Astyages
Med ordusu ayaklanır, kralını tutsak edip Kiros’a teslim eder. Ekbatana’nın gümüşü ve altını Anşan’a gider. Yıl tabletin kırık yerine denk gelir.
Babil onu kurtarıcı diye yazdı, bir peygamber tanrının seçtiği diye. Sart’ta surun dibinde iki genç asker kaldı — onlara soran olmadı.
Büyük Kiros (ölümü MÖ 530; Kyros, Koreş), Medleri deviren, Lidya’yı ve Babil’i alan, İmparatorluğu’nun kurucusu sayılan Anşan kralıdır. Bu, bir fatihin nasıl kurtarıcıya dönüştüğünün hikâyesi. Ve bu sayfanın sonunda sizden de bir teşekkür istenecek.
Salihli, Sart. Kazı ekibi surun dış yüzündeki bir girintiyi açtı ve kerpiç enkazının içinde iki genç adam buldu — yirmili yaşlarında, büyük olasılıkla Lidyalı. Gömülmemişlerdi. Savaştan en geç birkaç hafta sonra oraya atılmışlardı — surun kerpiçleriyle birlikte, baş aşağı.

Birinin kafatasında üç yara vardı: ikisi keskin bir silahtan, biri daha küt bir silahtan. Kazıyı bugün yöneten arkeolog yazısında onu tek bir sözcükle anar: Mehmetçik.
Birinin sağ eli hâlâ kapalıydı — avucunda küçük, yuvarlak bir taş. Kimse üstünü iyice aramamıştı — başının yanında yarım gram etmeyen bir gümüş sikke duruyordu.
Biraz ötede, sur kapısının hemen içinde, 136 ok ucu. Surun içindeki dar yolda kısa bir kılıç, bir orak, dört demir şiş. Şişler ev eşyasıydı — belki de son anda ne bulunduysa.
Surun önüne o orduyu getiren adam yıllar sonra Babil’e girdi. Oranın kâtipleri başka bir şey yazdı: tanrı bir dost gibi yanında yürüdü, halk ayağını öptü. Adını biliyorsunuz. Size hep Babil’den anlatıldı. Geriye saralım.
Ekbatana. Med kralı Astyages bir gece rüyasında kızı Mandane’yi görmüş. Kız işiyormuş — öyle çok işiyormuş ki kenti doldurmuş, bütün Asya’yı su basmış. Gülmeyin: Asur rüyalarında bu, büyük bir oğlun habercisiydi. Kral rüyayı anlatmış, duyduğundan korkmuş ve kızını dengi hiçbir Med’e vermemiş.
Damadı Pers ülkesinden seçmiş: Kambyses. İyi aileden, sakin bir adam — Astyages onu orta halli bir Med’in bile çok altında sayıyormuş. Tehlikesiz bir damat. Ve evliliğin ilk yılında ikinci rüya gelmiş: kızının cinsel organından bir asma çıkıyor, bütün Asya’yı kaplıyormuş. Mag’lar yine açık konuşmuş: kızının doğuracağı çocuk senin yerine kral olacak. Astyages hamile kızını yanına getirtmiş, başına bekçi koymuş. Bebeği bekliyormuş.

Bebek doğunca kral akrabası Harpagos’u çağırmış — bu adı aklınızda tutun. Emir kısaymış: götür, öldür. Bebeği ölüm için süslemişler, altınlı bir kundağa sarmışlar. Harpagos onu ağlayarak eve taşımış ve karısına yapmayacağım demiş. Çünkü kral yaşlıymış, erkek çocuğu yokmuş — taht bir gün Mandane’ye geçerse, oğlunu öldüren adamın sonu belliymiş. Hem bebek kendi akrabasıymış. Merhamet de varmış, hesap da.
Kendi eliyle öldürmemiş — kralın çobanı Mitradates’i çağırtmış, bebeği ona vermiş: Karadeniz yönündeki dağlara bırak.

Çoban kulübesine dönmüş. Karısı Spako o gün doğurmuş — adı Med dilinde dişi köpek demekmiş, birazdan işe yarayacak — ve çocuk ölüymüş. Kadın iri, güzel bebeği görüp kocasının dizlerine sarılmış. Ölü krallık mezarı bulur, demiş, yaşayan canını kurtarır.
Öyle yapmışlar — ölü bebek altınlı kundakla dağa gitmiş, canlısı kulübede kalmış. Üçüncü gün Harpagos’un adamları gelmiş, görmüş, gömmüş. İlk oğul gömülmüş. Daha adı bile yokmuş.
On yıl geçmiş. Çobanın oğlu sanılan çocuk köy yolunda arkadaşlarıyla oynuyormuş ve oyunda onu kral seçmişler. Çocuk işi ciddiye almış — kimine ev yaptırmış, kimini mızrakçı yazmış, birini kralın gözü yapmış, birini haberci.
Artembares adlı Med soylusunun oğlu dinlememiş — çocuk onu öbürlerine tutturmuş, kendi eliyle kırbaçlamış. Baba, oğlunun omuzlarını krala göstermiş, Astyages de çoban çocuğunu önüne getirtmiş. On yaşındaki çocuk kralın karşısında şöyle demiş:
Bunun için bir cezayı hak ediyorsam, işte karşındayım.
— Herodot, Tarih 1.115.3
Astyages’in dili tutulmuş — çocuğun yüzü kendi yüzüne benziyormuş, yaşı da tutuyormuş. Çobanı yalnız başına çağırmış; adam önce benim oğlum demiş, mızrakçılar üstüne yürüyünce her şeyi anlatmış. Çocuğun adı henüz Kiros değilmiş, o adı sonradan almış. Ama emir vermeyi çoktan biliyormuş.
Bu çocukluğu beğenmediyseniz başkası var — Antikçağ bu bebeğe dört ayrı hayat yazdı. Seçin.
Bir masala dokun. Altı satır yeniden dolar; sonuncusu hiç dolmaz.
Ve Media bir kadın üzerinden ona geçmiş.
Dördünde de bebek yaşar. Dördünde de Media onun olur.

Birinci masalda iş burada bitmemiş — emri çobana devreden adam hâlâ saraydaymış. Kral onu yemeğe çağırmış.
Astyages öfkesini gizlemiş, Harpagos’la tatlı tatlı konuşmuş: bebeğe yapılandan içi yanıyormuş, kızıyla arası açılmış. Madem çocuk sağ çıktı, tanrılara şükran kurbanı kesecekmiş. Harpagos oğlunu saraya yollasın, kendisi de akşam sofraya gelsin.
Harpagos sevinçle eve koşmuş, karısına anlatmış ve on üç yaşlarındaki tek oğlunu saraya göndermiş: kral ne derse yap.
Çocuk boğazlanmış; kimi parçası kızartılmış, kimi haşlanmış. Akşam sofrada başkalarının önüne koyun eti gelmiş. Harpagos’un önüne oğlu.
Harpagos doyunca Astyages sormuş: yemeği beğendin mi? Çok, demiş Harpagos. Kapalı bir sepet getirmişler — aç, istediğini al.
Kral yine sormuş: hangi avın etini yediğini biliyor musun?
O da hem bildiğini hem de kral ne yaparsa hoşuna gittiğini söyledi.
— Herodot, Tarih 1.119.7
Ve kalanını toplamış, eve götürmüş — Herodot burada araya girer: sanırım gömecekti. İkinci oğul. Sonra Harpagos yıllarca beklemiş.
Mag’lar tehlike geçti demiş: çocuk oyunda kral olmuş, rüya da böylece boşa çıkmış. Astyages onu Pers ülkesine, anne babasının yanına yollamış ve Harpagos büyümesini beklemiş. Önce Med ileri gelenlerini kazanmış, sonra — yollar tutulu olduğu için — bir tavşanın karnını tüyüne dokunmadan yarmış, mektubu içine koyup dikmiş. Güvendiği hizmetkârının eline ağ vermiş, avcı kılığında yola çıkarmış.

Mektup şöyle başlıyormuş: Ey Kambyses’in oğlu, tanrılar seni gözetiyor. Sonrası kısaymış — dedeni ben dinlemedim, o yüzden yaşıyorsun. Perslere söz geçir, Medler krallarını bırakacak. Her şey hazır.
Kiros Perslere söz geçirmenin yolunu düşünmüş ve bir yazı hazırlamış, onları toplayıp açmış, okumuş: Astyages beni başınıza komutan atadı. Yazı sahteymiş. Ve herkes orağıyla gelecekmiş.
Bir gün onlara kenarı üç kilometreyi aşan dikenli bir arazi temizletmiş. Ertesi gün babasının sürülerini kesmiş, çayırda ziyafet vermiş ve sormuş: hangi gün daha iyiydi? Fark büyük, demişler: dün baştan sona eziyet, bugün baştan sona nimet.
Şimdi beni dinleyin ve özgür olun.
— Herodot, Tarih 1.126.6
İki gün. Bütün isyan buymuş.
Astyages haberci yollayıp onu çağırmış, Kiros haber salmış: istediğinden erken geleceğim. Astyages ordusunu toplamış ve — tanrı çarpmış gibi — başına Harpagos’u koymuş.
Geriye sardığımızdan beri hep “-miş” dedik. Şimdi bir kâtip konuşuyor. Kâtip “-di” der.
Babil’de bir kil tablet, bugün kırık — yıl MÖ 550 dolayı. Astyages kralı Kiros’a yürüdü. Ordusu ayaklandı. Kralını tutup Kiros’a teslim etti. Kiros Ekbatana’ya yürüdü; gümüşü, altını, malı Anşan’a taşıdı. Dört satır — sepet yok, tavşan yok, Harpagos yok. Bir krallık dört satırda bitti.

Masalın bir tek ayrıntısı tablete uyuyor: askerlerin bir kısmı karşıya geçmiş, çoğu bile bile kötü dövüşüp kaçmış. Astyages tehlike geçti diyen Mag’ları kazığa geçirmiş, kentte kalan yaşlıları ve gençleri silahlandırmış. Artık çok geçmiş.
DEFTER · Astyages’i deviren: kendi ordusu.
Ve kâtip bir alt satırda kendi kralına geçti. Nabonid Arabistan’da, Teyma vahasındaydı — veliaht ve ordu Akkad’daydı. Babil’in kralı evde yoktu.
Kâtibin yazmadığı bir sahne kaldı. Anlatılana göre savaştan sonra Harpagos tutsak Astyages’in karşısına dikildi. Keyifle sordu: o sofranın karşılığında, krallık yerine kölelik nasılmış?
Astyages sordu: Kiros’un işini kendine mi mal ediyorsun? Harpagos cevabı yapıştırdı: mektubu ben yazdım. Astyages’in hükmü de kısa oldu. Öyleyse insanların en aptalı oydu — kral olabilecekken tahtı başkasına vermişti. Ve ekledi:
En haksızı da şu: bir akşam yemeği yüzünden Medleri köle etti.
— Herodot, Tarih 1.129.3
Kralını satan adama ne yapılır? Kiros bu adamı öldürmedi. İşe aldı.
Tarihsel not · General Harpagos gerçek olabilir, çocuk öyküsü ona sonradan yapışmış olabilir.
Bir söylentiye göre son savaşta Persler bir ara kaçtı. Kadınların bulunduğu tepeye kadar geldiler. Kadınlar eteklerini kaldırdı: nereye koşuyorsunuz, ey alçaklar, doğduğunuz yere mi gireceksiniz? Ve erkekler utandı, döndü. O günden sonra kral, kendi kenti Pasargadai’ye her girişinde kadınlara kişi başı 20 Attika drahmisi değerinde altın verdi.

Sonraki krallardan Ochus ödememek için kente hiç girmedi. İskender iki kez geldi, hamilelere iki kat verdi.
Sardes, bugünkü Sart. Lidya kralı Kroisos’un kayınbiraderi Astyages devrilmişti — ve deviren adam Kızılırmak’ın öbür yakasındaydı. Kroisos üç şey istiyordu: toprak, intikam ve bir kehanet — ama kâhinlere kör güvenmedi. Anlatılana göre Delfi’den Dodona’ya, Didim’den Ammon’a yedi kâhine elçi yolladı ve hepsine aynı emri verdi: yüzüncü gün sorun, kral şu an ne yapıyor?
O gün kral, Sardes’te, bir kaplumbağayı ve bir kuzuyu kendi eliyle parçaladı, tunç kapaklı tunç bir kazana attı ve kendisi kaynattı. Bir kralın bunu yapacağını kim bilebilirdi? Kral sınav düzenledi, sonra mutfağa geçti.
Delfi’de elçiler içeri girdi, soruyu sordu ve dizeyle cevap verdi:
Kumun sayısını da bilirim, denizin ölçülerini de; dilsizi anlarım, konuşmayanı duyarım. Aklıma sert kabuklu bir kaplumbağanın kokusu geldi: tunçta kuzu etiyle birlikte kaynıyor; altında tunç, üstünde tunç.
οἶδα δʼ ἐγὼ ψάμμου τʼ ἀριθμὸν καὶ μέτρα θαλάσσης, καὶ κωφοῦ συνίημι, καὶ οὐ φωνεῦντος ἀκούω. ὀδμή μʼ ἐς φρένας ἦλθε κραταιρίνοιο χελώνης ἑψομένης ἐν χαλκῷ ἅμʼ ἀρνείοισι κρέεσσιν, ᾗ χαλκὸς μὲν ὑπέστρωται, χαλκὸν δʼ ἐπιέσται.
— Pythia (Herodot’a göre) · Herodot 1.47.3
Öbür kâhinlerin ne dediğini kimse bilmiyor. Kroisos’a bu yetti.
Hazineyi açtı — Delfi’ye 117 yarım külçe gitti: dördü saf altın, 113’ü altın-gümüş karışımı. Üstüne 10 saf altından bir aslan, yanında üç bin kurbanlık. Yalnız külçeler 236 talant eder — talant 26 kilo sayılırsa altı ton. Tapınak bir gün yandığında aslan düştü, üç buçuk talantı eridi. Altın da erir.
Ve asıl soruyu sordu: Perslere yürüyeyim mi? Cevap geldi: Perslere yürürse büyük bir egemenliği yıkacak. Hangisini söylemedi.
Kroisos her Delfiliye ikişer altın stater dağıttı ve bir soru daha sordu. Pythia yine dizeyle konuştu: “Ama bir katır Medlere kral olduğunda, işte o zaman, ey ince ayaklı Lidyalı, çakıllı Hermos boyunca kaç; durma, korkak sayılmaktan da utanma.” Hermos bugünkü Gediz’dir. Katır kral olmazdı.
Delfililerin eline geçen sikke şuna benziyordu.

Lidyalılar sikkeyi ondan çok önce basıyordu: , yani altın-gümüş alaşımından. Devlet o sikkeye yaklaşık %73 altın gibi değer biçiyordu — ölçünce %54 çıkıyor. Bir sikkenin sayıldığından az altın taşıması yeni bir şey değil.
Kroisos’a yazılan adım başka: saf altına ve saf gümüşe geçiş. Aslanlı, boğalı bu paranın adı — bilinen en erken saf altın sikke. Yunanlar için ilk esnaflar da Lidyalılardı: , yani çerçi. Bu sözcüğü aklınızda tutun.
Tarihsel not · Uşak’taki Karun Hazinesi Kroisos’un değil: kaçak kazılmış Lidya tümülüs eşyası, Metropolitan Müzesi 1993’te iade etti. “Karun gibi zengin” deyimi de Kur’an’daki Kârûn’un adını taşır; Fransızcanın “Krezüs gibi zengin”i onun koşutudur.
Bu hazineyi bir kez bir Atinalıya gezdirdi: Solon. Bütün altını gösterdikten sonra sordu: En mutlu insan kim? Kendi adını bekliyordu.

Solon altını saymadı, günleri saydı. Yetmiş yıllık bir ömür 26.250 gün eder, dedi — ve o günlerin hiçbiri öbürüne benzemez. (Hesabı 683 gün fazla çıkar; Kroisos saymadı.)
İşte böyle, Kroisos: insan baştan başa rastlantıdır.
— Solon (Herodot’a göre) · Herodot 1.32.4
Her işin sonuna bakmak gerekir, diye ekledi. Kroisos’un sonu henüz gelmemişti.
Kroisos sefere hazırlanırken Sandanis adlı bir Lidyalı yanına geldi. Deri pantolonlu, su içen, inciri bile olmayan adamlardan ne alacaksın, dedi. Ama yenilirsen bizim nimetlerimizin tadını alırlar, onları bir daha söküp atamazsın. Ve ekledi:
Ben tanrılara teşekkür ederim ki Perslerin aklına Lidyalılara sefer etmek gelmiyor.
— Sandanis (Herodot’a göre) · Herodot 1.71.4
Sandanis, Kiros uzak durduğu için teşekkür ediyordu. Babil, geldiği için edecekti.
Şimdi Kroisos’un yerine geçin.
Sen Kroisos’sun. Delfi’ye 117 külçe yolladın, cevap geldi. Lidyalı Sandanis yanına geliyor: pantolonları deri, şarap değil su içerler, incirleri bile yok. Kazanırsan, hiçbir şeyi olmayanlardan ne alacaksın?
Yürüdün.
Sandanis’i dinleseydin…
Büyük bir egemenliği yıktın. Seninkini.
Belki yine gelirdi. Ama bahaneyi sen vermezdin.
O yürüdü.
Sandanis kralını ikna edemedi. Tanrılara, Persler gelmiyor diye teşekkür etmişti. Geleceklerdi.
Yürüdü. Cebinde iki kehanet, önünde bir nehir.
Kızılırmak sınırdı: batısı Lidya, doğusu bir zamanlar Medlerin, artık Kiros’un. Ve ordu kıyıya geldi. Yunanların çoğu burada güzel bir sahne anlatır: Milet’in filozofu Thales kampın yukarısından hilal biçiminde derin bir hendek kazdırdı ve nehri ikiye böldü.
Herodot araya girer: ona sorarsanız ordu var olan köprülerden geçti. Bazıları eski yatağın tümüyle kuruduğunu bile söylüyordu. Onlara tek soru sorar: “Öyleyse dönüşte nehri nasıl geçtiler?” Soru nehir için soruldu. Kroisos’a da sorulmalıydı.
Yozgat, Sorgun. Kerkenes Dağı’nın üstünde yedi kilometreyi aşan bir sur var, içinde yanmış bir kent. Yaklaşık yetmiş yıl yaşadı — Solon’un ömür hesabı kadar. Muhtemelen burası Pteria’ydı, yangın da Kroisos’undu. Kızılırmak’ı geçti, kenti aldı, halkını köle yaptı, çevrenin suçsuz insanlarını yurtlarından sürdü.

Kent kasten yakıldı, surları yıkıldı; yangın o kadar şiddetliydi ki kalın kirişler kömüre döndü. Güneydoğu kapısında kazı ekibi birini buldu: ahşap kuşaklı duvarlar yanarak çökerken kaçmaya çalışmıştı — ezilmiş, yarı yanmış. Kehanet işlemeye başlamıştı.
Önünde Kiros vardı ve Kiros bu sırada İonyalılara haber yolluyordu: Kroisos’u bırakın. Bırakmadılar. Pteria önünde iki ordu çarpıştı ve savaş kararsız bitti, ama Kroisos’un ordusu çok daha küçüktü. Sardes’e döndü, ücretli askerlerini dağıttı ve Mısır’a, Babil’e, Sparta’ya haber yolladı: beşinci ayda gelin. Kış geçince yeniden yürüyecekti.
Kiros bekledi mi? Herodot’un cümlesi kısadır: “Haberini Kroisos’a kendisi getirdi.”
Sardes önünde, Gediz ovasında iki ordu karşı karşıya geldi. Kehanet “Hermos boyunca kaç” demişti; Kroisos kaçmadı. Kiros ise Lidya atlılarından korkuyordu ve anlatılana göre çareyi Harpagos buldu — sepeti eve taşıyan adam. Yük develerinin yükünü indirin, üstlerine atlı kılığında adamlar bindirin. Develeri en öne koyun, piyadeyi arkaya, atlıları en arkaya. Çünkü at deveyi görmeye de koklamaya da dayanamaz.
Kiros bir emir ekledi: Kroisos’u öldürmeyin, yakalanırken kendini savunsa bile. Henüz yenmediği adamı canlı istiyordu.
Bakın.
Üstte Sardes, altta Kiros’un ordusu. Evreleri tek tek aç; dördüncüde rüzgârı sen başlat.
Sardes’in önünde düz bir ova. Lidya atlıları dizilir. Kiros karşıdan bakar ve korkar.
Öğüt Harpagos’tan gelir. Yük develerinin yükü iner, sırtlarına atlı kıyafetli adamlar biner. Yük hayvanı süvari kılığına girer.
Develer en öne geçer, piyade arkalarına, Pers atlıları en arkaya. Yük hayvanı önde, süvari geride.
“At deveden korkar; ne görüntüsüne dayanabilir ne kokusuna.” Lidya atları deveyi görür, kokuyu alır, geri döner.
— Herodot 1.80.4
Lidyalılar kaçmaz: atlarından atlar, yaya dövüşür. Yine de geri sürülürler, surun içine.
Lidyalılar içeride, Persler dışarıda. Kalınlığı yirmi metreye yaklaşan sur, kuşatmanın on dördüncü gününe kadar tutar.
Bozdağ’a bakan yamacı kimse korumuyor. Önceki gün bir Lidyalı düşen miğferini almak için oradan inmişti. Mardlı Hyroiades görmüştü. Şimdi tırmanır, Persler ardından.
Atlar kokuyu aldı ve döndü. Lidyalılar ne yaptı? Atlarından atladı, yaya savaştı, surun içine sürülene kadar. Korkak değillerdi. Atları korkaktı.
DEFTER · Develer: Harpagos’un öğüdü.
Kroisos surların ardına çekildi — aşağı kentin suru 18–20 metre kalınlığındaydı, toprak dolguyla 30–40 metre; üstünde akropol vardı. Sparta’da yardım gemileri hazırlanıyordu, hiçbiri yola çıkamadı. Sardes on üç gün dayandı. Ve rivayete göre on üçüncü gün bir Lidyalının miğferi yamaçtan aşağı yuvarlandı. Adam indi, aldı, geri çıktı — Mardlı bir asker, Hyroiades, onu izliyordu.
Burası Bozdağ’a bakan yamaçtı; kimse oradan çıkılabileceğini düşünmemiş, nöbetçi koymamıştı. Ertesi gün Hyroiades aynı yoldan tırmandı, arkasından Persler geldi. Bir miğfer. Bir krallık.

DEFTER · Surdaki yol: Mardlı Hyroiades.
Persler kente girdi — biri Kroisos’u tanımadan üstüne yürüdü. Kral gördü ve umursamadı; felaket zaten gelmişti. Yanında hiç konuşmamış bir oğlu vardı. Delfi bu oğul için önceden söylemişti: ilk sözünü kötü bir günde söyleyecek. Ve o gün söyledi.
Adam, Kroisos’u öldürme!
ὤνθρωπε, μὴ κτεῖνε Κροῖσον.
— Kroisos’un oğlu (Herodot’a göre) · Herodot 1.85.4
Pers durdu: Kiros’un emri vardı. Pythia’nın “dilsizi anlarım” dediğini hatırlayın. Bu hikâyede ilk kez bir oğul babasını kurtardı.
Masal burada durur. Birinci sahneye dönelim: Sart, batı suru. İki genç adam bu günün içindeydi. Kazı ekibinin bulduğu izler şöyle.
Bir numaraya dokun. Solda surun dışı, ortada sur, sağda kent ve kale.
Birinin kafatasında üç yara: ikisi keskin bir silahtan, biri daha küt bir silahtan. Kaburgası ölümden üç dört hafta önce kırılmıştı. Kazıyı bugün yöneten arkeolog onu tek sözcükle anar: Mehmetçik.
Birinin sağ eli hâlâ kapalıydı; avucunda yuvarlak bir taş, belki sapan taşı. Başının yanında 0,35 gram gümüş: Lidya’nın en küçük gümüş sikkesi. Değeri bir günlük yiyecek.
Demir ve tunç, aşınmış, ezilmiş. Sağlamken 1,8–2,5 kilo. Hangi askerin olduğu, hatta ikisinden birinin olup olmadığı belli değil. Bugün Manisa Müzesi’nde.
Yangın kerpicin bir kısmını eritip cama çevirdi. Kısa süre sonra sur bilerek yıkıldı: üst kerpiçler 7–8 metre yüksekliğe, 17 metre uzağa yığıldı. Bu yığın surun altını korudu.
Askerlerden yüz metre kadar ötede, batı kapısının hemen içinde: tunç ve demir, 136 ok ucu. Yıkıntının hem içinde hem altında duruyorlardı.
Kısa bir kılıç, J biçimli bir orak, iki küçük orak, dört demir şiş. Şişler ev eşyasıydı. J orağın ağzına demir bir süzgecin parçası yapışmıştı.
Sonradan üstüne tiyatro yapılan bir Lidya evinde dört ok ucu, bir bıçak, bir mızrak ucu, beş yuvarlak beyaz taş. Savaşta kullanıldılar mı, belli değil.
Yanmış bir evin tabanında, gömülmemiş. Artritliydi. Başı, sağ kolu, sol eli, iki bacağı eksik. Bunu insan mı yaptı, hayvan mı, anlaşılmıyor.
Kazı ekibinin Field 49 dediği tepede, bir terasın önünde, çoğu yanmış insan kemikleri. Kol kemiklerinin arasında demir bir bıçak, gevşek toprakta dokuz gümüş sikke. Geçitte 24’ten çok tunç ok ucu.
Bunu anlatan metin yok.
— Cahill 2010
— Sardes kataloğu No. 31, 210
— Sardes kataloğu No. 211; Cahill 2010
— Cahill 2010; Greenewalt, Excavations at Sardis 1978–1988, s. 264
— Cahill 2010; Sardes kataloğu No. 214. Mesafe katalog koordinatlarından, hesap bizim.
— Cahill 2010; Sardes kataloğu No. 212–213
— Cahill 2010
— Cahill 2010
— Sardes kazı raporu, KST 2021 (ön tespit)
Yangın kerpicin bir kısmını eritip cama çevirdi. Sonra sur bilerek yıkıldı; üst kerpiçler alt kısmın üstüne döküldü, iki genç adamla birlikte. Bunu kimse yazmadı.
Mehmetçik’i hatırlayın, kafatasında üç yara olan adamı. Kazıyı bugün yöneten arkeolog onu hayal eder. Kroisos’un ordusuyla Orta Anadolu’ya yürüdü. Pteria’daki kararsız savaştan yaralı döndü. Kuş uçuşu 620 km topalladı. Evini savunurken öldü. Yol hayal. Yaralar gerçek.

Çağdaş tek yazılı kayıt Nabonid Kroniği’dir (ii 15–18). Kiros Ayyaru ayında, yani Nisan-Mayıs’ta adı kırık bir ülkeye yürür. Kırık işaret Su, Lu, Zu, Suhu ve Ú diye okundu; van der Spek, Geller ve Finkel’in 2013’teki yeniden okuması Lu, yani Lidya der. Oelsner’in Ú’su, yani Urartu, doğruysa düşüş 542/541’e, hatta sonrasına kayar.
Eusebios yüzyıllar sonra 546/5 der. Herodot yıl vermez. Kazı ekibi yaklaşık 547 kullanır.
Kronik o ülkenin kralının öldürüldüğünü de yazar. Ülke Lidya ise bu, yığından kurtulan Kroisos’la çelişir. Cevap bilinmiyor.
Kroisos’un kendi takvimi de oynuyor. Wallace (2016) saltanatını 580’lere çeker. 2021’de Sart’ta, Field 49’da, sahibinin kemikleriyle çıkan dokuz gümüş Kroiseid 14 yıldan fazla dolaşımla aşınmış; kazı yayını (Hesperia, 2025) bunu Wallace’a destek sayar. Ama aşınma saat değildir.
Yıkımı Kiros’a bağlayan şey çanak çömlek ve Herodot; kazıcılar bu bağı güvenle kurar. Yıl tartışmalı, yangın değil.
Kiros bir odun yığını kurdurdu, Kroisos’u zincirli çıkardı, yanında iki kere yedi Lidyalı oğlan. Kroisos uzun süre sustu, sonra üç kez aynı adı söyledi: Solon. Her işin sonuna bakmak gerekir, demişti Atinalı — son gelmişti. Tablonun köşesindeki duman buydu.
Kiros çevirmenlerine sordurdu: Kim bu? Alevler yığının kenarını çoktan tutmuştu. Kroisos anlattı: hazine, yetmiş yıl, her işin sonu. Kiros vazgeçti — söndürün, dedi. Söndüremediler. Kroisos Apollon’a yakardı — ve açık gökten yağmur indi.
Kesin olan şu: Sardes düştü — Kroisos’a ne olduğunu ise herkes başka yazdı. Atina’da bir vazo ressamı onu şöyle çizdi.

Sekmelere dokun: aynı kral, aynı kent, başka son.
Tek çağdaş satır. Kiros adı kırık bir ülkeye yürür, kralını öldürür, malını alır, garnizon koyar. Yığın yok, yağmur yok, Solon yok. Ülke Lidya ise Kroisos burada ölür.
Beş son, tek kral. Biri onu masal ülkesine götürür, biri mezara, üçü Kiros’un yanına.
Yağmurun kurtardığı kralı Kiros yanında tuttu — Kroisos’un dili de o gün çözüldü, savaşı tek cümleyle anlattı:
Hiç kimse barış dururken savaşı seçecek kadar akılsız değildir: barışta oğullar babalarını gömer, savaşta babalar oğullarını.
οὐδεὶς γὰρ οὕτω ἀνόητος ἐστὶ ὅστις πόλεμον πρὸ εἰρήνης αἱρέεται· ἐν μὲν γὰρ τῇ οἱ παῖδες τοὺς πατέρας θάπτουσι, ἐν δὲ τῷ οἱ πατέρες τοὺς παῖδας.
— Kroisos, Herodot’un kaleminden · Herodot 1.87.4
Askerler o sırada Sardes’i yağmalıyordu — Kroisos baktı ve Kiros’a döndü: “Ne benim şehrimi yağmalıyorlar ne benim malımı; bunlarla artık hiçbir ilgim yok. Taşıyıp götürdükleri senin malın.” Yenilen adam galibe hesap öğretiyordu.
Ve zincirlerini Delfi’nin eşiğine yolladı: Tanrın beni kandırdı. Cevap geldi: Hangisini diye sormalıydın. Katır Kiros’tu — annesi Medli prenses, babası Pers uyruk. Altınlar Delfi’de kaldı. Kiros bu adamı da işe aldı.
Sardes düştükten sonra kapıya Sparta’dan bir haberci geldi. Kiros onu dinledi ve anlatılana göre tek bir şey sordu: Lakedaimonlular da kimdi, kaç kişiydiler? Ve cevabını verdi.
Şehirlerinin ortasında toplanıp birbirini yeminle aldattıkları bir yer ayırmış adamlardan şimdiye dek korkmadım.
— Herodot 1.153.1
Kastettiği yer pazardı — Perslerin pazarı yoktu. Ardından işini bitirdi: Sardes’i Pers Tabalos’a bıraktı — bir çeşit — Kroisos’u yanına aldı ve Ekbatana yoluna çıktı. Asya’nın yukarısı onun işiydi, aşağısını Harpagos alt üst edecekti. Bu kıyıya hikâyede bir daha dönmez.
Giderken geride tek bir iş kaldı: Kroisos’un ve öteki Lidyalıların altını — onu Paktyes adında birine emanet etti. Altını bir Lidyalıya bıraktı. Ve gitti.
Kiros haberi daha yoldayken aldı: Paktyes kıyıya inmiş, o altınla paralı asker tutmuş ve Tabalos’u Sardes akropolünde kuşatmaya başlamıştı. Pazarı küçümsedi. Pazarın altını ona savaş açtı.
Kiros’un aklına ilk gelen, bütün Lidyalıları köle yapmaktı: babayı öldürüp çocukları bağışlamış gibiyim, dedi. Herodot’un sahnesinde araya Kroisos girdi — ve kendi halkını kurtarmak için cezasını kendisi yazdı: silah yasak olsun, üst giysinin altına kiton, ayağa çizme giysinler. Çocuklarına kitara ve esnaflık öğretilsin, yani olsunlar. Erkeklerin yerine kadınlar göreceksin, dedi — Kiros beğendi, emri Medli Mazares’e verdi.
Mazares gelince Paktyes Aliağa’ya, Kyme’ye kaçtı. Mazares Söke yöresinde Priene’yi köleleştirdi, Menderes ovasını ve Magnesia’yı yağmaladı — sonra hastalandı ve öldü.
Kyme halkı kaçağı ne yapacağını Didim’deki Branchidai kâhinine sordu — cevap açıktı: teslim edin. Halk buna hazırdı, yalnız Aristodikos adlı bir adam karşı çıktı. İkinci heyetle kendisi gitti ve aynı cevabı aldı — sonra tapınağın çevresini dolaşıp serçelerin yuvalarını sökmeye başladı. Anlatılana göre içeriden bir ses geldi.
Ey insanların en dinsizi … Sığınanlarımı tapınağımdan söküyor musun?
— Herodot 1.159.3–4
— Efendim, kendi sığınanlarına böyle sahip çıkıyorsun da Kymelilere sığınanı teslim edin mi diyorsun?
— Evet, buyuruyorum; dine karşı gelip daha çabuk yok olasınız diye.
Paktyes Midilli’ye, oradan Sakız’a kaçtı. Sakızlılar onu Athena tapınağından çekip Dikili yöresinde bir toprak karşılığında teslim etti — ve o toprağın ürününü uzun süre tanrıya sunmadı. Tanrı bile Kiros’tan yana konuşmuştu.
Mazares’in yerine yeni bir komutan geldi — hani o akşam yemeğindeki adam: Harpagos. Bir zamanlar Astyages’in generaliydi, şimdi Kiros’un. Bundan sonra bıçak onun elindeydi.
Usulü basitti: surlara toprak yığar, kentleri böyle alırdı. Ama Foça’nın önünde durdu ve Foçalılara çok küçük bir teklif götürdü.

Sen Foçalısın. Teklif küçük görünüyor: bir mazgal yıkılsın, bir ev kutsansın. Bir gün istediniz. Harpagos ne yapacağınızı bildiğini söyleyip ordusunu surdan çekti. Limanda elli kürekli gemiler var.
Kalsaydın…
Gittin.
Evin senin kalırdı. Kapısında Pers olurdu.
Yemini ettin. Yarıdan fazlası hemen bozdu.
Yarıdan fazlası döndü.
Yemin şöyleydi:
“Bir demir külçeyi denize batırdılar ve bu külçe su yüzüne çıkmadan Foça’ya dönmeyeceklerine yemin ettiler.”
— Herodot 1.165.3
Yol bitmeden özlem bastı. Yarıdan fazlası yeminini bozup Foça’ya döndü. Öbürleri Korsika’ya gitti.
Foçalılar gemiye bindi, denize demir külçe atıp dönmemeye yemin etti — ama yarıdan fazlası döndü. Kentin suru bugün Foça’da, Maltepe’de duruyor: 5 kilometreden uzun, kapısı yanmış.
Gidenler denizi bilirdi: Foçalılar daha önce Marsilya’yı kurmuştu. Yeminini tutanlar Korsika’ya yerleşti ve orada 60 gemiyle, 60 Etrüsk ve 60 Kartaca gemisinin karşısına çıktı. Kazandılar — ama 40 gemileri battı, kalan 20’nin mahmuzu büküldü. Herodot buna “Kadmeia zaferi” der: kazanırken batmak. Demir hâlâ denizin dibinde.
Seferihisar’da, bugünkü Sığacık’ta, Teos vardı. Harpagos’un toprağı sura ulaşıp sur düşünce Teoslular da gemilere bindi. Trakya’ya gittiler ve Abdera’yı yeniden kurdular; ilk kurucusunu Traklar sürmüştü.
Rivayete göre önerenler de çıktı: Prieneli Bias, bütün İonyalılar gemilere binsin, Sardinya’ya gidip tek bir kent kursun dedi. Thales, tek bir meclis olsun, o da Teos’ta, dedi. Bunların hiçbiri olmadı.
İonya’da yurdunu yalnız iki kent bıraktı, Foça ve Teos; Milet Kiros’la zaten anlaşmalıydı. Öbürleri savaştı, yenildi, kaldı — ve Harpagos Karya’ya yürürken onları da yanına aldı. Yendiğini işe almak: usulü kimden öğrendiği belliydi.
Datça’da Knidoslular Harpagos gelmeden kazmaya sarıldı: yarımadayı karaya bağlayan 900 metrelik kıstağı yarıp kendilerini adaya çevireceklerdi. Ama taş kıymıkları bedenlerine, en çok da gözlerine sıçradı — sonunda Delfi’ye sordular.
Kıstağa ne kule dikin ne kazın; Zeus isteseydi ada yapardı.
— Herodot 1.174.5
Kazmayı bıraktılar ve Harpagos gelince savaşmadan teslim oldular — bütün bunları anlatan da kendileriydi. En zarif teslim.

Bodrum yakınında, Gökçeler’de, Pedasa ise dağa sur çekti ve Harpagos’u Karya’da en çok uğraştırdı. Orada felaket yaklaşınca Athena rahibesinde sakal çıktığı anlatılırdı — üç kez.
Antalya, Kınık — o zamanlar adı Ksanthos’tu. Harpagos buraya da geldi; anlatılana göre az sayıda Likyalı dışarıda dövüştü ve kente sürüldü. Ve duvarların içinde şunu yaptılar.
Kadınları, çocukları, malları ve köleleri akropolde topladılar, sonra bütün akropolü tutuşturup yanmaya bıraktılar.
— Herodot 1.176.1
Ant içtiler, kapıdan çıktılar ve dövüşerek öldüler. 80 ocak o gün dışarıda olduğu için kurtuldu; sonraki Ksanthos çoğunlukla başka yerden gelenlerin kenti oldu. Dalyan’da Kaunos da büyük ölçüde aynısını yaptı. Astyages haklıydı. Bir akşam yemeğinin faturası Kınık’ta kesildi.

Beş yüz yıl sonra kapıda Sezar’ı bıçaklayan Brutus vardı — MÖ 42. Ksanthoslular atalarının yaptığını yeniden yaptı: kenti yaktılar, kendilerini yok ettiler ve boğazını babasının kılıcına uzatanlar oldu. Bir kent, aynı ateşi iki kez yaktı. Ve Brutus birkaç ay sonra Philippi’de kendisi de öldü.
Şimdi haritaya bakın. İki renk var: kehribar Kiros’un yolu, köz komutanlarının. Ege kıyısında kehribar arayın.
Kehribar Kiros’un yürüdüğü yer, köz komutanlarının. Bir noktaya dokun ya da Sonraki’yle ilerle; sonra haritayı Bütün Asya’ya aç.
Durak 5 / 27
İz burada başlıyor. Kendi de babası da dedesi de “Anşan kralı” diye yazılır. Bahçesini Pasargadai’de yaptıracak.
— Silindir 21; Kronik ii 1
Astyages’in ordusu ayaklandı, kralını Kiros’a teslim etti. Kiros kente yürüdü, ganimeti Anşan’a taşıdı.
— Kronik ii 1–4
Ordusunu topladı, Dicle’yi Arbela’nın altından geçti. Ertesi ay adı kırık bir ülkeye yürüdü.
— Kronik ii 15–18
Kroisos kenti almıştı. Önünde Kiros’u buldu, savaş kararsız bitti. Kiros’un Anadolu’daki ilk durağı.
— Hdt 1.76–77; Kerkenes kazısı
Kent düştü. Kiros orayı Pers Tabalos’a, altının işini Lidyalı Paktyes’e bıraktı. Ve gitti.
— Hdt 1.153; Sardes kazısı
Kroisos’u yanına aldı, doğuya döndü. Anadolu sahnesinde bir daha yok. Gerisini başkaları aldı.
— Hdt 1.153.3–4, 1.177
Paktyes altınla asker tutup Tabalos’u kuşatmıştı. Bir Med geldi: Mazares. Paktyes kaçtı. Lidyalıların silahı alındı, çocuklara kitara öğretildi.
— Hdt 1.154–157
Paktyes buraya sığındı. Kyme ne verebildi ne tutabildi, Midilli’ye yolladı. Harpagos Karya’ya giderken Aiolyalıları da yanında götürdü.
— Hdt 1.157–160, 1.171
Mazares haber yolladı. Kaçağı paraya vermeye hazırlandılar; pazarlık bitmeden Kyme gemi gönderip onu aldı.
— Hdt 1.160.2–3; Plutarkhos bu suçlamayı reddeder
Paktyes’i Athena tapınağından çekip Perslere verdiler. Harpagos kıyıyı alınca ada kendiliğinden teslim oldu.
— Hdt 1.160.3–4, 1.169; Plutarkhos bu suçlamayı reddeder
Paktyes’in bedeli bu topraktı. Sakızlılar uzun süre buranın ürününü hiçbir tanrıya sunmadı.
— Hdt 1.160.3–5
Tabalos’u kuşatanların cezası burada başladı. Kent köleleştirildi.
— Hdt 1.161
Mazares bütün ovayı askerine ganimet diye açtı.
— Hdt 1.161
Aynısı burada da. Ardından Mazares hastalanıp öldü. İzi Harpagos devraldı.
— Hdt 1.161–162
Bir gün mühlet istediler, gemilere bindiler. Persler boş kente girdi. Yarıdan fazlası yemini bozup döndü.
— Hdt 1.164–165
Sur düşünce gemilere bindiler, Trakya’da Abdera’yı yeniden kurdular.
— Hdt 1.168
Anlatılana göre kıstağı kazarken taş kıymıkları gözlerine sıçradı. Delfi “Zeus isteseydi ada yapardı” dedi. Savaşmadan verdiler.
— Hdt 1.174
Lide dağını surladılar, Harpagos’u Karya’da en çok onlar uğraştırdı. Rivayete göre felaketten önce rahibede sakal çıkardı.
— Hdt 1.175–176
Harpagos burayı da Ksanthos gibi aldı. Kaunoslular Likyalıların yaptığını çoğu yönden yaptı.
— Hdt 1.176.3
Kadınları, çocukları, malları akropole topladılar, tutuşturdular. Ant içip çıktılar. O gün dışarıda olan 80 ocak kaldı.
— Hdt 1.176
Akkad ordusuyla savaştı. Akkad halkı geri çekildi. Sonraki cümlede yağma ve öldürme var; öznesi yazılmamış.
— Kronik iii 12–14
Gutium valisi kente ilk giren oldu, kayda göre savaşsız. Kiros’tan 17 gün önce.
— Kronik iii 15–16
On yedi gün sonra geldi. Ayinler kesilmemişti, kentte barış vardı. Yakmadı.
— Kronik iii 16–20
Sardes’i bırakırken hedefindeydi. Dareios tahta çıktığında burada çoktan bir vali vardı.
— Hdt 1.153.4; Bisutun §38
Onlar da hedefindeydi. Dareios’un listesinde çoktan yazılılar. Nasıl girdiklerini kimse sırasıyla yazmadı.
— Hdt 1.153.4; Bisutun §6
Kurduğu söylenen son kent, Pers egemenliğinin ucu. İskender ona hayrandı, yine de burayı yıktı.
— Strabon 11.11.4
Massagetlere giden nehir. Buraya başkasını yollamadı. Sırası gelince döneceğiz.
— Hdt 1.201–214
İonyalılardan yalnız 2 kent göçtü. Öbürleri savaştı, yenildi, kaldı.
Sart’ta ikisi de vardı — ama Türkiye’deki öteki köz noktalarının hiçbirinde Kiros yoktu. Foça, Sığacık, Datça, Kınık: hepsi o akşam yemeğindeki adamın işiydi.
Harpagos’un hikâyesi burada biter: yaşlılığını da ölümünü de kimse yazmadı. Yüz yılı aşkın sonra Kınık’ta bir dikilitaş, Likyalı bir hükümdarı “Harpagos’un oğlu” diye övecekti. Aynı aile sayılır; kanıtlayan yok. Sepetten sonra, taşta bir oğul.
DEFTER · İonya, Karya, Likya: Harpagos.
Astyages’i dört satıra sığdıran kâtibi hatırlayın — sonraki kaydı şuydu: kral Teyma’da.
Nabonid, Babil’in kralı, MÖ 553 dolayında ülkeyi oğluna bırakıp Arabistan’a yürüdü. Yerleştiği Teyma vahası Babil’den kuş uçuşu 785 kilometreydi. Neden gittiğini kimse bilmiyor, ama on yıl kaldı. Yürüdüğü yerleri kendisi saydırdı, Yatribu’ya kadar — yaygın kabulle bugünkü Medine, Hicret’ten yaklaşık 1.170 yıl önce.
Ülkeyi oğlu Belşazar yönetti — ama belgelerde hep “kralın oğlu” yazar, hiçbir zaman kral. Bayramda babasının yerini tutmadı — kâtip de yazdı.
Dokuzuncu yıl: Kral Nabonid Teyma’da. Veliaht, büyükleri ve ordusu Akkad’da. Kral Nisannu’da Babil’e gelmedi. Nabu Babil’e gelmedi. Bel çıkmadı. Akitu yapılmadı.
— Nabonid Kroniği ii 10–12
Babil’in yeni yıl bayramıydı: Bel — yani Marduk — tapınağından çıkar, Borsippa’dan Nabu gelirdi. Kâtip aynı cümleleri yıl yıl yazdı, sekizinci yılı boş bıraktı. Ama bir şeyi atlamadı: ’de sunular olağan zamanlardaki gibi verildi. Bir şehir on yıl bayram yapmadı.

MÖ 547, 6 Nisan — Fırat kıyısında yaşlı bir kadın öldü: Adad-guppi, kralın annesi. Steli ona 104 yıl ömür verir. Kâtibin az önceki satırı bu yılındı: kral yine Teyma’da. Yası veliaht ve ordu tuttu — üç gün.
Yaklaşık 2.500 yıl sonra, 1950’lerde, stelinin bir kopyası Harran Ulu Camii’nin kuzey girişinde bulundu. Aktarıldığına göre caminin döşeme basamaklarına konmuştu — taş bugün Şanlıurfa’da. Son Babil kralının annesi, bir caminin basamağı olmuştu.
Nabonid’in kendi yazıtında bir rüya var. Marduk ve Sin yan yana durdu; Marduk ona Harran’daki tapınağı yeniden yapmasını buyurdu — Harran, annesinin geldiği kentti. Kral çekindi: orayı Medler sarmış, dedi. Marduk karşılık verdi: onlar da ülkeleri de yanlarındaki krallar da kalmayacak.
Ve yazıt üçüncü yıla geçer. Tanrılar Anşan kralı Kiros’u kaldırdı; Kiros küçük ordusuyla büyük Med kalabalığını dağıttı, Astyages’i tutsak götürdü. Yazıtta Kiros, tanrıların elindeki bir alettir.
Bu metin muhtemelen MÖ 540’ta yazıldı — Babil’in düşüşüne yaklaşık bir yıl vardı. Nabonid, onu tahttan indirecek adamı övüyordu.
MÖ 539, ilkbahar. Kral dönmüştü ve akitu yine yapıldı; kâtip bu kez olağan diye yazdı. Yaz gelince Babil’e tanrılar girmeye başladı — Kiş’ten Zababa geldi, Marad’dan Lugal-Marda, her yandan ötekiler. Borsippa’nın, Kutha’nın ve Sippar’ın tanrıları yerinde kaldı.
Eylül sonuna dek kral şehri heykellerle doldurdu — muhtemelen bir savunma önlemiydi: düşman geliyorsa tanrın surların içinde olsun. Kâtip bunu düz bir satırla geçti. Birazdan bu suç olacak.
Ardından Dicle kıyısında, Opis’te, Kiros Babil’in Akkad ordusuyla savaştı. Kâtip gününü yazmadı, yalnız ayını. Akkad halkı geri çekildi — ve defterde bir cümle geliyor: yağma, öldürme. Fiil var, ölü var. Öznesi yok.
Bugünkü çevirilerin çoğu o boşluğa Kiros’u yazar. Aynı şehirde 215 yıl sonra İskender’in ordusu ayaklanacaktı. Babil’in rahipleri bu günleri kil silindire yazarken başka bir cümle kurdu: Marduk onu savaşsız, çarpışmasız şehre soktu. Silindir Opis’i hiç anmaz.
Kesin olan bu kadar: Kronik iii 12–14’te Kiros Opis’te Akkad ordusuyla savaşır, Akkad halkı geri çekilir, ardından özne yazılmadan yağma ve öldürme gelir. Cümle kırık değil; eksik olan özne. Üç okuma var, ağırlıkları eşit değil:
“Savaşsız” da temkin ister. RINBE, tarafsız tanık sayılan bu metinde bile Sippar ve Babil’in gerçekten kansız düşüp düşmediğinden emin olunamayacağını yazar. Eldeki Kronik tableti de geç bir kopyadır.
10 Ekim: Sippar düştü, Nabonid kaçtı. İki gün sonra, kâtibin defterine göre, Gutium valisi Ugbaru Kiros’un askerleriyle Babil’e savaşsız girdi ve Nabonid dönüp orada yakalandı. Tanrılarla dolu şehri başka bir adam almıştı. Kiros yoktu.

Rahiplerin silindirinde Gutium, Kiros’un ayağına kapanan ilk ülkedir. Valisi burada onun için şehir alıyor. Bu yöntem tanıdık. Şimdi takvime bakın.
İleri git. Üstteki sayıya bak, sonra Silindir satırına: çoğu durakta boş.
— Nabonid Kroniği iii 8–12; Silindir 33
— Nabonid Kroniği iii 12–14; aralık, Kronik’in sırasından çıkarılır
— Nabonid Kroniği iii 14
— Nabonid Kroniği iii 15–16
— Dromard 2022
— Nabonid Kroniği iii 16–18
— BM 60916; Dromard 2022
— Nabonid Kroniği iii 18–20; Silindir 17–18
— Nabonid Kroniği iii 22
— Nabonid Kroniği iii 21; Silindir 32–34
On yedi gün sonra Kiros geldi. Rahipler o yürüyüşü de yazdı — yanında Ugbaru değil, Marduk vardı:
Bir dost, bir yoldaş gibi yanında yürüyordu.
— Silindir, satır 15
Ve sekiz gün sonra şehri alan adam öldü. Silindir’de adı yok.
DEFTER · Babil’e ilk giren: Ugbaru.
Şimdi dürüst olalım: işe yaradı. Ay sonuna dek Gutium’un kalkanlıları Esagil’in kapılarını çevirdi ve içeride hiçbir ayin kesilmedi, belirlenmiş hiçbir vakit kaçmadı — kâtip bunu ayrıca not etti. 29 Ekim’de Kiros girdiğinde şehirde barış vardı, o da bütün Babil’e barış buyurdu.
Yakalanan kral öldürülmedi — rivayete göre ona oturması için Karmania verildi, Babil’den uzaklaştırıldı; Kiros onun resmini ve adını da sildirdi. Kasım sonundan Mart’a dek tanrılar kentlerine döndü, kâtipler de tarih satırına yeni kralın adını yazıp işine baktı.
Mart’ta Akkad’da yas tutuldu ve halk başını açtı: kralın karısı ölmüştü, muhtemelen Kiros’un karısı. Altı ay önce Opis vardı. Babil yanmadı. Sart’ı hatırlayan var mıydı?
Avrupa bu düşüşü başka bir kitaptan hatırladı. Daniel kitabında kral Belşazar bin büyüğüne şölen verir, Kudüs tapınağının kapları sofraya gelir. Şamdanın karşısındaki duvarda parmaklar belirir ve yazar: mene, mene, tekel, ufarsin. Son sözcükte bir oyun var: bölündü de demek, Pers de. Ve aynı gece kral öldürülür.

Herodot’ta Kiros Fırat’ı çevirir — su uyluk ortasına iner, Persler nehir yatağından girer; kentin ortası bayramda dans ederken dış mahalleler düşer.

Avrupa ikisini de duvarına astı — Belşazar’ın sonunu ise hiçbir çivi yazılı kaynak söylemez. Kâtibin defterinde ne şölen vardı ne ırmak.
Yaklaşık bir karış: boyu yaklaşık 22 santim, en geniş yeri 10. Fıçı biçiminde bir kil parçası, baştan başa çivi yazısı. MÖ 538 dolayında Babil’de yazıldı, Esagil’in Marduk rahipleri yazdı. Türünün adı : bir yapının temeline ya da duvarına konur ve okuru yaşayanlardan çok tanrılar ile gelecek krallardır. Toprağa konmak için yazıldı.

İki bin dört yüz yıl sonra, Mart 1879’da, Babil harabelerinde — Osmanlı toprağında — Daoud Toma’nın işçileri onu çıkardı. Kazıyı yöneten adam on sekiz yıl sonra kitabında onu Belşazar’ın şölen gecesinin kaydı sandı. Şölen kilde de yoktu.
Silindir Londra’ya gitti — aynı metni taşıyan bir tabletin iki parçası da 1881’den beri aynı müzedeydi ve yaklaşık 130 yıl kimse tanımadı. 2009–2010 kışında önce emekli bir profesör tanıdı, sonra müzenin bir uzmanı. İkinci parçanın sonunda bir ad vardı: “Qišti-Marduk’un tableti.” Yani tek nüsha değildi.
Bu kilin ne dediğini herkes biliyor. Size sekiz cümle okuyacağım — hangileri üstünde?
Her cümle için karar ver: kilin üstünde var mı, yok mu? Sonra kili açacaksın.
Ayağımı öptüler.
Kilin üstünde, satır 30.
Bütün krallar Babil’e ağır haraç getirip ayağını öper; aynı fiil 18. satırda Babil halkı, beyler ve valiler için de geçer.
Köleliği kaldırdım.
Kilin üstünde yok.
Kölelik sözcüğü yok; 26. satırda kaldırılan, Babil yurttaşlarına yüklenen boyunduruktur, cümle internetteki sahte metinden gelir.
Ben Pers kralı Kiros’um.
Kilin üstünde yok.
Silindir onu ve atalarını Anşan kralı diye anar (12, 21); ‘Parsu kralı’ diyen Nabonid Kroniği’dir (ii 15).
Kaz, ördek ve kumru sunularını artırdım.
Kilin üstünde, satır 37–38.
İki ördek ve on kumru fazladan; kaz sayısı kırık, ‘bolca artırdım’ fiili 38. satırın başındadır.
Din özgürlüğü ilan ediyorum.
Kilin üstünde yok.
Böyle bir ilan yok; metin adı sayılan kentlerin tanrılarını yerlerine döndürür (30–34), bu cümle sahte metindendir.
Kimsenin ülkeye korku salmasına izin vermedim.
Kilin üstünde, satır 24.
Gerçekten yazıyor, ama yalnız Sümer ve Akkad için, ordunun Babil’de barışla yürüdüğü satırda.
Asurbanipal’in yazıtını gördüm.
Kilin üstünde, satır 43.
‘Benden önce gelen kral’ diye anılır; ad tablet kopyasında da geçer, ‘gördüm’ fiili büyük ölçüde modern tamamlamadır.
Ahuramazda beni seçti.
Kilin üstünde yok.
Seçen Marduk’tur (11–12); metinde adı geçen tanrılar Marduk, Bel ve Nabu’dur, Ahuramazda yalnız sahte metinde vardır.
0 / 8
Kil açıldı. 45 satır, 17 bölüm.
Her çizgi bir satır, çizim temsilî. Soluk çizgi ve kesik kenar: kil orada kısmen kırık. Noktalı bölümlerden başla.
İlk iki satır kırık; üçüncüde ülkenin başına değersiz biri geçirilir; dördüncüde onlara bir şey dayatılır, çoğu kayıp.
ma-tu-ú iš-šak-na a-na e-nu-tu ma-ti-šú
Bu adam kim, okumalar ayrılır: kimi Nabonid, kimi Belşazar der.
Esagil’in taklidini yapar, yakışıksız ayinler söyletir, düzenli sunuları keser, Marduk korkusunu bitirir, kenti her gün dinlenmesiz boyundurukla ezer.
sat-tuk-ku ú-šab-ṭi-li
Satır 7, Kronik’in okunan yıllarıyla (7, 9, 10) çelişir; orada Esagil ve Ezida’da sunular olağan verilir, 12–15. yıllar kayıptır.
Şikâyetleri duyan tanrıların Enlil’i öfkelenir; tanrılar, kral onları Babil’e soktuğu için kutsal yerlerini bırakır; Marduk terk edilmiş yurtlara döner.
ᵈen-líl DINGIR.MEŠ ez-zi-iš i-gu-ug-ma
Kronik iii 8–12 aynı taşımayı düz kayıt diye yazar; burada suçtur.
Marduk cesede dönmüş Sümer ve Akkad’a acır, bütün ülkeleri tarar, gönlüne göre doğru kral arar, elinden tutar, Anşan kralı Kiros’un adını anar.
it-ta-ma-aḫ qa-tu-uš-šu ᵐku-ra-áš LUGAL URU an-ša-an
Kimin eli tartışmalı: sözlük Kiros’un der, azınlık okuması Marduk’un; Yeşaya 45:1 ile aynı deyim değildir.
Gutium’u ve bütün Umman-manda’yı ayaklarına kapandırır; Kiros kara başlıları adaletle güder; Marduk onun iyi işlerine sevinçle bakar.
um-man-man-da ú-ka-an-ni-ša a-na še-pi-šu
Umman-manda burada Medlerdir; ayağa kapanma var, öpme yok.
Marduk ona Babil yolunu tutturur, dost ve yoldaş gibi yanında yürür; sayısı nehir suyu gibi bilinmeyen ordu silah kuşanmış ilerler.
ki-ma ib-ri ù tap-pe-e it-tal-la-ka i-da-a-šu
Yanında yürüyen Marduk’tur.
Marduk onu savaşsız, çarpışmasız Babil’e sokar, kenti sıkıntıdan kurtarır, kendisine saygı duymayan Nabonid’i onun eline verir.
ba-lu qab-li ù ta-ḫa-zi ú-še-ri-ba-áš
Opis’i anmaz, Ugbaru’yu da; Kronik iii 12–16 ikisini de yazar.
Babil halkı, Sümer ve Akkad, beyler ve valiler önünde diz çöker, ayağını öper; yüzleri parlar, ölüleri dirilten efendi diye adını över.
ú-na-áš-ši-qu še-pu-uš-šu
Birinci ayak öpme.
Ben Kiros: dünyanın, Babil’in, Sümer ve Akkad’ın, dört yönün kralı; Kambyses’in oğlu, Kiros’un torunu, Teispes’in soyundan, hepsi Anşan kralı; Bel ve Nabu krallığını sever.
a-na-ku ᵐku-ra-áš LUGAL kiš-šat LUGAL GAL LUGAL dan-nu
Anlatım burada ‘ben’e geçer; ‘Pers’ sözü yok, Akhaimenes de.
Babil’e barışla girer, saraya yerleşir, Marduk’a her gün saygı gösterir; geniş ordusu kentte barışla yürür, ülkede kimsenin korku salmasına izin vermez, tapınakları gözetir.
um-ma-ni-ia rap-ša-tì i-na qé-reb TIN.TIR.KI i-ša-ad-di-ḫa šú-ul-ma-niš
Kronik iii 15–18: kente 17 gün önce giren Ugbaru’dur.
Babil yurttaşlarına yüklenen, tanrıların istemediği boyunduruk için yorgunluklarını dindirir, onları yüklerinden salar; Marduk buna sevinir.
an-ḫu-ut-su-un ú-pa-áš-ši-ḫa ú-ša-ap-ṭi-ir sa-ar-ma-šu-nu
Metindeki tek salma fiili, yalnız Babil yurttaşları için; neyden saldığı belirsiz, kölelik değil.
Marduk Kiros’u, Kambyses’i, orduyu kutsar; Yukarı Deniz’den Aşağı Deniz’e bütün krallar, çadırlı Batı krallarıyla, Babil’e ağır haraç getirip ayağını öper.
bi-lat-su-nu ka-bi-it-tì ú-bi-lu-nim-ma … ú-na-áš-ši-qu še-pu-ú-a
İkinci ayak öpme, bu kez ‘ayağım’ diye.
Aşur, Susa, Agade, Eşnunna, Zamban, Me-Turnu, Der, Gutium sınırına dek Dicle ötesi: tanrıları yerlerine koyar, oraların halkını toplayıp yurtlarına döndürür.
kul-lat UG₃.MEŠ-šú-nu ú-pa-aḫ-ḫi-ra-am-ma ú-te-er da-ád-mi-šú-un
Kudüs listede yok; liste Mezopotamya ve Dicle ötesiyle sınırlıdır.
Nabonid’in Babil’e soktuğu Sümer ve Akkad tanrılarını Marduk’un buyruğuyla evlerine yerleştirir; hepsi her gün Bel ve Nabu önünde ömrünün uzamasını dilesin.
ša a-ra-ku U₄.MEŠ-ia li-ta-mu-ú
Geri göndermenin metindeki gerekçesi budur; 36’nın başı Silindir’de kırık, tablet kopyası tamamlar.
Babil halkı krallığını kutsar, bütün ülkeleri huzurlu yurtlara yerleştirir; her gün kaz, ördek, kumru sunusunu artırır: iki ördek, on kumru; kaz sayısı kırık.
2 UZ.TUR.MUŠEN ù 10 TU.GUR₄.MUŠEN.MEŠ
‘Bolca artırdım’ fiili 38. satırın başındadır; kimi çeviri kumruya güvercin der.
Babil’in büyük suru Imgur-Enlil’i güçlendirir, önceki kralın bitiremediği tuğla rıhtımı tamamlar, tunç kaplı kapılar, eşikler ve kapı yuvaları takar.
BÀD im-gur-ᵈen-líl BÀD GAL-a ša TIN.TIR.KI
Satırların solu kırık; Berossos’ta Kiros dış surları yıktırır.
Önceki kral Asurbanipal’in adını taşıyan yazıtı gördüğünü söyler; 44–45 Silindir’de kırık, tablet kopyası Marduk’tan uzun ömür dileğini kurtarır.
ši-ṭi-ir šu-mu šá ᵐan-šár-dù-ibila LUGAL a-lik maḫ-ri-[ia]
‘Gördüm’ büyük ölçüde modern tamamlama; ad, tablet kopyasında da geçer.
Satır 1–4 · Kırık başlangıç
Sayılar korunan metin içindir: 1–11 ve 36–45. satırlar kısmen kayıp.
Sahte metinde var, Silindir’de yok.
İmparatorluğumdaki ulusların geleneklerine, göreneklerine ve dinlerine saygı göstereceğim.
Satır yok. Silindir yalnız adı sayılan kentlerin tanrılarını yerlerine döndürür (30–34).
Valilerimin onları aşağılamasına izin vermeyeceğim.
Satır yok. Gerçek metinde valiler onun ayağını öper (18).
Ahuramazda hükmetmeme izin verdikçe krallığımı hiçbir ulusa dayatmayacağım.
Satır yok. Gerçek metinde krallığı veren Marduk’tur (12), Gutium ve Medler ayağına kapandırılır (13).
Her ulus onu kabul etmekte özgürdür.
Satır yok. Gerçek metinde bütün krallar ağır haraç getirir (30).
Reddeden olursa hükmetmek için savaşa karar vermeyeceğim.
Satır yok. Silindir savaşı susar, Opis Kronik’tedir (iii 12–14).
Köleliği engelliyorum.
Satır yok. Silindir 26’da kaldırılan, Babil yurttaşlarının yüküdür.
Bugün herkesin bir din seçmekte özgür olduğunu ilan ediyorum.
Satır yok. Silindir’de genel bir din ilkesi yoktur.
Sahtenin imzası belli: Marduk yerine Ahuramazda.
Köleliği kaldırmıyor — o cümle internetteki sahte metinden. Ayağını öpüyorlar. İki kez: önce Babil halkı, beyler ve valiler, sonra bütün krallar, ağır haraçla.
Metindeki tek salma fiili Babil yurttaşları için ve yükün ne olduğu belli değil. Yahudi yok, Kudüs yok, Pers sözü bile yok. Marduk var, Asurbanipal var — kaz, ördek ve kumru var. Seçen Marduk. Konuşan Kiros. Yazan Babil.
Metnin sonunda Kiros sur onarır: Babil’in büyük suru, rıhtım, tunç kaplı kapılar. Ve 43. satır: Asur kralı Asurbanipal’in yazıtı, “benden önce gelen kral.” Nabonid de onu anıyordu. II. Sargon’un Aşur Şartı’nda da aynı kurgu vardı: öfkeli tanrı, kötü selef, angaryadan kurtuluş. Yeni kral eski kalıba girdi.
Tanrıların dönüşü de öyle — dönenlerin bir kısmı o yaz Babil’e getirilmişti. Nabonid’in taşıması burada suç oldu, dönüşü Kiros’un cömertliği. Ve cömertliğin karşılığı yazılıydı:
Her gün Bel ve Nabu’nun önünde günlerimin uzun olmasını dilesinler.
— Silindir, satır 35
Evine dönen tanrıdan bile teşekkür bekleniyordu.
Dönüş, adı sayılan yerler içindi: Aşur, Susa, Agade, Eşnunna, Zamban, Me-Turnu, Der, Dicle ötesi. Sart listede yok. Nippur’un Muraşu arşivinde ise “Sardesliler” diye bir topluluk geçer — muhtemelen onları oraya Kiros sürdü. Sart’ın halkı Nippur’daydı.
DEFTER · Tanrıları toplayan: Nabonid. Metni yazan: rahipler.
Babil’de yaklaşık elli yıldır sürgünde yaşayan bir halk vardı: Kudüs’ten sürülen Yahudiler. Onlardan da bir ses aynı adı andı — başka bir dilde, başka bir tanrı adına. Yeşaya kitabında sürgündeki bir peygamber Kiros’a doğrudan seslenir:
Seni adınla çağırdım, sana unvan verdim, oysa beni tanımıyordun.
— Yeşaya 45:4וָאֶקְרָא לְךָ בִּשְׁמֶךָ, אֲכַנְּךָ וְלֹא יְדַעְתָּנִי
Üç ayet önce ona der: kurtarıcı değil, görevlendirilmiş. Aram kralı Hazael için de aynı emir verilmişti. Görevi de yazılıdır: sürgünleri salıverecek. Peygamber “beni tanımıyordun” sözünü iki kez yazar. Seçilen adamın haberi yoktu.

Şimdi üç metni yan yana koyun — aynı adam, üç ayrı seçen.
Bütün ülkeleri taradı, doğru bir kral aradı, Anşan kralı Kiros’un adını andı.
Meshettiği Kiros’a sesleniyor, adıyla çağırıyor, unvan veriyor.
Bir Pers soylusu der ki: Zeus egemenliği Perslere, insanlar arasında da Kiros’a veriyor. Ad Yunanca; Persler göğün bütün çemberine böyle der, diye yazar Herodot.
Üç tanrı aynı adamı seçti. Hiçbiri ona sormadı.
Ezra kitabında Kiros adına iki metin var. İlki İbranice bir ferman: Yahve’yi anar, dönüş izni verir, gideri komşulara yükler. İkincisi Aramice bir not, Ekbatana’da — bugünkü Hemedan’da — bulunmuş: tapınağın ölçüsünü verir, gideri kral hazinesine yazar, kapları geri ister. Ve dönüşten yalnız ilki söz eder.

İnşaat 520’lerde yürüdü ve tapınak 515’te bitti. Kiros on beş yıldır ölüydü.
Çağdaş Babil kaydı bunu yazmaz. Silindir’de Yahudi, Kudüs, Yahve yok. Satır 32’deki dönüş Aşur’dan Gutium sınırına uzanan bir şehir listesi içindir; Williamson ve Grabbe yine de metnin bazı Yahudilerin dönüşüyle bağdaştığını kabul eder.
Ezra’daki iki belgenin (1:2–4 ve 6:3–5) gerçekliği tartışmalıdır:
Ezra 2 dönenleri 42.360 sayar, Josephus 42.462. Arkeoloji erken Pers döneminde anlamlı bir dönüş göçü izi görmez, nüfus ancak Helenistik dönemde hızlanır. Yine de kimsenin dönmediği söylenemez.
Kaplar: Ezra 1:9–11’in dökümü 2.499 eder, toplamı 5.400 yazar. Josephus’un dökümü 5.400’ü, 1 Esdras 2:13–14’ünki kendi toplamı 5.469’u tutturur.
Kiros’un Yeşaya’yı okuyup Yahudileri saldığını yalnız Josephus anlatır (Ant. 11.1.2), MS 1. yüzyılda. Yeşaya 45:4’ün sözü bunun tersidir.
DEFTER · Tapınak: 515. O öldükten on beş yıl sonra.
MÖ 533, Kiros’un beşinci yılı — Babil’in düşüşünden altı yıl sonra. Babil kırsalında diye bir köy var, adı Yahuda demek. Oralı Rapā-Yāma oğlu Ahīqam, Kēš’te bir görevlinin vekiline ilku ödedi: toprağın karşılığı vergi. İki yıl sonra Našar’a gidip babasının borcunu kapattı.
MÖ 518’de, Babil’de, biri ona 5 minadan fazla gümüş ve 5 koyun borçlandı. Ahīqam öldüğünde oğulları bira fıçılarını ve iki köleyi paylaştı. Oğlu Yāhû-izrī’nin son izi MÖ 488’de, hâlâ orada. Bazıları döndü. Ahīqam dönmedi. Bira işine girdi.
MÖ 530, Hazar’ın doğusu — Kiros, kocası ölmüş bir kraliçeye elçi yolladı ve onunla evlenmek istediğini söyletti. Kraliçenin adı Tomris’ti, halkı — tek tanrıları Güneş’ti, ona at kurban ederlerdi. Tomris elçiyi dinledi ve istenenin kendisi değil, krallığı olduğunu hemen anladı. Reddetti.
Kroisos’a haberini kendisi götürmüştü — sonra kıyıyı Harpagos aldı, Babil’e önce Ugbaru girdi. Şimdi ordunun başındaydı. Evlilik olmayınca aradaki nehre, Araxes’e köprü kurdurdu ve geçiş gemilerine kule diktirdi. Bu kez işi kendisi yaptı.
Doğudaki yılları kimse sırasıyla yazmadı: Baktriya ve hedefindeydi, Soğd sonraki kralların listesinde çoktan vardı, İskender Seyhun kıyısında onun kurduğu söylenen bir kent buldu. Ktesias’a inanırsanız bir kadına da yenilmişti — Saka kralı Amorges’i esir aldığında karısı Sparethra ordunun başına geçip onu yendi. Kiros kralı geri verdi, kendi akrabalarını aldı, Amorges de sonra müttefiki oldu. Karısına yenildiği adamı bile işe aldı.
Köprü yükselirken Tomris haberci yolladı.
Ey Medlerin kralı, telaşla yaptığın işi bırak; bunların tamamlanmasının sana hayır getirip getirmeyeceğini bilemezsin. Bırak ve kendi ülkene hükmet; bizim de hükmettiğimiz insanlara hükmettiğimizi görmeye katlan.
— Tomris (Herodot’a göre) · Herodot 1.206.1
Babil ayağını öpmüştü, sürgündeki peygamber ona Tanrı’nın adıyla seslenmişti. Bozkırdan gelen cevabın özeti ise iki sözdü: evine dön. Bu kadın ona teşekkür etmedi.
Haberci bir de seçenek getirmişti: üç günlük yol çekilirim, gel; istersen sen çekil, ben geleyim. Kiros soyluları topladı ve hepsi aynı şeyi söyledi: bırak gelsin, kendi toprağımızda karşılayalım. Tek bir adam karşı çıktı — Kızılırmak’ı hatırlıyor musunuz? Onu geçen kral hâlâ Kiros’un yanındaydı.
Kroisos önce yenilgiden çıkardığı dersi söyledi: “İnsan işleri bir çarktır; döner ve hep aynı kişilerin talihli kalmasına izin vermez.” Birkaç cümle sonra da asıl sözünü: Kambyses oğlu Kiros’un bir kadına yol vermesi ayıptır. Ve Kiros iki sesi de duydu.
Sen Kiros’sun. Köprün yarım. Massaget kraliçesi haberci yolladı: üç günlük yol çekilirim, gel; istersen sen çekil, ben geleyim. Soyluların hepsi aynı görüşte: kendi toprağında karşıla. Kroisos tek başına karşı çıkıyor: Kambyses oğlu Kiros’un bir kadına yol vermesi ayıp.
Geçtin.
Persleri dinleseydin…
Tuzağı kurdun. Tulum hazırlanıyor.
Belki ölmezdin. Ama bir kadına yol vermiş olurdun.
O geçti.
Kızılırmak’ı geçen Kroisos krallığını kaybetmişti. Aynı adam şimdi Kiros’a nehir geçiriyordu.
Kiros Kroisos’u dinledi. Krallığı oğlu Kambyses’e verdi, Kroisos’u ona emanet edip ikisini Pers’e yolladı — geçiş kötü biterse diye. Ve tuzak da Kroisos’undu: bol koyun, kraterlerle katıksız şarap, sofranın başında ordunun en kötüsü. Yenilen kral sofrayı kurdu ve gitti.
Araxes’in geçildiği gece Kiros bir rüya gördü. Hystaspes’in büyük oğlu Dareios omuzlarında kanatlarla duruyordu; biriyle Asya’yı, öbürüyle Avrupa’yı gölgeliyordu. Oysa Dareios yaklaşık yirmi yaşındaydı ve sefere bile gelmemişti, Pers’teydi. Kiros uyanınca rüyayı tek bir sözcükle okudu: komplo.
Sabah babasını yalnız aldı — oğlun bana ve egemenliğime komplo kuruyor, dedi; tanrılar beni gözetir, başıma geleni önceden gösterir. Hystaspes itiraz etmedi. Köleyken bizi özgür kıldın, dedi, oğlumu sana veriyorum. Bir baba daha teşekkür ediyordu.
Hystaspes Pers’e döndü — Herodot ise okura hemen söyler: rüya başkaydı, tanrı Kiros’a komplo değil kendi ölümünü gösteriyordu. Bütün tanrılar onu gözetmişti. Bu gece de öyle sandı.
Sofra kuruldu, Persler çekildi. Massaget ordusunun üçte biri geldi, bırakılan işe yaramaz askerleri öldürdü, sofraya oturdu ve sarhoş uyudu. Persler dönüp bir kısmını öldürdü, çok daha fazlasını esir aldı — esirlerin arasında komutanları vardı, Spargapises. Tomris’in oğlu.

Tomris haberci yolladı: “Ey kana doymayan Kiros, bu olanla böbürlenme.” Oğlumu savaşta değil, asma meyvesiyle aldın, dedi; geri ver. Ve Güneş’i araya koydu: “Massagetlerin efendisi Güneş üzerine yemin ederim: kana doymaz da olsan seni kanla doyuracağım.” Kiros cevap vermedi.
Oğul ayıldı ve nerede olduğunu anladı, bağlarının çözülmesini diledi — elleri serbest kalır kalmaz kendini öldürdü. Altınlı kundaktaki bebek, sepetteki çocuk, şimdi o. Üçüncü oğul.
Ve savaş — önce oklar atıldı, oklar bitince iş mızrağa ve hançere kaldı. Uzun süre kimse kaçmak istemedi, sonunda Massagetler üstün geldi ve Pers ordusunun çoğu orada öldü. Yirmi dokuz yıllık kral da.
Tomris bir tulumu insan kanıyla doldurdu — sıra önemli: kan hazırdı, ceset henüz bulunmamıştı. Ölülerin arasında aradı, buldu, başını tuluma itti ve cesede eziyet ederken konuştu:
Ben sağım ve seni savaşta yendim, yine de oğlumu hileyle alarak beni mahvettin. Ben de, tehdit ettiğim gibi, seni kanla doyuracağım.
σὺ μὲν ἐμὲ ζῶσάν τε καὶ νικῶσάν σε μάχῃ ἀπώλεσας, παῖδα τὸν ἐμὸν ἑλὼν δόλῳ· σὲ δʼ ἐγώ, κατά περ ἠπείλησα, αἵματος κορέσω.
— Tomris (Herodot’a göre) · Herodot 1.214.5
Kiros bu kez de cevap vermedi.

Herodot sahneyi kendi cümlesiyle kapatır: “Kiros’un yaşamının sonu hakkında birçok rivayet anlatılır; bana en inandırıcı gelen, anlattığım budur.” En inandırıcısı buysa, öbürleri neydi?
Sekmelere dokun: aynı kral, aynı yıl, başka ölüm.
Yukarıda okuduğun sahne. Savaş, kırılan ordu, kan dolu tulum. Aynı kraliçeyi başkaları sertleştirdi: Justinus’ta baş kesilir, Diodoros’ta esir Kiros çarmıha gerilir ya da kazığa geçirilir.
Tulum, fil, yatak, ova. Mezar ise Pasargadai’de duruyor; tulum onu açıklamıyor.
Kesin olan bu kadar: 530’un ikinci yarısında Babil’deki tabletlerde kralın adı değişti — Kiros gitti, Kambyses geldi. Kâtip ölümü yazmadı. Yeni adı yazdı.
Tulum da yolda değişti: Rubens’te altın leğen oldu, bir porselen grupta çorba kasesi.

Massagetler Hazar’ın doğusunda yaşayan, çoğunlukla İran dilli bir Saka grubu sayılır. Dillerinden yalnız birkaç ad kaldı. Spargapises’in bir benzeri Herodot’un İskit soy kütüğünde de geçer. Tomris adının kökeni kesin değil.
Karşı görüş de var: Polat (2024) Ural-Altay sonucuna varır. Esik kurganındaki gümüş kâsenin yazısı ise kesin çözülmüş değil, Türkçe olduğu da kanıtlanmış değil. Bugünkü Orta Asya halklarının soyca pay taşıması ayrı konu: dil ile soy aynı şey değildir.
Herkesin Tomris’i. Onu sahiplenmek yeni değil. 6. yüzyılda Jordanes onu Getlerin kraliçesi yaptı, bugünkü Köstence’de kendi adıyla bir kent kurdurdu. Kazakistan onu ulusal kahraman sayar, sikke bastı. Türkiye’de kürsüden gazeteye anlatılır. Polyainos’ta kampını bırakıp kaçar gibi yapan bile odur: bozkırın sahte çekilmesi.
Hiçbir antik kaynak ona Türk demez ve Massagetler çoğunlukla İran dilli sayılır; Türkçe konuştuğunu gösteren kanıt yok, onu sevmek için de gerekmiyor. Türklerin tarihi başka kanıtlarla başlar.
Pasargadai. Tepedeki Tall-i Takht terasında taş işleniyordu ve iş birden kesildi. Merdivenler bitmedi, aşağıda Saray P denen yapı da durdu; sonunu Dareios getirdi, tutumlu bir işçilikle. Kazıcılar bunu beklenmedik bir ölüme bağlar. Tulumu kimse görmedi. Merdiven yarım.

Aşağıda bahçe vardı: duvarla çevrili, taş kanallı, saraylar içinde köşk gibi. Bu bahçelere verilen İrani ad Yunancaya diye geçti; Türkçedeki firdevs aynı kökten. Tahtın ekseni kanalları dörde bölüyordu — dört bucağın kralına dört parçalı bahçe, diye okur bazı kazıcılar.
Develeri başkası düşünmüştü, Silindir’i başkası yazmıştı — yani bunu kendi yaptırıyordu. Tek iş. Yarım kaldı.

MÖ 522. Kambyses yedi yıl beş ay hüküm sürdü ve uyluğundaki bir yarayla öldü. Dareios’a göre tahtta Kiros’un oğlu kılığında bir Mag oturuyordu. Her kimse, yedi ay oturdu ve bütün uluslara üç yıl vergi ve askerlik muafiyeti ilan etti. Ve rüyadaki adam artık kapıdaydı.
Dareios ile Gobryas Mag’ın peşinden bir odaya daldı. Karanlıkta Gobryas boğuşuyordu, Dareios arkadaşına vurmaktan korkup bekliyordu. Gobryas seslendi: “Kılıcı sok, ikimizin içinden geçse de.” Dareios sapladı ve kılıç Mag’a denk geldi. Kendi yazıtında aynı iş tek cümledir: az adamla, bir kalede. Orada şans yok.
Dareios tahta çıktı — olanın adı darbe miydi, bilinmiyor: tek tanık tahta oturan adamdı, o rüya da muhtemelen bu tahta yarıyordu. Ve Kiros’un iki kızıyla evlendi, Atossa ve Artystone. Atossa’nın oğlu Kserkses tahtı isterken Kiros’un torunu olduğunu öne sürecekti. Kanı kızlarından aldı.
Mag vergiyi üç yıl affetmişti. Onu öldüren adam hesabı yeniden yaptı: imparatorluğu yirmi böldü, her birine yıllık vergi yazdı — toplam 14.560 talant. Valiler Kiros’tan kalmaydı, düzen Dareios’undu. Ve Persler üç kralı üç sözcükle andı.
Persler derler ki Dareios bir esnaftı, Kambyses bir efendi, Kiros bir baba: biri her işi pazar malı gibi alıp sattığı için, öteki sert ve umursamaz olduğu için, üçüncüsü de yumuşak huylu olduğu ve onlara her iyiliği tasarladığı için.
λέγουσι Πέρσαι ὡς Δαρεῖος μὲν ἦν κάπηλος, Καμβύσης δὲ δεσπότης, Κῦρος δὲ πατήρ, ὃ μὲν ὅτι ἐκαπήλευε πάντα τὰ πρήγματα, ὁ δὲ ὅτι χαλεπός τε ἦν καὶ ὀλίγωρος, ὁ δὲ ὅτι ἤπιός τε καὶ ἀγαθά σφι πάντα ἐμηχανήσατο.
— Persler (Herodot’a göre) · Herodot 3.89.3
Esnaf, yani . Lidyalılar ilk esnaftı, Kiros pazar kuran adamları küçümsemişti, Kroisos Lidya’nın çocuklarına esnaflık öğretilsin demişti — şimdi sözcük Pers tahtındaydı. Baba demek de kolaydı. Bunu diyen Persler vergi ödemiyordu.

Pasargadai’de bir taşta üç dilde kısa bir cümle duruyor: Ben Kiros, kral, . Yazı muhtemelen Kiros’un değil, hesabı yapan adamın çağının; Eski Farsça yazı ancak onun döneminde tasarlandı.

Persler ona baba dedi. Bu hikâyenin oğullarını sayın.
Şimdi defteri açın. Perde perde gördünüz: Kiros’un adına bir satır, altında başka bir el. Burada on iki satır var — hangisini kendisi yaptı?
Satırı oku, kimin yaptığını seç. Kart döner, defter düzelir. Sayaç düşmezse satırın bir parçası onda kalmıştır.
Astyages’i devirdi.
Kim yaptı?
Kendi ordusu
Astyages Kiros’a yürüdü. Ordusu ayaklandı, kralını tutsak edip Kiros’a teslim etti. Ekbatana’nın gümüşü Anşan’a gitti. Kâtip hepsini dört satıra sığdırdı.
Bu satırdan Kiros’a kalan: Ekbatana’yı almak.
Nabonid Kroniği ii 1–4
Lidya atlılarını develerle dağıttı.
Kim yaptı?
Harpagos’un öğüdü
Kiros atlılardan korkuyordu. Yükleri indirip develeri öne sürmeyi Harpagos önerdi. Atlar kokuya dayanamadı, döndü. Öğüdü veren, o akşam yemeğindeki adamdı.
Herodot 1.80
Sardes’in surunu aştı.
Kim yaptı?
Mardlı Hyroiades
Bir gün önce bir Lidyalı, düşen miğferini almak için yamaçtan inmişti. Mardlı bir asker gördü. On dördüncü gün aynı yoldan tırmandı. Sardes düştü.
Herodot 1.84
İonya’yı, Karya’yı, Likya’yı aldı.
Kim yaptı?
Harpagos
Önce Mazares geldi, Priene’yi köleleştirdi, hastalanıp öldü. Sonra Harpagos geldi: Foça’dan Kınık’a, kent kent. Kiros çoktan Ekbatana’ya gitmişti.
Herodot 1.153, 1.161–176
Babil’e girip şehri aldı.
Kim yaptı?
Gutium valisi Ugbaru
MÖ 539, 12 Ekim: Ugbaru ve Kiros’un askerleri şehre girdi. Kiros on yedi gün sonra geldi, barış buyurdu. Sekiz gün sonra Ugbaru öldü. Silindir’de adı yok.
Bu satırdan Kiros’a kalan: Babil’i yakmamak.
Nabonid Kroniği iii 15–22
Silindir’deki sözleri söyledi.
Kim yaptı?
Esagil’in Marduk rahipleri
“Ben Kiros” diye konuşur, ama dili Akkadca, tanrısı Marduk, “Pers” sözü yok. Muhtemelen Esagil’in rahipleri yazdı, 538 dolayında. Nabonid’i yeren satırlar da onların.
Silindir 20; Tiemeyer 2024, s. 118
Tanrıları evlerine yolladı.
Onları evlerinden kim çıkarmıştı?
Nabonid
Savaş yaklaşırken Nabonid onları Marad’dan, Kiş’ten Babil’e taşıdı. Birkaç ay sonra yerlerine döndüler. Silindir taşımayı suç, dönüşü Kiros’un cömertliği diye yazdı.
Nabonid Kroniği iii 8–12, 21; Silindir 32–34
Kudüs Tapınağı’nı yaptırdı.
Kim yaptı?
Ondan sonrakiler
Ferman Ezra’da yazılı. İnşaat 520’lerde yürüdü, tapınak 515’te bitti. Kiros on beş yıldır ölüydü.
Ezra 1:2–4, 6:3–5; Tiemeyer 2024, s. 126, 144
Yirmi satraplığı ve yıllık vergiyi kurdu.
Kim yaptı?
Dareios
Valiler Kiros’tan kalmaydı. Yirmi bölge ve yılda 14.560 talant Dareios’un düzeniydi. Persler bu yüzden ona esnaf dedi, Kiros’a baba.
Herodot 3.89, 3.95
Persepolis’i kurdu.
Kim yaptı?
Dareios
İlk evre 518 dolayında başladı; Kiros on iki yıldır ölüydü. Kendisi Pasargadai’de taş kanallı bir bahçe yaptırıyordu. O da yarım kaldı.
Bu satırdan Kiros’a kalan: Pasargadai’nin bahçesi.
Livius, Persepolis: ilk evre y. 518–490
5,5 milyon km²’lik imparatorluğu kurdu.
Kim yaptı?
Dareios’un çağı
Bu rakam MÖ 500 dolayının modern bir atlas tahminidir. Kiros otuz yıldır ölüydü. Rakam yine de onun adıyla dolaşır.
Manning 2020 (Taagepera ve Turchin listeleri)
“İlk insan hakları beyannamesi”ni yazdı.
Kim yaptı?
Şah ve BM basın bürosu
1968’de Şah onu Evrensel Bildirge’nin öncüsü saydı. 1971’de BM basın bürosu “antik bir insan hakları beyannamesi” yazdı, “ilk” sözünü İran’a atfetti. Nottaki çeviride Marduk yoktu.
BM Not 3699, 13 Ekim 1971
DÜZELTİLMİŞ DEFTER
Ve hepsini bir arada tutmak: Harpagos’u, Kroisos’u, Ugbaru’yu, rahipleri. Sayaç bunu saymıyor. Belki asıl iş buydu.
Esnaf bile kızını ondan aldı.
Esnaf: Dareios. Kiros’un iki kızıyla evlendi, Atossa ve Artystone. Herodot 3.88–89.
Cevap: hemen hiçbiri. Ama hepsi ona yazıldı, çünkü işe yarıyordu — rahibe de, sürgüne de, esnafa da.
Dareios’un gözünde de hiçbir Pers onu geçmedi; kimse kendini onunla kıyaslamaya layık görmemişti. Esnaf hesabı bilirdi.
MÖ 324. İskender Hindistan’dan dönerken Pasargadai’de durdu ve Kiros’un mezarını soyulmuş buldu. Yanındaki Aristobulos’u içeri soktu — kapı öyle dardı ki küçük bir adam zor girerdi. Bir zamanlar odada altın ayaklı bir sedir, Babil işi örtüler, mor giysiler, gerdanlıklar vardı. Şimdi altın lahdin kapağı kopmuş, ceset dışarı atılmıştı. Dağa bırakılan altınlı kundağı hatırlayın. Altın ölüyü yine korumamıştı.

İskender kalıntıları lahde geri koydurdu, kapıyı taş ve çamurla kapattırdı, çamura kral mührünü bastırdı. Mezarı babadan oğla bekleyen Mag’lar kraldan günde bir koyun, ayda bir at alırdı. Onlara işkence ettirdi — bir şey öğrenemedi, salıverdi. Mezarda şöyle yazıyordu:
Ey insan, ben Kambyses oğlu Kiros’um, Perslere egemenliği kuran ve Asya’ya hükmeden. Öyleyse bu anıtı bana çok görme.
ὦ ἄνθρωπε, ἐγὼ Κῦρός εἰμι ὁ Καμβύσου ὁ τὴν ἀρχὴν Πέρσαις καταστησάμενος καὶ τῆς Ἀσίας βασιλεύσας. μὴ οὖν φθονήσῃς μοι τοῦ μνήματος.
— Mezar yazıtı, Aristobulos’un aktarımıyla · Arrianos 6.29.8
Yeşaya’da Tanrı ona “beni tanımıyordun” demişti — burada taş, yoldan geçene adını söylüyordu. Bugün taşta o yazıttan iz yok.
İskender onun hayranıydı — yine de onun kurduğu Kyra’yı Seyhun kıyısında yıkmıştı, Kyroupolis’te de başından ve boynundan taş yemişti. Kentini yıktı, mezarını onardı.
Tarihsel not · Yazıt dört metinle gelir: Aristobulos’tan iki aktarım, Onesikritos, Plutarkhos. “Bedenimi örten şu azıcık toprak” yalnız Plutarkhos’ta geçer. Aristobulos tarihini 84 yaşında yazmaya başladı. Curtius’ta yazıt yoktur; İskender altın bekler, çürük bir kalkan, iki İskit yayı ve bir akinakes bulur. Suçlu için de dört ayrı cevap var.
Yaklaşık 1000 yılı, Cürcan — Kiros öleli bin beş yüz yıl olmuştu. Harezmli bilgin Biruni, hükümdara adadığı kitap için kral listelerini yan yana dizdi. Ve kurucu tek satıra sığmadı:
| Koreş, yani Keyhüsrev | 8 yıl |
| Kiros, yani Lührasb | 34 yıl |
| Kudüs’ü yeniden yapan Kiros | 9 yıl |
Biruni de kuşkulandı: Batılı yazarlar Pers krallarını Babil valileriyle karıştırmış olabilirdi. İran’ın kendi destanı ise Ahamenişleri değil, Keyânileri anıyordu. Şehname’nin Keyhüsrev’i de tanıdık bir çocuktu — rüyasından korkan dede, çobanlara verilen bebek. Hatıra mı, rastlantı mı, belli değil. Ve Konya’daki I. Gıyaseddin Keyhüsrev adını bu destan dünyasından aldı. Kurucu üç satıra bölünmüştü.
Mezar ayaktaydı, ama adı değişmişti. 12. yüzyılda İbnü’l-Belhi burayı Süleyman’ın annesinin mezarı diye yazdı; giren kör olurmuş. Sonraki yüzyılda Atabek Sa’d b. Zengi çevresine cami yaptırdı, odaya mihrap kondu — sütunlar muhtemelen Kiros’un sarayından geldi. Kendi sarayının sütunları, başkasının annesine.
Ocak 1809, Murgab ovası — İngiliz diplomat James Morier yedi kat taşın ve on dört sütun gövdesinin önünde durdu. Yerliler burayı Süleyman’ın annesi diye anıyordu, bir de devlerin avlusu. Anahtar kadınlardaydı, içeri yalnız kadınlar girerdi — Morier’i almadılar; kapıdan dumandan kararmış bir oda gördü. Bir şey daha öğrendi: yakındaki su, otuz gün içinde içilirse kuduz ısırığına iyi gelirmiş.
Antik yazarları okumuştu, biçim çok ünlü bir mezara benziyordu. Yer uysaydı, diye yazdı, “bu yapıya öylesine şanlı bir köken atfetmeye yeltenirdim.” Yer uymuyordu, sandı. Doğru kapının önünde durdu ve yoluna devam etti.
Şimdi aynı yapının adına bakın.
Kaydırıcıyı sürükle. Yapı yerinde durur, adı el değiştirir. Dört karede ad görselin kendi üstünde yazılı.
MÖ 324
KİROS’UN MEZARI
12.–13. yy
SÜLEYMAN’IN ANNESİ
1811
“TOMB OF MADRÉ SULEIMAN”
1820
“TOMB OF MADRÉ-I-SULEIMAN OR OF CYRUS”
1858
“TOMBE DE CIRO A MORGAB”
1891
“THE TOMB OF CYRUS AT MESCHED-I MADRE-I SULEIMAN”
y. 1880–95
“GRAFTOMBE VAN CYRUS”
2016
KİROS GÜNÜ

Etiket olayın; resim 17. yüzyılın
Resim mezarı baştan hayal ediyor. Gerçeği Pasargadai’de küçük bir taş oda.
Burada da biri yazıyor.
Giovanni Benedetto Castiglione, 1645–50 · National Gallery of Art, Washington · CC0
Etiket adın çağı; çizim 1840’ın
Sütunlar mezarın değil, çevresine yapılan 13. yüzyıl camisinin.
Basamakta bir kadın ve çocuğu oturuyor.
Eugène Flandin, çizim 1840, basım 1851 · kamu malı
Levhanın kendi yazısı
James Morier çizdi. Kiros’u düşündü, sonra reddetti.
Yer uysaydı Kiros diyecekti.
James Justinian Morier, 1811 · kamu malı
Levhanın kendi yazısı
Robert Ker Porter’ın kitabı 1821’de çıktı. Gezgin çizimi, ölçek abartılı olabilir.
İki ad yan yana, arada bir ya da.
Robert Ker Porter, levha 1820, Travels (1821) · kamu malı
Müze kaydındaki başlık; kâğıtta okunmuyor
Luigi Pesce’nin fotoğrafı. Kâğıtta yalnız soluk bir kalem izi var.
Bu başlıkta Süleyman’ın annesi yok.
Luigi Pesce, 1858 · Metropolitan Museum 67.606.18 · CC0
Albümün el yazısı
A. P. H. Hotz’un fotoğrafı. Çevredeki mezar taşlarının dönemi doğrulanmadı.
Kiros öne geçti. Süleyman’ın annesi hâlâ orada.
A. P. H. Hotz, 1891 · kamu malı
Albümün el yazısı
Sevruguin’e atfedilen fotoğraf. Albüm yazısı ölümü 550’ye koyuyor; ölüm 530.
İnsanlar kralın kapısında oturuyor.
Antoin Sevruguin’e atfedilir, y. 1880–95 · Rijksmuseum RP-F-F01048-BD · CC0
Etiket günün; fotoğraf bir ay önce çekildi
Çekim 24 Eylül 2016. O günün kalabalığı değil, bir ay öncesi.
Bir ay sonra binlerce genç bu kapıya yürüdü.
Diego Delso, delso.photo · CC BY-SA 4.0 · kırpıldı
Kiros sağlığında başkalarının işine teşekkür aldı. Öldü. Kendi mezarının teşekkürü yüzyıllarca Süleyman’ın annesine gitti.
Aynı ovada, Kapı R’de, bir taş daha ayakta: dört kanatlı, yaklaşık üç metrelik bir figür, üstünde Elam giysisi, başında Mısır tacı. Tepesinde Kiros’un adını taşıyan bir yazıt vardı; 1861’de hâlâ yerindeydi, yaklaşık 15 yıl sonra yoktu. Figür o yazıt yüzünden Kiros sanıldı, fotoğrafları bugün hâlâ onun adıyla dolaşır. Yazıt gitti, yanılgı kaldı.


Kiros’un çağdaş bir portresi yok. Bu yüz onun değil. Yüzü yok.
Tacın altındaki koç boynuzları başka bir kapı açtı: bazı modern müfessirler Kiros’u Kehf’teki bağladı.
Kur’an bu hükümdarın kimliğini söylemez; bu makale de hüküm vermez. Tartışma eskidir. Klasik adaylar İskender ve Himyerî hükümdarlardır. İbn Teymiyye ve İbn Kesîr İskender’i reddeder, Biruni Yemen görüşünü en kuvvetli bulur.
Kiros önerisi moderndir: aktarıldığına göre 1855’te Redslob, Müslümanlar arasında ilk Seyyid Ahmed Han. Ebü’l-Kelâm Âzâd’da ısrara dönüştü; Mevdûdî, Derveze, Tabâtabâî ve Şîrâzî de yeğledi. Mevdûdî bile “muhtemelen” der.
Dayanaklardan üçü. Daniel 8:20’deki iki boynuzlu koç: metin “Med ve Pers kralları” diye çoğul konuşur, Kiros’u anmaz. Boynuzlu bir heykel: Kapı R figürü olduğu çıkarımdır, boynuzlar Mısır tacının parçasıdır. Daryal’ın “Koreş Geçidi” adı. İskender adayının hikâyesi için İskender makalesindeki kutuya bakın.
MÖ 401, Kunaksa. Paralı asker Ksenofon bir Kiros için savaşmaya gelmişti — ama bu o Kiros değildi. Küçük Kiros kardeşine saldırırken öldü, sekiz seçkin adamı üstüne yığıldı. Ksenofon onu “eski Kiros’tan sonra gelen Persler arasında en krala yaraşır” adam diye andı ve otuz yıl sonra eskisini yazdı. Hiç görmediği adamı.
Kitabın adı Kyrupaideia, Kiros’un Eğitimi, ve romandır: Kiros yaşlıdır, yatağında oğullarına öğüt verir, yüzünü örter, ölür. Cicero kardeşine yazdı: bu Kiros tarih için değil, adil yönetimin portresi olsun diye yazılmıştır. Scipio kitabı elinden bırakmadı — Machiavelli, Scipio’nun Kiros’u taklit ettiğini yazdı, Ksenofon’dan da aldatma dersi çıkardı.

Sezar da okudu. Anlatılana göre Kiros’un son hastalığında cenaze talimatı verdiğini görünce böyle ağır bir ölümü küçümsedi, kendine ani ve çabuk bir ölüm diledi. Suikasttan önceki akşam, Lepidus’un sofrasında, en iyi ölümün ani ve beklenmedik olanı olduğunu söyledi — bir roman sahnesine cevap veriyordu. Ertesi gün cevabını aldı.
Tarihsel not · Ksenofon’un Anabasis’teki Kiros’u ve Sardes’teki bahçeyi Lysandros’a gezdiren Kiros, MÖ 401’de Kunaksa’da ölen Küçük Kiros’tur; büyük olanı değil. Dinar’daki Kelainai parkı ve Sart’taki bahçe de onun.
9 Ekim 1971. İran Şahı imparatorluğun 2.500. yılını kutlamaya hazırlanıyordu. British Museum’un küratörü Tahran’a uçtu, Silindir yanındaydı — yumuşak bir yol çantasında. Bir karış kil, beş bin sterlin sigorta. Şahyad’ın, bugünkü Azadi Kulesi’nin, bodrumunda aceleyle kurulmuş müzede vitrine kondu. Tek başına.
İngiliz büyükelçi Prens Philip’i önceden uyardı: Şah Silindir’in kalmasını isteyebilir. Açılışta Prens, anlatıldığına göre, salonun uzak ucunda durdu. Londra’da Dışişleri müsteşarı ödüncü kahvaltıda gazeteden öğrendi. 19 Ekim, gece yarısı, havalimanı yolu: küratör ile Tahran’daki müzenin müdürü Silindir’i sessizce aldı — çantaya geri. Bir gece yarısı çıkarıldı.
Aynı ay, 12 Ekim. Şah, Pasargadai’deki süssüz taş yapının önünde durdu. Kiros’a büyük kral, krallar kralı diye seslendi:
Rahat uyu, çünkü biz uyanığız ve hep uyanık kalacağız.
— İran Şahı, Pasargadai · TIME, 25 Ekim 1971
Şenlik için 62 çadır kuruldu — 69 devletin temsilcisi, 25.000 şişe şarap, Paris’ten 165 aşçı ve garson geldi. 2.500. yıl aslında 1962’ydi; kutlama ertelenmişti. Teşekkür bekleyebilirdi.
İki gün sonra, New York, BM’de bir koridor — davetiyeye elle yazılmıştı: 14.45–15.15. Şah’ın ikiz kız kardeşi Eşref Pehlevi, beyaz kilden bir kopyayı Genel Sekreter U Thant’a sundu; vitrini Metropolitan tasarlamıştı. Bir gün önce dağıtılan basın notu ona “antik bir insan hakları beyannamesi” diyordu — dili “eski Farsça”, nesne “tablet”. Ve notun tepesinde şu yazıyordu: resmî kayıt değildir.
U Thant o sözü kullanmadı, ama Kiros’un bağışlayıcılığını eşsiz saydı. Notun çevirisinde Marduk yoktu, haraç yoktu, ayak öpme yoktu. Marduk’u metinden çıkardılar. Kalan, teşekkürdü.
DEFTER · İlk insan hakları beyannamesi: Şah, BM basın bürosu.
Yedi yıl sonra Şah yoktu — o yıl bir din adamı “Yalancı ve Zalim Kiros” kitabını yazdı, mezarın yıkılmasını savundu. Mezar yıkılmadı. 2010, Tahran: Silindir yine ödünç gelmişti. Cumhurbaşkanı Ahmedinejad, eğilen bir aktörün omzuna keffiye örttü — aktör Kiros kılığındaydı — ve Kiros’a dünyanın kralı dedi.
Kiros’un adıyla teşekkür dışarıda da sürdü. 2018’de Mikdaş Eğitim Merkezi adlı özel bir kuruluş Trump’ı Kiros’la gösteren 1.000 hatıra parası bastı, Netanyahu da Beyaz Saray’da onu Kiros’la yan yana andı. Kasım 2025, Semerkant: UNESCO Genel Konferansı, başlığında “İnsan Hakları ve Kültürel Çeşitliliğin Erken Şartı” geçen bir karar aldı.
En kalabalık teşekkür mezarın önünde toplandı. Kiros Günü, 2016: çoğu genç binlerce kişi Pasargadai’ye yürüdü, trafik 30–40 km’ye yayıldı. Savcı tutuklamaları açıkladı. Dört yıl sonra, isimsiz bir kaynağa göre, üç kişiye toplam 56 yıl verildi; suçlamalar yürüyüşle sınırlı değildi. Anılan gün doğum günü değil, Babil’e giriş günü. Silindir’in anlattığı gün, muhalefetin günü oldu.
Med ordusu ayaklanır, kralını tutsak edip Kiros’a teslim eder. Ekbatana’nın gümüşü ve altını Anşan’a gider. Yıl tabletin kırık yerine denk gelir.
Develer, on dört gün, bilerek yıkılan sur. Surun dibinde iki genç adam kalır. Yıl tartışmalıdır; kazı ekibi 547 kullanır.
Kiros doğuya döner. İonya’yı, Karya’yı, Likya’yı komutanları alır. Foça gemilere biner, Kınık’ta Ksanthos akropolünde yanar.
Opis’te savaş. 12 Ekim’de Ugbaru savaşsız girer, 29 Ekim’de Kiros. Sekiz gün sonra Ugbaru ölür. Silindir’de adı yok.
Yılın ikinci yarısında tabletlere Kambyses’in adı girer. Ölümü için dört ayrı anlatı var. Pasargadai’de iş birden kesilir.
Kambyses uyluk yarasıyla ölür. Dareios, kendi anlatısına göre, tahttaki Mag’ı öldürür. Kiros’un iki kızıyla evlenir.
Kudüs’teki tapınak biter. Kiros on beş yıldır ölüdür. Ferman yine onun adıyla anılır.
Küçük Kiros kardeşine saldırırken ölür. Paralı asker Ksenofon oradadır. Otuz yıl sonra eski Kiros’u romana yazar.
İskender mezarı soyulmuş bulur. Kalıntılar lahde konur, kapı taş ve çamurla kapanır, çamura kral mührü basılır.
Cürcan’da Biruni’nin tabloları kurucuyu üçe böler: Koreş yani Keyhüsrev, Kiros yani Lührasb, Kudüs’ü yeniden yapan Kiros.
Murgab’da James Morier’i içeri almazlar; anahtar kadınlardadır. Yapı Süleyman’ın annesinin mezarı sayılır. Morier Kiros’u düşünür, reddeder.
Babil harabelerinde, o sırada Osmanlı toprağında, British Museum kazısında Silindir çıkar. Boyu yaklaşık 22 cm.
Şah Pasargadai’de “rahat uyu” der. İki gün sonra BM koridorunda kil kopya sunulur; basın notu ona antik bir insan hakları beyannamesi der.
Binlerce kişi Pasargadai’ye yürür, savcı tutuklamaları açıklar. Anılan gün doğum günü değil, Babil’e giriş günüdür.
UNESCO Genel Konferansı, başlığında “İnsan Hakları ve Kültürel Çeşitliliğin Erken Şartı” geçen bir karar alır. Dünya Mirası listesine alma değildir.
MÖ 479, Çanakkale, Eceabat yakını — Atinalılar Pers valisi Artayktes’i bir tahtaya çiviledi. Oğlunu gözünün önünde taşladı. Son oğul.
Şimdi durup şunu düşünün. Herodot’un kitabı burada bitebilirdi: Yunanlar kazanmış, vali ölmüş, oğul taşlanmıştı. Bitmedi. Herodot adamın atalarından birine, bir Artembares’e döndü ve yetmiş yıl geriye atladı.
Kitabında Persler Kiros’a gelir: toprağımız az, üstelik sarp, bırakıp daha iyisine göçelim. Kiros onlara bir zamanlar bir gün diken söktürmüş, ertesi gün ziyafet vermişti. Bu kez şöyle der: “Yapın, ama öyleyse hükmetmeye değil, hükmedilmeye hazırlanın.” Yumuşak topraktan yumuşak adam çıkar. Kitabın son cümlesi şudur:
Persler bunu kabul edip vazgeçtiler; Kiros’un görüşü onlarınkini yenmişti. Ovayı ekip başkalarına kul olmaktansa, çorak bir toprakta oturup hükmetmeyi seçtiler.
ὥστε συγγνόντες Πέρσαι οἴχοντο ἀποστάντες, ἑσσωθέντες τῇ γνώμῃ πρὸς Κύρου, ἄρχειν τε εἵλοντο λυπρὴν οἰκέοντες μᾶλλον ἢ πεδιάδα σπείροντες ἄλλοισι δουλεύειν.
— Herodot’un kitabının son cümlesi · Herodot 9.122.4
Basılı Tanah’ın son cümlesi de Kiros’un ağzından gelir: halkından kim varsa, Tanrısı onunla olsun, “yola çıksın.” Cümle orada durur, nereye çıkılacağı yazmaz. İki kitap, iki son cümle, tek ad.

Herodot bu satırları yazarken Salihli’de bir surun altında iki genç adam yatıyordu — biri yarım gram etmeyen gümüşle. Onlar teşekkür etmedi. Onlara soran olmadı.
Hangisine basarsan bas, adın bir listeye girer.
Teşekkür ettin.
Listenin son satırına yazıldın:
Silindir işe yaradı.
Etmedin.
Yanında iki kişi var: Tomris ve Sart’taki asker.
Biri bir tulum getirdi. Öbürüne soran olmadı.
Kiros’un kendi sesi yok — bütün sözleri kurgu ya da kâtip. Elimizdekini onu görmeyenler ya da onun için çalışanlar yazdı.
Yunanca, Latince ve İbranice alıntılar bu makale için özgün dillerinden çevrildi; konuşmalar yazarların kalemindendir. Elimizde yüzü olmayan bir adam, bir karış kil ve bir bahçe kanalı var.
Bir ad seç. Kil rengi şerit Kiros’un saltanatı; her işaret o kişinin yazdığı yıllar. Aradaki boşluğa bak.
Bodrumlu; Harpagos’un aldığı Karya’nın çocuğu. Bu hikâyenin çoğu ondan gelir. Kiros’un ölümü için “bana en inandırıcı gelen budur” der.
Artakserkses’in hekimi, Herodot’a inat yazdı. Onda Kiros bir hırsızın oğludur, Derbiklere karşı uyluğundan yaralanır, üç gün sonra ölür.
Paralı asker, yazar. Kyrupaideia romandır: yatağında öğüt vererek ölen ideal kral. Cicero bile tarih saymaz.
Köpeğin emzirdiği bebek, kesilen baş, 200.000 Pers ölüsü onda. Orta Çağ’a giden Tomris bu yoldan gitti.
Yıl defteri kadar kuru. Astyages’in ordusu, Opis, Ugbaru, on yedi gün buradan gelir. Okunabilir metin 538’de biter; Kiros’un ölümünü anlatmaz.
Bir yapı yazıtı. Reklam, ama gerçek. Marduk seçer, Nabonid suçlanır; Opis, Ugbaru, Yahudiler ve Kudüs yoktur.
Kiros’u Tanrı’nın görevlendirdiği kral diye anar. Fermanı çağdaş Babil kaydı yazmaz; Silindir Kudüs’ü anmaz.
Yazısız tanıklar: surun enkazında iki asker, kapının içinde 136 ok ucu, Kerkenes’te ezilmiş bir kurban. Kerkenes’in Pteria oluşu ve yangının faili varsayımdır.
Bir hata mı gördün? info@basementonfire.com adresine yaz; doğrulanan düzeltmeler bu sayfada belirtilir. Düzeltme ilkesi