Ağlatan şey doymuşluk değildi. Eksiklikti. Öteki efsaneler destede; kartları çevirin.
Önce tahmin et, sonra kartı çevir.
“Fethedecek dünya kalmadığı için ağladı.”
Anlatılan tersidir: sonsuz sayıda dünya varken daha birinin bile efendisi olamadığına ağlar. Valerius Maximus’ta gözyaşı bile yok, yalnız bir yakınma var.
— Plutarkhos, Moralia 466d; Valerius Maximus 8.14.ext.2
“Ellerimi tabuttan dışarı çıkarın.”
Ölüm döşeğini anlatan antik yazarlarda böyle bir vasiyet yok. İslâm yazarlarının anlattığı tabut sahnesi başkadır: başında otuz bilge birer söz söyler.
— Arrianos 7.25–28; Plutarkhos 75–77; Diodoros 17.117–118; Curtius 10.5, 10.10; Iustinus 12.13–16 · tabut sahnesi: TDV İslâm Ansiklopedisi, “İskender”
“Üç son dileği vardı: hekimler, hazineler, eller.”
Hiçbir antik kaynakta yok. Curtius, eyaletleri bir vasiyetle dağıttığı söylentisini bile boş bulur.
— Curtius 10.10.5
“Taktiğinin adı “çekiç ve örs”tü.”
Antik bir ad değil, modern bir benzetme. Gaugamela’da süvari kama gibi dizilip gedikten Dareios’a dalar.
— Arrianos 3.14.2 (ὥσπερ ἔμβολον)
“Arkeoloji, Gordion’da düğümün kesildiğini doğruladı.”
Gordion 2023’te UNESCO listesine girince kazıyı yürüten Penn Museum’un bülteni, yeni bulguların bu hikâyeyi desteklediğini yazdı. Kazı en çok bir Makedon ziyaretini gösterebilir; kızılcık kabuğundan bir düğümün nasıl açıldığını gösteremez. Tanıtım dili, kanıt değil.
— Penn Museum bülteni (2023)
“Gözleri farklı renkteydi.”
Ayrıntı yalnız İskender Romanı’na dayandırılır; tarihçilerin hiçbiri böyle bir şey söylemez.
— Sahte Kallisthenes 1.13 (aktarımlar)
“İskender kebap adını Büyük İskender’den alır.”
Aile anlatısına göre ad, 19. yüzyılda Bursa’nın Kayhan Çarşısı’nda dükkân işleten Mehmet oğlu İskender Efendi’den gelir. Kebabın İskender’i bir Bursalı.
— Kebapçı İskender marka anlatısı (aile beyanı)
“İstanbul’daki İskender Lahdi onun mezarıdır.”
1887’de Sayda’da bulundu; büyük olasılıkla Sidon kralı Abdalonymos için yapıldı. Adını kabartmasındaki İskender’den alır.
— Mansel 1972 (Belleten 36/141); Heckel 2006
0 / 8 kart çevrildi
Pellalı gence tek bir dünya yetmedi; Türkçeye de tek bir İskender yetmedi. Biri peygamberlik derecesine yükseltildi, biri lanetlendi, biri bir Osmanlı şehzadesine sunulan destanın kahramanı oldu.
Makedonya’nın başkenti Pella’da doğar. Annesi Epiros prensesi Olympias, babası Kral II. Filip.
On sekiz yaşlarında, babasının ordusunda bir kanadın başındadır. Thebai’nin Kutsal Bölüğü’ne ilk dalanın o olduğu söylenir.
Filip, kızının düğün şenliğinde, tiyatronun girişinde muhafızı Pausanias’ın hançeriyle öldürülür. Yaklaşık 20 yaşındaki İskender tahta çıkar.
Ayaklanan Thebai yerle bir edilir: 6.000’i aşkın ölü, 30.000’i aşkın esir. Rivayete göre Pindaros’un evi ve torunları bağışlanır.
Çanakkale Boğazı’nı geçer. Biga Çayı kıyısındaki ilk büyük savaşta hayatını Kleitos kurtarır: Spithridates’in kolunu omzundan keser.
Ankara’da, Sakarya kıyısındaki Gordion’da düğümü açar; anlatıların çoğunda kılıçla. Aristobulos’a göre ise arabanın okundaki çiviyi çıkarır.
İskenderun Körfezi kıyısında Dareios savaş alanından kaçar. Annesi, eşi, küçük oğlu ve iki kızı esir düşer.
Mısır’da, Mareotis gölü ile deniz arasındaki yere bir kent işaretler. Kütüphane o öldükten sonra, Ptolemaioslar döneminde kurulacaktır.
1 Ekim. Pers hattında açılan gedikten kama gibi dalar. Dareios ikinci kez kaçar.
Pers Kapıları’nda ilk saldırısı geri püskürtülür. Sonra Persepolis’e girer ve saray yanar: bir karar mı, bir içki gecesi mi, anlatılar ayrılır.
Bugünkü Beas kıyısında ordu daha ileri gitmeyi reddeder. Kurbanlar da olumsuz çıkınca döner, on iki sunak diktirir. Ganj’a hiç varılmaz.
Gazilerin terhisi orduyu ayaklandırır. Kral on üç elebaşını ölüme gönderip kürsüye döner. Üçüncü gün Perslere komuta dağıtır; barış bir ziyafetle gelir.
32 yaşında ölür: 29 Ayyaru, büyük olasılıkla 11 Haziran. Bir kâtip o günün kaydına iki şey yazar: “Kral öldü. Bulutlar.”
Ahmedî, Türk edebiyatının ilk manzum İskendernâme’sini yazar; 1410’a kadar genişletip Emîr Süleyman’a sunar.
Sayda’da bulunan lahit Osman Hamdi Bey’in kazısıyla İstanbul’a gelir. Adını kabartmasından alır; büyük olasılıkla Abdalonymos için yapıldı.
Şimdi bu iki satırı yan yana koyun.
Birini yüzyıllar sonra bir şair yazdı: dünya ona dar geliyordu. Öbürünü o gün Babil’de bir kâtip yazdı: kral, havanın yanında tek bir satırdı. Ve ikisi de aynı adamı anlatıyor. Tek bir dünya ona yetmedi; tek bir satır yetti.
Opis’teki konuşmayı bugünkü biçimiyle bir İzmitli yazdı: Arrianos, Roma senatörü, olaydan yaklaşık 450 yıl sonra. Ve yalnız o değil. Günümüze ulaşan beş büyük İskender anlatısının hiçbiri onun çağında yazılmadı; en eskisi bile iki buçuk asırdan fazla sonra geldi. Hepsi bugün kayıp olan daha eski kitaplardan yazdı. Beşinin hiçbiri onu görmedi.
Bir de konuşmalar var: Thukydides’ten beri tarihçiler onları çoğu zaman kelimesi kelimesine değil, durumun gerektirdiği sözlerle kurardı. Yunanca, Latince ve Arapça alıntılar bu makale için özgün dillerinden Türkçeye çevrildi; Babil tabletleri ile birkaç geç metin yayımlanmış çevirilerinden aktarıldı. Kütüphaneyi İskender’e bağlayan bir cümle taranan antik kaynaklarda bulunmadı; en erken örnek Abdüllatif el-Bağdadi’ninki. Atilla’yı Priskos’un kayıp kitabının kırıntılarından okuyorduk; İskender’i de başkalarının kitaplarından okuyoruz. Elimizde İskender yok; İskender’i anlatanlar var.
Bir ad seç. Altın şerit İskender’in hayatı; her işaret o kişinin yazdığı yıllar. Aradaki boşluğa bak.
İzmitli bir Roma senatörü. Opis konuşmasını bugünkü biçimiyle o yazdı. Krala yumuşaktır.
Sicilyalı bir Yunan. Elimizdeki en eski İskender anlatısı onunki.
Latince yazdı. Sahneye söz ekler; Opis için bambaşka bir konuşma verir.
Khaironeialı. Tarih değil hayat yazdığını ilk sayfada kendisi söyler; İskender’i Sezar’la eşleştirdi.
Elimizdeki metin bir özet. Anlattıkları çoğu zaman Diodoros’la Curtius’a yakındır.
Babil astronomi günlükleri Gaugamela’nın gününü ve kralın ölümünü yazar. Priene’de bir ithaf, Olympia’da bir bematistin adağı, Delfi’de Aristoteles ile Kallisthenes’e bir övgü. Kısa, ama olayın kendi zamanından.
Bugün okuduğumuz beş anlatı büyük ölçüde bu kayıp kitaplardan beslenir. Seferin tarihçisi Kallisthenes MÖ 327’de tutuklandı.
Bir hata mı gördün? info@basementonfire.com adresine yaz; doğrulanan düzeltmeler bu sayfada belirtilir. Düzeltme ilkesi